Gazete REDNicel Kolaylaştırma, Sermaye Akışları ve Bizim Dolar Angutları (III)

Nicel Kolaylaştırma, Sermaye Akışları ve Bizim Dolar Angutları (III)

Tefrikamızın bir önceki tefrikinde şöyle demiştim: “Bir sonraki tefrikte parayı renklendirmeyi sürdüreceğiz, kırmızı ve mavi paralarla. Filmi görmeden önce ip ucu. Kırmızı para mevduatlar, mavi para rezervler.”

Bu tefrikte filme başlıyoruz.

Peki, neden?

Çünkü, yeşil, kırmızı ve mavi paralar anlaşılmadan paranın ne olduğunu anlaşılamaz. Tabii bir de bilanço var.

Peki, parayı niye anlamamız gerekiyor?

E, baştan dedik ya. Konumuz emperyalizm. Parayı anlamadan emperyalizmi nasıl anlayacağız? Emperyalizm kapitalizmin tekrar eden bir evresi olduğuna göre kapitalizmi anlayabilmek için de parayı anlamamız gerekiyor mu?

Peki, kapitalizmi niye anlamamız gerekiyor?

Aaaa.

Böyle soru mu olur?

Anlamak istemiyorsanız yazının gerisini okumayın arkadaşlar. Tefrikamızın bir önceki tefriki şurada mevcuttur.

Parayı Renklendiriyoruz: Kırmızı Para

Yeşil paranın cebimizde dolaştırdığımız kağıt ve metal şeyler ve o şeyleri para yapanın da onlarla köfte-ekmek alabilmemiz olduğunu konuşmuştuk. Bir de bankalarda duran mevduatlar var. O mevduatlar bankaların bilgisayarlarında yazılı bir takım rakamlar. Öyle ele alınıp okşanabilecek şeyler değil bu rakamlar, tabii bankanıza gidip yeşil para olarak çekmediğiniz sürece. Yeşil para olarak çekerseniz, okşarsınız istediğiniz kadar.

Diyelim bir şirkette çalışıyorsunuz ve çok da cömert bir patronunuz var. Şeyh Bedrettin gibi bir adam. Hem Müslüman, hem de komünist enternasyonalist. Üstelik, yok Müslümandı, yok Hristiyandı, yok Yahudiydi, yok kadındı, yok erkekti filan diye ayrım da yapmıyor. Riba, artık değer filan da yemiyor ve size ayda 10 bin lira maaş veriyor.

Nasıl veriyor size bu 10 bin lira maaşı?

Elinize yeşil para olarak sayarak mı?

Öyle yapan birkaç patron olabilir ama bugünlerde patronların çoğu öyle yapmıyor. Bugünlerde patronların çoğu maaşı şirketin bir bankadaki mevduat hesabından sizin bir bankadaki mevduat hesabınıza elektronik olarak aktarıyor.

Bu aslında çok karışık bir iş değil. Bankalar her gün böyle aktarımların binlercesini, milyonlarcasını, hatta dünya ölçeğinde milyarlarcasını yaptıklarına göre bu iş çok karışık olabilir mi?

Ama işin nasıl yapıldığını anlatabilmek için işin içine mavi parayı, yani memlekette zorunlu, munzam, vesaire, karşılık filan da denilen rezervleri, ve tabii bilançoyu sokmak gerekiyor. Bunu kırmızı parayı biraz daha tartıştıktan sonra yapacağım.  Kırmızı paraya dönelim. Önceden adını koyduğum üzere kırmızı para mevduatlardır da, mevduatlar neden paradır?

Diğer bir deyişle, kırmızı para para mıdır?

Tabii ki paradır.

Çünkü kırmızı para da köfte-ekmek alabiliyor. Hem de hiç yeşil paraya dönüşmeden. Modern bir köfte-ekmekçiye gittiğinizi düşünün ve köfte-ekmekçide o POS denilen cihazlardan var. Hani kredi kartınızı sokup ödeme yaptığınız cihazlar var ya, onlardan. Bugünlerde ATM kartları (banka makinelerinden para çekerken kullandıklarınız) da kredi kartı gibi o cihazlara sokulabiliyor. Siz ödemeyi ATM kartınızla yaptığınızda olan da sizin bankanızdaki mevduatınızdan köfte-ekmekçinin bankasındaki mevduatına bir aktarımdır. Diyelim aktarım 10 liralık bir aktarım. E, köfte-ekmek de 10 liraysa, köfte-ekmekçi de size köfte-ekmeği verdi.

Yani ne oldu?

Kırmızı para köfte-ekmek aldı.

Yani kırmızı para da para.

Bunlara girmemize de hiç gerek yoktu aslında. Var mıydı? Sizin patron Şeyh Bedrettin sizin maaşı nasıl ödediydi? Aynı yukarıdaki gibi de işin içine bir POS cihazı girmemişti. Aradaki tek fark o. Aktarma bankalar arasında doğrudan yapılmıştı, elektronik fon transferi (EFT) denilen yolla. Şeyh Bedrettin’in sizden kırmızı parayla satın aldığı da sizin emek gücünüzdü. Yani köfte-ekmeğin bir başka biçimi.

Özetleyelim.

Kırmızı para da paradır ve kırmızı para bankalardaki mevduatlardır.

Mavi Para Köfte-ekmek Alamaz: Para Değildir

Hani, dediydim ya, bir bankadan bir başka bankaya mevduat yani kırmızı para aktarımının nasıl yapıldığını anlatabilmek için işin içine mavi parayı yani memlekette zorunlu, munzam, vesaire, karşılık filan da denilen rezervleri ve tabii bilançoyu da sokmak gerekiyor.

Bir sonraki aşamada onu onu yapacağız ve mavi paranın neden köfte-ekmek alamadığını konuşacağız. Nicel kolaylaştırmaya oradan geri döneceğiz.

Lakin burada duralım ve yine Kuran’a kulak verelim.

Bakara 275 (Harun Yıldırım Meali): Riba yiyenler delilikten şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu onların; “Alış veriş de ancak riba gibidir.” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, ribayı ise haram kılmıştır. Artık her kim kendisine Rabbinden bir öğüt gelir de vazgeçerse geçmişteki kendisinindir ve işi Allah’a aittir. Her kim de dönerse; işte onlar ateş halkıdır; orada sürekli kalıcıdırlar.

Bakara 278 (Yaşar Nuri Öztürk Meali): Ey iman sahipleri, Allah’tan korkun. Ve eğer inanıyorsanız ribadan geri kalanı bırakın.

Bakara 279 (Ümit Şimşek Meali): Bunu yapmazsanız, Allah ve Resulü ile savaş halinde olduğunuzu bilin. Ama tevbe edecek olursanız, ana malınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olmazsınız.

Dikkatinizi çekerim. Kuran riba diyor, faiz demiyor. Ayrıca, Ümit Şimşek çevirisinde geçen ana mal, Kuran’da Re’s-ül Mâl diye geçen kavramın doğru çevirisidir. Ribayı faiz diye çevirenler ana malı, ana para diye çeviriyorlar.

Ahlaksızlıktır.

Re’s-ül Mâl ana mal demektir. Sermaye diye çevirenler de var ve onlarınki daha kabûl edilebilir ama doğru çeviri ana mal, ana para değil. Ana para, ana malın özel bir halidir, faizin ribanın özel bir hali olduğu gibi.

Gerisi bir sonraki tefrikte.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,984BeğenenlerBeğen
16,906TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol