Nesin Matematik Köyü Devrimi, Şarap ve Sağ-Sol Kroşeler

Sağ ve sol tarafın neresi olduğunu biliyor olmakla sağ ve solun ne demek olduğunu anlamak farklı şeylerdir. Bilmek için öğrenmek yeterli olabilir, ama anlamaya çalışmak için doğruyla bile ‘kavga’ etmek gerekebilir.

Ancak, anlamak için kavga etmek yeterli değildir, çünkü, bir şey ‘mükemmel’ olarak anlaşılmaz.

Tanrıyı anlayabilmek için de kavga etmekten başka çare yoktur, dua etmek yeterli değildir.

Benzer yaklaşım içerisinde, matematiği anlamak için matematik sorularını çözmek yetmeyecektir, soruya hep kuşkuyla bakmak gerekir. Örnegin,

2, 4, 6, 8, 10, ?

dizisinde “Soru işareti yerine ne gelmelidir?” sorusunun en doğru yanıtı, “her şey olabilir” olması gerekirken, doğru yanıt seçeneklerinde böyle bir şık olmadığı gibi, şıklarda yer alan “12”  doğru yanıt olarak dayatılacaktır. Ve bunun sonucunda, dayatmaya gerekirse, “bu bir matematik sorusu değildir” diyerek tepki göstermek gerekecektir. Bütün bunları yaparken keyifle şarap içebilmek için sınırları da iyi dengeleyebilmek olmazsa olmazdır.

Bu yazıyı yukarıda belirtilmeye çalışılan kuşkuculuk sınırları içerisinde anlamaya çalışmak yerinde olacaktır. Yazıda geçen köy, Nesin Matematik Köyü’dür.

Köy, Fatma, Cafer, Hülya, Nuket ve adını şu anda anımsamadığım bir kişi dışında, köy kurucusu da dahil herkes tarafından kutsanmış durumda. En büyük talihsizlik ise köyün köy kurucusu tarafından hiç eleştirilmemiş olması!

Bu eksikliği gidermeyi bir sorumluluk olarak görerek, köyün kuruluşundan beri köyde bulunan biri olarak konuya objektif bakmanın yanı sıra, bazen öfkeli ve bazen de bir taraf olarak değerlendirmelerde bulunarak, köyü kutsamayacağım, köyün işleyişine çomak sokacağım.

Köyü bir kamu köyü olarak gördüğüm için, buna sonuna kadar hakkım var. Bu, kuruluşu bir devrim ve mevcut durumu ise bir karşı devrim olarak nitelendirilebilecek Nesin Matematik Köyü’nün nasıl büyüme ve para tuzağının kucağına düştüğünü anlama biçiminde olacaktır.

Bunları yaparken sağlı sollu kroşeler kullanacağım, vuruşlarım tamamıyle indirmeye yönelik olmayacak, şarap içebilecek bir mesafeyi korumak için elimden geleni yapacağım. Ama, sağımız solumuz belli olmaz, temkinli olmak lazım, hızımızı alamayıp vurduklarımızı indirebilir, şarapları da devirebiliriz. Bir yanımız kavgadır!

Bililyoruz,
Yaşam kavgadır”ın
Panzehirinin,
Şarap olduğunu.
Ve
Biliyoruz,
yaşam şaraptır”ın,
Panzehirinin
Kavga olduğunu.

Köy Enstitülerinin ve Matematik Köyü’nün kurulma amaçları aynı olmasına karşın, yıkılma süreçleri farklıdır. Üretim ve aydınlanmacılık üzerine kurulan Köy Enstitüleri kurucuları tarafından değil, aydınlık düşmanı kan emici patron ağa düzeninin saldırıları sonucu yıkılmıştı.

Kuşkusuz, Matematik Köyü de aydınlanmacılık üzerine kuruldu. Köyün yıkılışı ise, sadece eğitim simsarı rantçılarının kuşatmasıyla değil, bu kuşatmada köyün kurucularıyla eğitim simsarları aralarındaki iletişimin, ‘köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin’ merkezli olması sonucu  yıkılmıştır. Sonrasında, her iki tarafın elinde kalan ayı-dayı unvanları, bir tarafın cebinde dolarlar ve diğer tarafın elinde köprüden atılan köyün enkazı kalmıştır.

Aşağıdaki görselde iki ayı ve iki dayının resimleri verilmiştir. Solda olan fotoğraf Mustafa Yağcı tarafından paylaşılmış olup, paylaşımın altında Ali Nesin’i “yanına yaklaştıkça küçüldüğüm uzaklaştıkça büyüdüğüm” olarak tanımlıyordu.

(Bu arada (ayı, dayı, köprü) üçlüsünün kökeniyle ilgili bir not düşelim: Ayı, bazı Türk boylarının Gök Tanrı İnancı’na göre kutsaldı. Ayı tırnağının güçlü ve koruyucu olduğuna inanılırdı. Kutsallığına inanılan hayvanların adlarının söylenmemesi gerektiği bir çok kültürde olduğu gibi, ayının adının da söylenmemesi gerektiğinin, Altaylarda, Yakutlarda ve Dalgalanlarda da var olduğu ifade edilmektedir. Bu geleneğe uygun olarak, ayıdan bahsederken ayıya ayı demek yerine dayı denildiği ifade edilmektedir.  Bazı inançlara göre ayı, isminin söylendiğini kış uykusunda olduğu dönemde bile işitir. “yerin kulağı vardır” deyiminin kökeninin de, ayı yerde uyuyor olsa bile duyar, anlayışından geldiği ifade edilmektedir. “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek” atasözü bu açıklamayla bağlantılıdır.)

Ayılar, pardon dayılar, ayılar, dayılar, özür dilerim, dilim/yazım sürçüyor.

Beyaz adamın siyah adamlara incil, ayna ve tarak götürmesi sonrasında ay daha çok, dünya daha çok ve güneş de daha çok dönmüş ve bunun sonucu aralarında karmaşık duygular oluşmuş, sonrasında çekirgeleri matematikle tanıştırma zamanı gelmişti. Demek ki çekirgelerin kaderlerinde iks, ye, ze gibi şeyler işitmek de varmış. Allahü Akbar!

Nesin Matematik Köyü İzmir Şirince İlçesinin Kayser dağında 2007’de kurulmaya başladı. Köyün tanıtımında sıklıkla çekirgelere yer verildi. O nedenle, içinde çekirge geçen cümlelere biraz daha yer verelim: Kayser dağının çekirgeleri olup biteceklerden habersizdi. Matematik adamların matematik aracılığıyla çekirgelerlerle arkadaş olabilecekleri akıllarının ucundan geçmediği gibi, zaten akıllarının uçları da yoktu. Ertesi gün olup biteceklerden habersiz olan çekirgeler, bütün gece ötüşmüşler, bazıları aralarında şarkı söylemiş  ve bazıları da çok sert sevişmişlerdi, kimbilir daha neler neler…

Çekirgeler köyün kuruluş günü sabahında uyandıklarında yuvalandıkları çalıların matematik adamların çadırlarının dikilmesi için kesilmeye başladıklarını gördüler. Matematik adamlar çadırlarına yer açarken, ‘hiçbir ağaca zarar verilmeyecek’ düşünceleri bazen sessiz ve bazen de sesli yükseliyordu. Bu, matematik adamların çekirge topraklarının bir işgaliydi.

(İşgal derken kötü niyetli adam olduğumu düşünmeyin, daha uygun bir kelime bulabilmek için uğraşamayacak kadar tembellik içerisindeyim.)

Konu basında da sıklıkla yer almaya başlamıştı, ama görsellerde çekirgelere hiç yer verilmemişti. Bu konuda bir çekirge görseline bu yazıda yer vererek, bir eksikliği gidermiş oluyoruz.

İlk defa İzmir bölgesinde tanımlanmış Bradyporus Macrogaster olarak bilinen Çekirge türü, erkek. Bu tür yaz aylarında çok yüksek ses çıkartır ve dişiler bu sese yönelerek bir araya gelirler. Bu sesin köyde matematik adamların çok hoşuna gittiği bilinmektedir. (Foto: Mustafa Ünal, Manisa Spil dağı.)

Matematik adamlar sadece köyü kurmakla kalmıyorlar, eş zamanlı olarak matematik de anlatıyorlardı. Bu ikili başarının sonrasında Şirince şaraplarını içiyorlar, ve yorgunluklarını çekirgelerin ninnileri eşliğinde uyuyarak atıyorlardı. İnşa edilen bu devrimci yapı gururla anlatılırken zaman zaman, ‘çekirgeler ne güzel ötüyor’ da deniliyordu.

Köy kurucusu Ali Nesin, köyün kuruluşundan on bir yıl önce, yani 1996 yılında Tansu Çiller’i protesto edip, Global Gazetesi ve İntermedya Ekonomi Dergisi tarafından Aziz Nesin adına verilen bir ödülü, “Babama Yıldız Kenter ve Sezen Aksu’yla beraber ödül aldığını söyledim. O da ödülü iki güzelle paylaşmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Ödül alanlar arasında Tansu Çiller ve Yıldırım Aktuna’nın da bulunduğunu söyledim. Çok şaşırdı ve ödül alıp almamayı bana bıraktı. Ben de kabul etmiyorum” diye açıklama yaparak, koçlar gibi reddediyordu.

“Koçlar” gibi derken, kastettiğimin Vehbi Koç’un ‘Koç’u olmadığının farkında olduğunuzu varsayıyorum. Kader bu ki, ödülü reddeden koç, sonrasında Vehbi Koç’un “koçu” olma tuzağına düşecekti.

Evet, bir de Vehbi Koç var. Vehbi Koç, 12 Eylül faşist lideri Kenan Evren’e darbenin hemen arkasından, yani 3 Ekim 1980 tarihli mektubunda, işçi sendikalarının kapatılmasından duyduğu mutluluğu belirterek,Komünist Parti’nin, solcu örgütlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, birtakım politikacıların kötü niyetli teşebbüslerini devam ettirecekleri muhakkaktır, bunlara karşı uyanık olunmalı ve teşebbüsleri mutlaka engellenmelidir” diyor, ve Emrinize amedeyim”le mektubunu bitiriyordu.

İşte bu Vehbi Koç adına eğitim alanında verilen 14. Vehbi Koç Ödülü, Ali Nesin ve Matematik Köyü’ne veriliyordu. Ali Nesin, bu ödülü alırken yaptığı konuşmada, “Şimdiye kadar çok siyasi gelişmeler oldu. Çok çatışma, sağ-sol kavgası gördük. Gördüğümüz bir uygarlık savaşı. Bu savaşta Koç ve Nesin ailesi yan yanalar” diyerek, Matematik Köyü Devrimi’ne ilk darbeyi indiriyordu. Ayrıca “Koç Ailesi”, Kral Ailesi”, “Suud Hanedanı” gibi aileler olabilir, ama “Nesin Ailesi” olamaz, olursa “Marx Ailesi”, “Lenin Ailesi” gibi bir aile olur ki, bu da ayıp olur. Suud ailesinin bir fotoğrafı:

Bunun yanında, Ali Nesin işçi sınıfının kavgasını “sağ-sol” kavgası olarak ifade ederek, kavganın içini boşaltmıştı! Evet, Koç’u da titreten 15-16 Haziran direnişi de, o kavganın bir parçasıydı. Ne diyor Nazım Hikmet:

Kıpkızıl, kan kırmızı bayraklarımızın
alevinden
Sarı kursak bir balon gibi soldu güneş.
Ciğerlerimizde şişen türküler ateş!

Bana öyle geliyor ki “domuzdan kıl koparmanın” bir bedeli olan aşağıdaki fotoğraf, köy kurucusunun huzurunu kaçıran ve çocuklara kesinlikle gösterilmemesi gereken fotoğraflardan biridir.

Ne korkunç ve estetik dışı bir fotoğraf!

Koç Ödülü olarak 25 kuruş veriliyor olsaydı köy kurucusu o ödülü alır mıydı? Alsaydı,  konuşmasında “Koç ve Nesin ailesi yan yanalar” der miydi?

Matematik Köyü’nde bir kişi, Mustafa Yağcı (kısaca MY) dışında herkes gönüllü ders verirdi. MY hakkında bir tanıtım yapmadan önce bir anektoda yer vermek isterim: Bir akşam köy kurucusu, henüz tam olarak tanıştığım söylenemeyecek MY  ile ayak üstü otururken, MY’nın, “Sen niye AK partiye karşısın?” sorusu karşısında bir an için duraksadım, ne diyeceğimi bilemez bir haldeyken birden, “AKP milletvekili çocukları askere gitmiyor. Onun için karşıyım. Sen askerlik yaptın mı?” diye sormam üzerine, MY’nın askerlik yapmadığını ve ayrıca, o dönemlerde babası Ziyaeedin Yağcı’nın milletvekili olduğunu öğrendim.

Dahası Ziyaeddin Yağcı, sadece milletvekilliği değil, AKP Adana il başkanlığı yaptığı, Komünizmle amansız mücadele eden İlim Yayma Cemiyeti’nin 1979 yılında Adana Şube Başkanlığı yaptığı, AKP Kurucu üyesi olduğunu, Birlik Vakfı kurucularından olduğunu da öğreniyoruz. Köy kurucusu, Ziyaaeddin Yağcı hayatını kaybettiğinde sosyal medya hesabından başsağlığı diliyordu.

Ne var bunda diye sorabilirsiniz, bu köy kurucusunun çok nadiren yaptığı bir davranıştır. Sanırım konu derinlerde!

MY tanıtım sayfasında çok haşere bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirmiş olduğuna sıklıkla vurgu yapmasına karşın, mütevazilik gereği olsa gerek başlamış olduğu ODTÜ Matematik bölümünü bitirip/bitirmediği konusunda hiçbir açıklama yapmıyor. Diplomanın ne önemi var canım!

2011 yılına kadar TÜBİTAK’dan kısmi bir destek alan köyün, sonrasında herhangi bir destek alamaması üzerine “arıtılmış haram para” kazanmaya eğilim gösterdiği anlaşılıyor:  2013-2014’lü  yıllara kadar ekonomik sıkıntılarla sarsılan köy, bu tarihten sonra maddi problemlerini Mustafa Yağcı’nın Lise Matematik Programları’nca elde edilen gelirlerle ‘giderilmeye ’başladığı anlaşılıyor.

Problemin bu biçimde çözümü, köyü bir kamu alanı olmaktan uzaklaştırıyor ve  sıradanlaştırıyordu. Bunun karşılığında köye paralar akmaya başlıyor ve bu paraların bir kısmı da Mustafa Yağcı’nın (MY) cebine akıyordu.

Bundan alınan ceseratle MY köy içerisinde sadece duruşunu değiştirmiyor, şalvar pantolonu da bırakıp fular takmaya başlıyordu. Paralar akıyordu derken yüz milyonlarla akıyor değildi elbet, ama pusuda o hedefe ulaşmak amaçlanıyordu, sanırım!

MY’nin cebine ne kadar akıyordu?

Buna yanıt şöyle verilebilir: Mustafa Yağcı’nın yaz döneminde her biri iki hafta olan toplam 6 programı bulunuyor. Her program için kontenjan 120 ve öğrenci başı 4200 TL. Bu durumda para girdisini şeffaf biçimde yapalım:

6x120x4200=3.024.000

Bunun 1/5’i Mustafa Yağcı’ya kaldığını düşünürsek MY’nin cebine bir yaz boyunca kalan para 600.000 TL.

Ayrıca, kitap satışları, kış dönemi falanda hesap edilirse bence temiz bir milyon liradır.

Bu para, MY’nin dışında herkesin gönüllü ders verdiği düşünülürse, iyi para.

Ayrıca, köy ortamında oluşan borsa motivasyonu düşünülürse, borsadan gelen paranın da hiç fena olmadığının köyde kulaktan kulağa, fısıltılarla dillendirildiğine tanık oldum.

Ülkenin her yanında matematik pazarlanıyordu.

Nasıl felsefe pazarlanamazsa matematiğin de pazarlanamadığı en az bir ortam olmalıydı. Köyün bu amaçla kurulmuş olduğu, köyün bir yayın organı niteliğine dönüştürülen Matematik Dünyası dergisinde yapılan açıklamalardan anlaşılıyordu. Köyün temel amacı, matematik ve onun yarattığı düşünce felsefesini anlamaya yönelikti.

Diğer taraftan eğitim sisteminin yerlerde süründüğü bir ortamda matematik talep edilmesinin ve onun üzerinden para kazanmanın yolunun açılabileceği bir ortam, “Bir günde 250 matematik sorusu çözüyoruz” dolandırıcılığının başarıyla sonuçlanabileceği bir alandı. Bu tür yaklaşımlar bir dönem Fetullah Gülen hareketiyle çok iyi değerlendirilmişti. Matematik Köyü bazı matematik pazarlamacılarını markalaştırarak piyasaya sürmek amacıyla kurulmamıştı! Ama sonuçta pazarlamacılar üretmişti. Aşağıdaki fotoğrafa ve afişe bir bakın, ve ne hissetmiş olabileceğinizi düşünün. Ne hissediyorsunuz?

Üstteki çay dağıtır. Alttakiler ise matematik anlatma aşkıyla yollara düştüklerini, çay içmeye geleceklerini söyler… Vıcık vıcık yalan söylüyorlar.

Matematik Köyü’nün kitlesel yayın organlarından birinin Matematik Dünyası dergisi olduğu düşünülebilir. Bence Türkiye’nin lise-lisans Bourbaki’siydi. Bu derginin kapak resimleri, inanılmaz ve müthişti. Bir gün bir baktım, MY bu kapak resimlerini aşırıp, kitaplarına kapak resmi yapmış

Bilinçli olarak köyün ikinci kurucusu olan Sevan Nişanyan’dan bahsetmedim. Bunun nedeni, Nişanyan’ın amacı hiçbir zaman ya da süreklilik anlamında yukarıda açıklanmaya çalışılan anlamda bir köy kurulması olmadı. O, bir macera peşindeydi. Ama maceralılığını “yalan” AKP sempatizanlığını bünyesinde kurgulama seviyesine düşürecek kadar da zavallıydı. Sosyalizmi iyi öğrenmiş ama anlayamamış Nişanyan, 2010 Anayasa değişikliği referandumu öncesi oturduğu sandalyenin ön iki ayağını işlevsiz bırakıp, arkaya kaykılarak ve kasılarak ‘iyi bir anayasa Türkiye’yi kurtaracaktır’ diyordu. Bu konuda da zavallıydı ama sandalyenin arka iki ayağını kırmamayı başarmıştı.

Biraz da düz övgüler dizelim: Her ne olursa olsun Matematik Köyü’nün Türkiye’de binlerce öğrenciye matematik öğrettiği konusunda hiçbir kuşku yok. Sadece bu değil, gönüllülerden oluşan kollektif çalışma ortamının nasıl oluşturulabileceği konusunda da son derece önemli bir örnekti, eksik oldu: Öncesinde bir köy enstitüsü niteliğinde devrimdi.

Bütün bunların yanında köy, benim için de son derece önemli deneyimlere sahip olmamı sağlamıştır. Bu önemli deneyimlerden biri, köyden ‘kovulan’ ilk ve tek kişi olmamdır. Konu şudur:

Açık bir sosyal medya ortamında köy ortamında markalaştırılmaya çalışılan bir kişinin ‘online olarak kontenjanı 18 kişilik gruba lineer cebir dersi vermekteyim. Ücret, ODTÜ’den öğrencileri için 120, diğer üniversiteden katılımcılar için 240 liradır’ ilanına aynı mecrada, kendi sosyal alanımda, ‘bu ücret farkı neden?’ diye sormuş olmam nedeniyle genel davet üzerine köyde 2020 yılı yaz döneminde verilmesi planlanan Hahn-Banach Teoremi dersim iptal edilmiştir.

Bu kovulma kovanlara bir tatmin yaşatmıştır. Bu tatmin, Yunus Bakihan Çamurdan’ın köy kurucusuyla ilgili yazmış olduğu Ali Nesin’in Saltanatı ve Sefaleti başlıklı yazısında yer alan paragrafta geçen tatmin anlamıyla uyumludur. O paragraf:

Yetmez Ama Evet’in diğer ve daha büyük temsilcileri yıllarca hem Gülen hareketiyle, hem Erdoğan’la ilişkiler içine girip, fonlarla, vakıflarla, toplantılarla, medya görünürlüğüyle beslendiği, bu odakların taşıdıkları politik iddialarla özdeşleştiği için şimdilerde at izi it izine karıştığından köşelerine çekilmiş, pek suskunlar. Onların yarattığı boşluğu o dönemde nispeten “temiz” kalabilmiş Ali Nesin doldurabiliyor ve Yetmez Ama Evet’in haklılığına sarsılmaz iman etmiş olanlar ona teveccüh ediyor. Dün Ergenekon, Balyoz belgeleri Taraf’ta yayınlanırken coşa gelenler şimdi de Ali Nesin’in sosyal medya mesajlarıyla tatmin oluyorlar.’’

Şu ana kadar olan yazının içeriği şu bakış açısıyla da uyumludur:

“Kapitalizmin tüketimi pompalayan her hücresi insanlara tasma takar; Migros şu kartınız, A101 bu kartınız, OPET o kartınız var mı, diye sorar. Bir süre sonra bakarsınız ki cüzdanınız tasmalardan geçilmiyor, kapitalizmin her hücresi sizi bir yöne doğru çekiyor. Yaptığınız alışveriş bilgisini toparlayıp, analiz ederek senin zaaflarını yakalayıp devreye sokarak, kafana vura vura ‘satmaya’ çalışır.  Bu hücreler senin siyah zeytin yediğini ‘data’lar üzerinden tespit ederek ‘data science’i kullanıp, siyah zeytinin ‘komşuluğu’nda da yer alan ‘kahverengi zeytini’ sana satmak için her türlü imkanı kullanır. Burada geçen ‘komşuluk’ kavramının topolojide yer alan ‘komşuluk’la da ilişkilendirir ve bunun için de matematik dahil her türlü alanı kullanmaktan geri kalmaz, gerekirse üniversiteler kurup eleman yetiştirirler. Buna ‘katkı’ sunan sınıf bilinci olmayan matematikçiler de bunun üzerinden değerli olduklarını, birçok şeye yaradıklarını düşünürler. Bu matematikçilerin sınıf bilinci olmadığından, kendilerininin sermaye sınıfının celletları olduklarının da farkında olmazlar. Bu tür matematikçiler ve benzerleri hiçbir zaman Diyojen gibi Büyük İskender’e siktir çekemezler.”

Yaşasın Nesin Matematik Köyü.

Kahrolsun Matematik Köyü Dershanesi.

Son Haberler