Gazete REDNazi zamanı…

Nazi zamanı…

Yaşamımın 32 senesini Kassel kentinde geçirdim. Severim bu kenti. Sevmek için de çok fazla nedenim var. Küçük bir kent olsa da devlet operası, devlet tiyatrosu ve devlet balesi olan bir kent. Dünyanın en büyük sanatsal etkinliği bu kentte ve Almanya’nın kişi başına düşen en büyük müze metrekaresi bu kentte. Ayrıca Kassel’in doğası da gayetle güzeldir. Benim evimin de bulunduğu tepeliklerde kurulu park Unesco tarafından kültür mirası olarak tanınmıştır. Bu tepeliklerin üst noktalarından birisine çıkıp kenti seyretmek bana çok özel bir keyif verir.

Ve bu kent 2 Haziran günü yakın tarihinin belki de en çok dikkat çekecek olan cinayetine tanık oldu.

Kentin valisi Walter Lübcke Naziler tarafından evinin bahçesinde kafasından vurularak öldürüldü. Kendisi bulunduğu göreve Hristiyan Demokrat Parti’den seçilip gelmiş bir politikacıydı. (Almanya’da valiler de partilidir.) Hristiyanlık dinini ciddiye alan, inançlı bir bireydi. Özellikle de hristiyanlık dininin aydınlanma dönemi sonrasında üstlenmiş olduğu hümanist felsefeyi fazlasıyla önemserdi. 2015 senesinde halkın şikayetlerini dinlemek amacıyla katıldığı bir toplantı sırasında buraya kurulacak mülteci kampından şikayet edenlere kelimesi kelimesine mültecilere sahip çıkmanın hristiyanlık dininin bir gereği olduğunu, hristiyanlık dininin bu temel ilkesine karşı olanların bir başka ülkeye göç edebileceklerini son derece net, biraz da radikal bir şekilde söylemiş ve gerek kendi partisindeki sağ kanadın, gerekse de yelpazenin daha da sağında yer alan ırkçıların tepkisini çekmişti.

Sonraları yeraltında faaliyet gösteren Nazi terör örgütleri Lübcke’yi ölüm listesine almış. Bununla da kalmamış, bu listeyi internette yayınlamışlar. Biz duymadık bile. Basının ilgisini çeken bir konu değildi bu. Bizim de faşistlerin internet sayfalarını izleyip asabımızı bozmak gibi bir alışkanlığımız yok. Dolayısıyla bizim bireyler olarak bütün bunlardan haberimiz dahi olmaması normal bir durumdu.

Peki polis ya da iç istihbarat birimleri neden duymadı? İnternette herkesin ulaşılabileceği bir sayfada yayınlanan bir ölüm listesini devlet neden görmedi ya da görmezden geldi? Bir terör örgütü ülkenin pek de önemsiz sayılamayacak bir kentinin valisini ölüm listesinin en üstlerinde bir yere yazacak; o kentte yaşayan, üstelik de sabıkalı bir Neo-Nazi “kendi olanaklarıyla” bir silah satın alacak; koca valiyi günlerce belki aylarca izleyip sonunda da evinin bahçesinde sıkıştırıp tek kurşunla öldürecek ve bütün bunları polis de bizimle birlikte televizyon haberlerinden öğrenecek… Ortada çok büyük olasılıkla “ihmal” sözcüğüyle hafife alınamayacak bir durum var. Yakın zamanda Türk kökenli bir avutkata gönderilen tehdit mektuplarının Frankfurt kentinde bir polis karakolunun bilgisayarında yazılmış olduğu ortaya çıkmış ve birkaç polise işten el çektirilmişti. Fıtratında kendisinden yukardakilerden korkmak, aşağıdakilere baskı uygulamak olan birkaç polis memuru karakolun bilgisayarında bir avukata tehdit mektubu yazacak kadar cesaretlenmişse, sorunun bi kaç polisi emekli ederek çözülemeyecek kadar derin olduğunu düşünebiliriz. Evet kanıtlayamayız ama cinayete devlet görevlilerinden ihmalin ötesinde bir pasif, hatta aktif destek geldiğini tahmin edebiliriz.

Biraz da olayın politik boyutuna bakalım…

Bu cinayetle faşistlerin yıllardır sürdürmekte olduğu silahlı propaganda faaliyeti bir üst aşamaya taşınmıştır. Naziler bu cinayetle birlikte hedef büyütmüştür. Siyasi amaçları artık göçmenleri korkutmak değildir. Önlerine koydukları hedef küçük dükkan sahibi bir göçmeni öldürmekle uğraşmayacak kadar önemlidir. Bu son cinayette öldürülen kişi Türk kökenli, gariban bir çiçekçi, dönerci ya da internet cafe işletmecisi değil; orta büyüklükte bir kentin valisidir. Üstelik bu kişi sol bir partinin taraftarı ya da üyesi değildir. Yaygın tabirle söylersek “merkez sağ” ama hümanist bir politikacıdır. Cinayetin mesajı kapalı gözle görülebilecek, tıkalı kulakla duyulabilecek kadar açıktır. Naziler siyasi yelpazenin sağ tarafında öyle hümanizm falan gibi laflar eden bir kimseyi barındırmayacaklarını göstermiştir. Terörize ettikleri kesim göçmenler değil, burjuva politikacılarıdır.

Örgüt yokmuş!

Bu taktiksel değişiklik sayesinde başarılı da olmuşlardır. Lübcke’nin kendi partisi Hristiyan Demokratlar kekeleyerek verdikleri mesajların ve dini ayinlerin ötesinde hiçbir şey yapmamış, yapamamıştır. Kurbanın parti arkadaşlarının arasından gür bir sesle olayı mahkum edebilecek bir babayiğit (Merkel’in kendisi de dahil olmak üzere) çıkmamış, çıkamamıştır. Olayın zanlısı olarak tutuklanmış olan şahıs muhtemelen kendisini sorguya çeken polislerin yönlendirmesiyle cinayeti “münferiden işlediğini” itiraf etmiştir. Olayın arkasında “örgüt olmadığı anlaşıldığından” güvenlik birimleri bu yönde ciddi bir araştırma yapmamakta, katil zanlısının silahı nereden satın aldığıyla uğraşmaktadır.

Mesaj alınmıştır. Nasıl ki bir zamanlar Nazilerden nefret eden burjuva politikacıları korku belasına birer ikişer susmuş ya da Hitler’in arkasında saf tutmuşsa, şimdi de can derdine düşen burjuva politikacıları ses çıkartmaya cesaret edememektedir. Bu korkunun bir sonraki aşaması dolaylı cümlelerle katillerin mazur gösterilmesidir. Buna hazır olmamız gerekmektedir.
Söylemeye dilim varmasa da söylemek zorundayım ki, Almanya’da politik açıdan aktif bireylerin artık her an herşeye hazır yaşaması zorunludur. Oturduğum semtin yakınındaki tepeliklere çıkıp da kenti seyredip keyif alırken o zamanlar kentin Belediye Başkanı Philip Scheidemann’ın bu tepeliklerde uğradığı bir suikastten kıl payı kurtulduğunu asla unutmamak gerekiyor
Scheidemann Weimar Cumhuriyeti’ni ilan eden kişiydi, Naziler onun adını ölüm listesinin çok yukarlarında bir yere yazmıştı ve o zamanlar da suikastı düzenleyen Nazi “her şeyi münferiden yapmıştı”.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,023TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol