Gazete REDNarkoz uykusu…

Narkoz uykusu…

Çorak bir toprağın bağrında çiçek açmadıysa dalların ya da bir uçurumun kıyısında yeşermediyse tomurcuğun ‘ben oldum’ deme. Sen olmamışsın daha uykudasın.

Yorulmuş şehir, yaşlanmış bedenini bir yere dayamaya çalışır gibi dinlenme ayarına almıştı kendisini. Şehrin biçimsiz sokaklarını gecenin karanlığı örtüyordu. Saat 03.08’i gösterirken iki el silah sesi duyuldu. Ya da sadece bir kişi, duymuştu silah sesini.

Martılar, silah sesiyle birlikte delirmişçesine gecenin kör karanlığında, bir o yana bir bu yana uçuyor, seslerini sanki insanlara duyurmaya çalışır gibi gür ve fasılasız çıkartıyordu. Köpekler havlamaktan helak olmuş, kediler kirpi şeklini almıştı.

Ne silah sesini ne martıların delirmiş çığlıklarını ne de köpeklerin havlamasını kendisi dışında kimse duymuyordu. Oysa ne kadar yakından gelmişti ses, sorgularcasına düşündü; insanların silah sesinden uyanmamaları pek de mümkün değildi. Ama hadi uyanmadılar diyelim, canhıraş martı çığlıkları ve köpek havlamaları uyutmazdı ki hiç kimseyi, eğer narkoz etkisinde değillerse… İçinde hercümerç bir sıkıntı hissetti.  İnsanlar böyleydi, duymak istediklerini duyar, duymak istemediklerini ne olursa olsun duymazlardı. Bir tür sağırlık ve körlük durumuydu; çıkarsallığa dayalı.

12. kattaki evinin penceresinden aşağıya baktı. Hani denir ya “in cin top oynuyor”, tam da öyleydi sokaklar. Sonra bir el daha silah sesi duyuldu. Martı sesleri daha da yükseldi artık gökyüzünü tamamen kaplıyordu bu ses. Köpekler kendilerini paralarcasına havlayarak yolun soluna doğru koşuyor, bir taraftan da insanlardan yardım ister gibi apartmanlara doğru bakıyordu. Ama artık çabalarının nafile olduğunu anlamışlardı. İnsanlar, insanları zor durumlarında tanımıyordu. Bunu köpekler anlamıştı da kendisi anlamıyordu, içindeki vicdan denen soluk duygudan ötürü. Tek bir insan denen canlı, değil pencereden bakmak, ışıklarını bile açmamıştı. Yo yo haksızlık etmemek gerekirdi! Işığı açık olan vardı ama o ışık da birden bire sönüvermişti.

Şaşkındı…

Polisi aramak aklına geldi, hızlıca çevirdi numarayı.

Telefondaki sese anlatmaya başladı. ‘Evet evet önce iki el sonra bir el silah sesi duymuştu.’ Telefondaki ses, şaşkın sesten utanması olmasa ‘ ne var ki bunda’ diyecekti ama demedi. Adresi alıp kapattı.

… Biri ölmüş olabilir miydi? Geçmişini düşündü. Kocasının sokak ortasında parmaklarının üçünü ters çevirerek kırışını ve o ne dayanılmaz, ölümcül acıydı.  Yutmuştu acısını çevresindeki insanlardan utanıp yutmuştu, keşke yutmasaydı ama yutmuştu. Yutmamayı öğrendiğinde kırık üç parmağı, yüzünde yanık izleri ve en acısı da artık sadece pompa görevi gören kalbi vardı. Yok yok güvensiz bir kalp daha yaratılmamalıydı. Peki elinde silahı olsaydı vurur muydu kocası kendisini? Cevaplamaya korktu.

Yerinde duramadı, yine kadınlığını bilemedi!

On ikinci kattan kendini unutmuşçasına koşar adım aşağıya indi. Sokak lambaları, ev lambalarından daha cesurdu. Olabildiğince parlak yanarak iptidai direklerine meydan okuyorlardı. Polisi tekrar aradı, bir ekip göndermek üstelik şehir merkezine bu kadar yavaş olabilir miydi? Köpeklerin havladığı yöne doğru artık koşuyordu. Sokağın köşesine geldiğinde, her saat insanlar bu yollardan akar, diyen emlakçıya küfür etmeden duramadı. Evet şehrin en işlek caddesinden arabalar geçiyor fakat yerde yatan yaralı kadını kimse görmüyordu.

Koşarak kadının yanına gitti, nabzına baktı, neyse ki yaşıyordu. Tekrar polisi aradı. Önce arabaları durdurmaya çalıştı fakat durmak ne hacet, hızlarını kesmediler bile, hatta bir araç kendisine çarpacaktı ki kaldırıma attı kendini. Hastaneden ambülans istedi. Geceydi ama yollara düşmüş koşturan insanlar vardı elbette. Yerde kanlar içinde yatan kadına yardım eden hiç kimse yoktu. Polis nerede kalmıştı? Ya ambülans?.. Kanlar içinde yatan kadın doğrularak:

-Kimse görmüyor beni, bırak git sen de! Köpekler, kediler ve martılar şahitlik edemez, ölürsem herkes seni suçlar…

Bırakıp gitmedi kadın, narkoz uykusuyla uyuşmuş beyinlerden biri olacağına, bir suçlu gibi yaşamayı tercih etti. Eğer bir narkoz uykusunun sonunda uyanacaksa insanlar buna razıydı. Ama ya hiç uyanmazlarsa?

Saat 04.08…

Kadın öldü.

Kadının öldüğünü bir kişi dışında hiç kimse duymadı, görmedi, fark etmedi. O bir kişi duydu, gördü, hissetti…

Suçluydu!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol