Gazete REDNuray Mert’in rütbeleri ve tenzili…

Nuray Mert’in rütbeleri ve tenzili…

Geçen Nuray Mert hakkında bir şeyler yazmış bulundum, Cumhuriyet’te “yazılarına son verildi”. Benlik bir durum olduğunu elbette sanmıyorum. Şaka bir yana, Perşembenin gelişi Çarşambadan belli mi desek?

Nuray Mert “ana akım medya”dan ayrıldıktan sonra, BirGün, Diken gibi, kendisini muhalif cenahta konumlandıran mecralarda yazdı. Cumhuriyet’ten teklif geldiğinde kabul etti çünkü bu mecralar kendisine dar geliyordu. İşin doğrusu ya, her ne kadar gönüllü olsa da “ana akım medya”dan uzaklaşmasını, uzaklaştırılmasını bir tür rütbe tenzili olarak görmekten vazgeçmemişti. Cumhuriyet bunu telafi etme aracıydı. Ancak, Cumhuriyet’in bir misyon gazetesi olduğu, bu sayede ayakta durduğu ve hatta tam da bu yüzden onu davet etmiş olduğu gerçeklerinin üzerinden özenle atladı. Cumhuriyet daha önce boy gösterdiği Doğan, Demirören, Şahenk yatırımlarıymış gibi, herhangi bir medya kuruluşuymuş gibi davranmayı seçti. Tutumunu buna göre belirledi. Çok basit bir nedeni var: Cumhuriyet Nuray Mert’e muhtaç değildi ama Nuray Mert Cumhuriyet’e muhtaçtı. Cumhuriyet’in mensup olduğu “mahalleyi” yıllar önce terk eden ve hayatı boyunca bununla övünüp duran Nuray Mert işte bunu asla kabullenemedi, hazmedemedi.

Nuray Mert’in Cumhuriyet’teki icraatını ve dahi taksiratını uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Sonuç aşikâr. Aşı tutmadı. Nuray Mert Cumhuriyet’le ama özellikle okuruyla ciddi bir kan uyuşmazlığı yaşadı. Eğer Doğan, Demirören, Şahenk yatırımı değil de okurlarıyla, okurları sayesinde ayakta kalan bir gazete iseniz sadece ekonomik nedenlerle değil, okurunuza saygının da gereği olarak yapmanız gereken bellidir. Okurların istemediği yazarı gönderirsiniz. Bu basit. Cumhuriyet de bunu yaptı. Bundan sonra Nuray Mert başka mecralarda yazsın. Biz okuyalım. Eleştirelim, onaylayalım, şunu yapalım, bunu yapalım ama Nuray Mert’in Cumhuriyet’e ait olmadığı, olamadığı gerçeğini artık tartışmayalım.

***

Nuray Mert’in Cumhuriyet sergüzeşti böyle. Peki ya eğer 50 yaş üzeri değillerse hayatlarında bir kere bile Cumhuriyet gazetesi satın almamış olduklarından adım gibi emin olduğum bazılarına ne oluyor? Bu tipoloji her nedense ve her nasılsa Cumhuriyet’in yayın çizgisi, hangi yazarı tutup tutmayacağı konularında Cumhuriyet’in yönetiminden de, okurlarından da daha çok söz sahibi olduğunu düşünüyor. Bu nedenle, Nuray Mert’in kovulması nedeniyle Cumhuriyet‘in kulağını çekmeyi, ona ideal yayıncılık hattı öğretmeyi yine kendine hak biliyor.

Ne hoş değil mi? Yazarınız genel yayın çizginizle uyuşmayacak, hele ki okurunuz tarafından istenmeyecek ama siz onu gazetenizde tutmak mecburiyetinde olacaksınız. Neden? Gazetenize zerre olumlu katkısı olmayan, hatta gazetenizin temsil ettiği siyasi ve toplumsal çizgiyi düşman olarak gören bir tipoloji sizi yaftalamasın diye. Hakikaten nereden geliyor bu hadsizlik, bu cüret?

Meseleyi açık ve net ifade edelim. Cumhuriyet’in Can Dündar’la birlikte başlayan yayın çizgisi zamanla muhalif konuma düşmüş pek çok ismin ama özellikle siyasi tutumları Yetmez Ama Evet’te somutlanan kişilerin “ana akım medya”dan tasfiyesi süreciyle örtüşmüştü. Bu yüzden, şatafatlı kariyerini adı sanı belirsiz internet sitelerinde heder etmeyi kendilerine yediremeyenlerin önemli bir kısmı Cumhuriyet’i bu fırtınalı dönemde sığınabilecekleri bir liman, daha da ötesi gelecekte düşledikleri yeni medyanın muhtemel mayalanma kabı olarak gördüler.

Çoğunluğu bu projede kendileri yer almasa da plan belliydi: Cumhuriyet’e yeni dönemde enjekte edilen isimler yönetimin inayeti sayesinde köşelerini, koltuklarını her şeye rağmen koruyacak, Cumhuriyet’in yeniden biçimlendirilmesini sağlayacak, tüm bunları finanse eden de sırf Cumhuriyet ayakta kalsın diye desteğini geçmişte de olduğu gibi asla esirgemeyecek olan ve çoğunluğunu yaş itibariyle zaten bunama sınırında gördükleri Cumhuriyet okurları olacaktı. Kendileriyle tam olarak aynı siyasi çizgiyi paylaşmasa da aynı kadere mahkûm oluveren Nuray Mert’in Cumhuriyet’teki varlığı olanca aykırılığıyla, hoyratlığıyla bu planın ne denli tuttuğunun göstergesi olacaktı. Böylece Nuray Mert’e kendi iradesi dışında bir barometre, turnusol işlevi yüklediler.

Nuray Mert’in kovulması ise planın tutmadığının ispatı oldu. Bu mühendislik dehalarının hesap etmedikleri küçük bir nokta vardı; Cumhuriyet okurunun o kadar da kolay lokma olmadığı. Gerçekten de Cumhuriyet okuru Türkiye’nin en örgütlü okurudur. Kendilerinin çalıştıkları gazetelerden alışık oldukları kupon okuru, magazin okuru, “seksi resimleri için tıklayınız” okuru değildir. Gazetenin yayın çizgisinde ve elbette köşe yazarları yönünden söz sahibi olmayı istemesi ve bunun gereği taleplerde bulunması tuhaf değildir.

Sahi ya, 1980’lerden beri her Allah’ın günü “sivil toplum” diye ayılıp bayılanlar mesela CUMOK’u neden bilmez, görmez? Bilir de görmezden gelir? Artık iyice farkındayız, kendileri için sivil toplumun makbul olanı vardır, olmayanı vardır. Memleketin dört bir yanını saran tarikat, cemaat vakıflarına, derneklerine “onlara da kulak vermeliyiz” diyenler CUMOK ve emsallerini görünce alarm zilleri çalmakta, hatta nicedir rafta beklettikleri Ergenekon sopasına sarılmakta sakınca duymazlar. Kulak vermek bir yana, onları kafalarına vura vura adam edilmesi, “normalleştirilmesi” gereken çıkıntılar olarak görürler. İnsanın aklına geliyor, hani marjinal bizdik? Pardon, paternalist, tepeden inmeci, affedersin Jakoben olan bizdik?

Velhasıl hayatlarında gördükleri en muazzam gazetecilik işi Taraf “projesi” olanlar Cumhuriyet’in işleyişini, beka yordamını elbette beğenmeyecekler, tasvip etmeyecekler. Bavul gazeteciliğiyle böbürlenenlerin, yüksek mahfillerden atamalarla köşe sahibi olanların, sözüm ona abonelik sistemiyle yayınlananların Cumhuriyet’in sadece yayın çizgisiyle değil, bizatihi varoluşuyla kan uyuşmazlığı yaşamalarından daha doğal ne olabilir? Project democracy’nin foncu, hibeci, operasyoncu yavrularının işin “democracy” kısmını sadece kitlelerin önüne atılan olta olarak görmeleri, “project” kısmından yürümeleri, işi her daim kapalı kapılar ardında, yukarılardan halletmeye girişmeleri, bu planları tutmayınca mızıldanmaları kuşkusuz naturalarının gereğidir. Dün öyle yapıyorlardı, bugün de böyle yapıyorlar…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol