Gazete REDMüjde! Kredi Garanti Fonu sayesinde ekonomi hızla büyüyor!

Müjde! Kredi Garanti Fonu sayesinde ekonomi hızla büyüyor!

Şüpheniz mi vardı? Bakın işte 2016 dördüncü çeyrek sonuçlarına. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) açıkladı ya geçenlerde. Kapı gibi yüzde 3,5 büyümüşüz dördüncü çeyrekte. Sormayın. Bir zenginleştik, bir zenginleştik. Gerçi Korkut Boratav Hocamızın da dediği gibi TÜİK’in büyüme rakamları biraz arızalı ama olsun. Bakın görün 2017’de de ne biçim büyüyüp zenginleşeceğiz.

Çünkü Kredi Garanti Fonu (KGF) sağ olsun, sayesinde yalnızca bankalarımız değil, finansman kurumlarımız da artık Küçük ve Orta Büyüklükte İşletmelerimize (KOBİlerimize) verdikleri kredileri artırıyorlar.

Yani ortalık yine borçla üretilmiş parayala doluyor, sanki memleket zaten gırtlağına kadar borçlu değilmiş gibi.

Ama sorun yok.

Ne de olsa borç yiğindin kamçısıdır.

Görün bakın nasıl büyüyeceğiz şimdi.

Riba ya Res’ül Allah.

‘EKONOMİK MUCİZE’NİN SIRRI!

Şimdi önce şu adına “AKP ekonomik mucizesi” denilen mucizeye bir bakalım, sonra KGF ile devam ederiz. 2003-2008 arası ABD, Japonya, İngiltere ve Almanya ile Fransa’nın başını çektiği Avrupa Birliği’nde −ya da kısaca ‘merkez kapitalist ülkeler’de− ABD’de 2000 Nisan’ında teknoloji indeksinin göçüşüyle başlayan küresel ekonomik durgunluğa çözüm olarak gerçekleştirilen parasal genişleme sayesinde, aralarında Türkiye’nin de olduğu ‘yükselen piyasa’ ülkelerine o kadar çok para akıyordu ki, hemen her yükselen piyasa ülkesi ekonomik mucizeler yaşıyordu.

İşte “AKP ekonomik mucizesi” öyle bir mucizeydi. Para bolluğunda krediyle pompalanan tüketim mucizesi!  Ve 2009’da bu mucizevi strateji duvara toslayıp memleket ekonomisinin rejimi değişince de, ekonomik büyümemiz yavaşladıydı.

Çünkü, ilk ayağı 2007 başlayıp tepe noktası 15 Eylül 2008 Lehman Brothers adlı ABD yatırım bankasının göçüşüyle gelen küresel finansal kriz sonrasında Türkiye de dahil yükselen ekonomilere akan para bir anda durdu. Hatta yön değiştirdi. Ta ki 2009 yazına kadar.

Merkez kapitalist ülkeler 2009 yazında bu kez küresel finansal krize çözüm olsun diye yeni ve daha büyük bir parasal genişleme başlatınca, yükselen piyasa ekonomilerine sermaye yeniden akmaya başladı.  Hani o zamanki başbakanımız o günlerde “kriz teğet geçti” diyordu ya. İşte bu yüzden öyle diyebiliyordu. Gerçi bugün krizin biz de dahil hiçbir yükselen piyasa ekonomisine teğet geçmemiş olduğu ve, şöyle bir geriye baktığımızda, artık bunun ana nedeninin 2009 yazında başlayan para akışının 2002-2008 dalgasındaki kadar güçlü olmaması olduğunu göremeyen kalmadı ama bizim havuz medyasında bir ekonomik mucizedir gidiyor hala.  Ne de olsa dünya bizi kıskanıyor tabii. Çekemiyorlar milletimizi, memleketimizi.

BİR ANDA EKONOMİK GÜZELLEŞME!

Geriye dönersek, 2009 yazında başlayan bu içeri yönlü sermaye dalgası kesintisiz 2013 yazına dek sürdüydü. Sonrasında zaman zaman yön değiştirse de, ve 2016 yılında iyice zayıflasa da, sermaye akışı hâlâ tümüyle yön değiştirip merkeze geri kaçmaya başlamadı. Heyecanla geri kaçışın başlamasını bekliyoruz.

Bu ve içinde yaşadığımızdan hepimizin bildiği ülke içi gelişmeler sonrasında da Türkiye’nin 2009-2016 ekonomik büyümesi 2002-2008 arası büyümesinin neredeyse yarısına düştü. Ve hatta son üç yıldır liranın dolar karşısında değer kaybı nedeniye ekonomimiz dolar bazında küçülüyor. Dünya Bankası verilerine göre 2008 yılında 730,3 milyar dolar olan Türkiye ekonomisi, 2013 yılında 828,3 milyar dolarla tepe yaptıysa da, 2015 yılında 717,9 milyar dolara kadar düştü. Diğer bir deyişe, 2007-2009 da başlayan küresel finansal kriz Türkiye’ye pek de teğet geçmedi.

Bu duruma ekonomi de dahil her alanda iflas ettiği −neredeyse tüm medyayı denetledikleri halde (Nazi Propaganda Bakanı Göebbels’in kemikleri kıskançlıktan mezarında sızlamıyorsa neyim!) halkın gözüne girmekte olan AKP hükümetinin bir şeyler yapması gerekiyordu. Yaptığı en önemli şeylerden biri de TÜİK’in Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) −yani yurtiçi gelir− hesaplarını değiştirmek oldu. Ve girişte sözünü ettiğim ekonomik büyüme rakkamlarımız bir anda güzelleşiverdi. Yani, bir zenginleştik, bir zenginleştik.

AKP ekonomiyi güzelleştirmek için bu sürü başka şey de yaptı tabii. Bunlardan bir tanesi Türkiye Varlık Fonun kurulması, bir diğeri de son zamanlarda gazına basılan KGF teminat destekleri. Yani, zaten gırtlağına kadar borçlu memleketin daha da borçlandırılması. Özetle, güneşin altında yeni bir şey yok. Eski tas, eski hamam. Riba ya Res’ül Allah. Nasıl ödenecek bu borçlar sorusunun hala bir cevabı yok çünkü.

KOBİ’YE GEL!

Bir de bu KGF nedir ve bu fonla son günlerde neler yapılıyor onu anlatayım da başımıza neler geldiğini daha iyi anlayalım. Sonra da bu yazı bitsin. Ama, önce KOBİler.

Türkiye’de bugün geçerli olan KOBİ tanımı şudur: 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosundan herhangi biri 40 milyon Türk Lirasını aşmayan ekonomik birim. Şimdi bir hafızanızı yoklayın bakalım, KOBİ lafını ilk ne zaman ve kimden duydunuz?

Ben söyleyeyim. İlk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama ilk Turgut Özal’dan duyduğumu çok iyi hatırlıyorum. Hani sonradan hakkında Orta Direği Yıkan Ayı (Muzaffer İzgü, 1984) diye bir kitap yazılan Özal vardı ya. Hani “Orta Direk” diyordu bir zamanlar. Beraberinde bir de KOBİ diyordu, bu iki kelime aşağı yukarı aynı anlama geldiğinden. Türkiye’de 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları ve arkasından 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan ve adına neoliberalizm de denilen ekonomik restorasyon programının en önemli parçalarındandır KOBİler.

Neoliberalizmin üç temel direği şunlardır:

  • Mali reformlar: kamu malı kavramının yok edilip devlet harcamalarının küçültülmesi (kemer sıkma) ve borcun kamudan özele kaydırılması;
  • Yapısal reformlar: rekabeti güçlendirmek adına kamu varlıklarının özelleştirilmesi ve emek piyasası da dahil piyasaların serbesleştirilmesi/esnekleştirilmesi;
  • Finansal reformlar: finansal istikrar amaçlı finansal piyasa düzenlemeleri, enflasyon istikrarı, merkez bankası bağımsızlığı, v.b.

KOBİler işin içerisine bu üç direğin ikincisinde giriyorlar.  Çünkü KOBİlerde iş güvencesi (çoğunda güvenliği de) yoktur ve emek daha ucuzdur. Ayrıca, bir sürüsü çevre düzenlemelerinden ya muhaf olduklarından ya da düzenlemelere uymasalar da idare edebildiklerinden çevreyi kirleterek üretim maliyetlerini bir de oradan düşürür. Kapitalizmi 1960ların sonlarına doğru başlayan aşırı birikim krizinden çıkarabilmek için ilk denemesi 1973’de Şili’de yapılan neoliberal restorasyonun en önemli ayaklarındandırlar. Dünya Bankası’nın gelişmekte olan ülkelere 1978’den beri dayattığı hesapta kalkınma ama aslında devletin ve sermayenin işçi ve emekçileri sırtından atma politikalarının baş araçlarındandırlar.

Bugünlerde bir sürü gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerinde istihdamın yüzde 50’den fazlasını KOBİler sağlarlar. 2016 yılı itibarıyla Türkiye’deki istihdamın yaklasık yüzde 75’i ve maaş ve ücretlerin yaklaşık yüzde 55’i KOBİlerden geliyor. Bu kadar önemli yani Türkiye’de KOBİler. Onlar kayarsa zaten yüksek olan işsizlik de alır aşını gider tabii. Ve maalesef, ekonomik daralmalarda ilk dayağı yiyenler de KOBİlerdir, ki bugünlerde hem dünyada ve hem de Türkiye’de çok kötü dayak yiyiyorlar.

Zaten KGF yoluyla son günlerde artırılan KOBİ desteğinin nedeni de bu.

TEĞET DÜNYA…

KGF’ye gelince, kuruluşu 1991’e giden ve 14 Temmuz 1993 tarih, 93/4496 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruluş organizasyonunu tamamlayıp ilk kefaletini 1994 yılında veren bir kurumumuzdur. Yaptığı da kurumsal bir kefalet kuruluşu olarak teminat yetersizliği nedeniyle çeşitli kredi ve destek imkânlarından yeterince yararlanamayan KOBİlerin “müteselsil kefil” olmak suretiyle krediye erişimlerini sağlamaktır. Adının Kredi Garanti Fonu olmasının nedeni bu zaten.

Yani, yine riba ya Res’ül Allah.

KGF’nin internet sitesinde 1994-2015 arası verilen teminatlar ve ulaşılan kredi hacminin verileri var. Bu zaman aralığında verilen kefalet ve ulaşılan kredi hacmi sırasıyla 9,6 milyar ve 13,4 milyar Türk Lirası olmuş. Daha da ilginci, 1994-2009 arasında verilen kefalet ve ulaşılan kredi hacmi sırasıyla 1,1 milyar ve 1,5 milyar Türk Lirası.

Yani ne olmuş?

2010-2015 arasında KGF’de bu zaman aralığında verilen teminat ve ulaşılan kredi hacmi yine sırasıyla 8,5 milyar ve 11,9 milyar Türk Lirası olmuş. Yani 2010 yılı itibarıyla KGF gaza başmış.

Yani, yine riba ya Res’ül Allah.

E, nasıl teğet geçiyordu ki kriz yani?

Henüz elimizde 2016 yılının verileri yok. Yalnız, haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla biliyoruz ki, 2016’nın son çeyreğinden bu yana Ekonomi Bakanlığımız KOBİ’lere ucuz kredi temini için −yani KOBİleri daha da borca boğmak için− KGF’nin yapısında değişiklik yapmaya çalışıyordu. Yine haberlerden izlediğimiz kadarıyla Mart ayı içerisinde yapılan çalışmalar tamamlandı ve 20 Mart 2017 tarıhinde Hazine ve KGF arasında KOBİ ve ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştıracak kredi kefalet sistemine ilişkin protokol imzaladı.

İmza töreni sonrasında Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek şöyle dedi:

“Sağlanan kefaletlerin bakiye tutarının üst sınırı daha önce 20 milyar liraydı. Protokolle 250 milyar liraya çıkarılmış olacak. Bu çok ciddi bir rakam. Böylece bankacılık sektöründen yararlanıcılara çok daha büyük bir imkan sunulmuş olacak. Aslında yeni sistemin en önemli özelliği, biz kredi kefalet sürecini hızlandırıyoruz. Bunu portföy garanti sistemini (PGS) tesis ederek sağlıyoruz. Hazine olarak belirlediğimiz üst limit 250 milyar lira. Biz kredi garanti kurumu olarak bu çerçevede bankalara limit tahsis ediyoruz. Bankalar da doğrudan doğruya ihtiyaç sahibi KOBİ, ihracatçı veya KOBİ dışı firmalardan kredi talebini alıyor ve kendisi uygun gördüğü andan itibaren bir gün içerisinde süreç tamamlanmış oluyor. Başvurular doğrudan bankaya yapılacak, banka değerlendirmesini tamamlayacak, arkasından sadece KGF’ye ne kadar kredi tahsis edilmesi gerektiğinibildirecek. Sistem son derece basit, bürokrasi tamamen bu çerçevede kalmış oluyor.”

Gerçekten çok ciddi bir rakkam. Zaten ortalık bu yüzden yine paraya ve borca boğuldu. Şimdilik 16 Nisan referandumuna kadar idare edebileceğimiz gözükse de, bakalım 16 Nisan referandumundan sonra başımıza neler gelecek?

Yani, yine riba ya Res’ül Allah.

Allah sonumuzu hayır etsin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol