Metamorfozun ortasında…

Sınırlarımız var, olmalı da. Bedenimizin sınırları var ilk önce, sonra evimizin, özel hayatımızın, yaşadığımız şehrin-bölgenin ve nihayetinde ülkemizin sınırları… Ve hepsi de işgal altında. Çocuk ya da yetişkin bedenlerimize tecavüz ediliyor, canımız yakılıyor. Evlerimizde yalnız değiliz; hiç susmamacasına konuşan, bağıran sesler-görüntüler, yabancı insanlar, olaylar ekranlardan taşıyor ve sadece haneleri değil, zihinleri de taciz edip ele geçiriyorlar. Neler düşünmemiz, neler yapmamız gerektiği öğretiliyor bir bir. Şehrim, ülkem her geçen gün çorak ve ruhsuz beton yığınını andıran tanımadığım bir gezegene dönüşmekte.

İşte böyle bir dünyada saygıdan söz etmeyi seçiyoruz. Yaşadıklarımıza baktığımızda, ‘saygı’ lükse kaçan bir konu görünebilir kimilerine. Hani derler ya; Oooo! Oraya gelene kadar… diye. Ama oraya geldik bile! Oradayız; metamorfozun tam ortasında.

Koşar adım gelmedik tabii… Minik minik adımlar, küçük birikimler getirdi bizi buraya. Çoğunu belki hiç fark bile etmediğimiz seçimlerimizle, tavırlarımızla, görmezden geldiklerimizle, küçümsemelerimizle, ezberlediğimiz önyargılarla bizler besledik bu dünyayı. Şair Ece Ayhan’ın dizelerindeki gibi, “Uzaktaki büyük suçun, yakındaki küçük ortaklarıyız.”

Saygının sadece mevkîye, yaşa, şöhrete, kabarık banka cüzdanlarına, yani biçim ve rakamlara gösterilen ölçülü hareketler dizisi olarak bilinen bu dünyada, kendi aynalarımıza bakma cesaretini bulabiliyor muyuz?

ÇOCUĞA SAYGI DUYULUR MU?

Bu pek tabii ki, bir büyüğe gösterdiğiniz saygı gibi, çocuğun önünde elpençe divan durur musunuz? sorusu değil. Bu tam olarak; “Onu görür müsünüz? Onu dinler misiniz? Onu anlar mısınız? İhtiyaçlarını fark eder misiniz? En önemlisi de, onun ‘siz’ olmadığını, öyle görünse de sizin uzantınız olmadığını bilir misiniz?” sorusu.

Bir çocuğun doğduğunda ve sonrasında bir süre daha annesiyle aynı enerjetik alanı paylaştığı doğrudur, ancak, büyüyüp dünyayı tanıdıkça ayrı bir benlik duygusu ve beraberinde sınırlar oluşturacaktır. O, bu sınırları kendi seçimleriyle yavaş yavaş genişleteceği (belki de, tüm sınırların ortadan kalktığı çok boyutlu bir birliğin tadına varabileceği) kendine ulaşma yolculuğunda olan saygıdeğer bir varlıktır. Ondan yaşça büyük olmamız daha zeki olduğumuzu ve isabetli kararlar aldığımızı göstermez. Deneyimlerimizden çıkardıklarımız ve öğrettiklerimiz gerçekten kendi aklımızın süzgecinden geçirdiklerimiz mi? Bir çocuğa ‘eşlik etmek’ yerine ‘sahip olmayı’ istemek, insana yapılan ilk tecavüzdür. Sorgusuzca itaat etmesi öğretilen çocuklar sınır geliştiremez, mağduriyeti de, saygısızlığı da böyle öğrenirler; birileri her zaman birilerinin sahibidir.

SEVGİLİYE, EŞE SAYGI DUYULUR MU? 

Severiz ve sen benimsin deriz. Sonra, artık ‘bizim olan’ sevdiğimiz giderek başkalaşır gözümüzde. Çünkü bilinçaltı da olsa, insanlar ‘sahip olduklarını’ nesne boyutuna indirgemeye eğilimlidirler. O çok sevdiğimiz insanın sahibi isek, artık saygı duymamız gerekmez. Onu o yapan kişisel alanına rahatlıkla dalar, sınırlarını taciz eder, hayatını kontrol etmeye çalışır ve tüm bunları yapmaya hakkımız olduğunu düşünürüz. İstediğimiz gibi olsun, istediğimiz gibi davransın der ama sonra ona “Sen çok değiştin, eskisi gibi değilsin” deriz. Dürüst olmaya gerek duymaz, rol de yaparız, çünkü dürüstlük saygının yakın arkadaşıdır; onlar birlikte gelir, birlikte giderler ama giderlerken yanlarında sevgiyi de götürürler.

DOĞAYA SAYGI DUYULUR MU?  

Mekanistik dünya görüşünün uzantısı olan kapitalizme göre insan iş gücü üreten bir araçtır, ürettiği iştir önemli olan. Doğa ise insana hizmet eden ve sınırsızca tüketilmesi mubah olan bir nesnedir. Doğanın parçası olan hayvanlar insana hizmet için vardır; nesnedirler, hizmetçidirler, yiyecektirler, ruhları-canları yoktur, değersizdirler. Kapitalist sistem böyle bakar dünyaya.

Dünyaya yalnızca kâr amacıyla bakan gözlerin saygı ve vicdan duygusu barındırmaması son derece doğal değil mi? Sahip olmak, sömürmek, kullanmak ve atmak, hep yeniyi ve daha fazlasını istemek, yetinmemek, doymamak aç insan doğasına ait hırslar mıdır, yoksa tüm dünya ciddi bir delilik ve cinnet hali içinde midir?

Geçmişe dair hikayeler var, insanlığın yaşadığı altın çağlardan söz eden. Yüzlerce, hatta binlerce yıl öncesinden süzülüp gelen, bilgelikten, erdemlerden söz eden öğretiler var. Dünyanın her yerinde bilgeler, ustalar öğretilerini ısrarla dile getirmiş çağlar boyunca. Çarpıtılmış yorumları ve anlayışları silkelediğimizde, biçimleri, kelimeleri, sesleri farklı olsa da tüm bu öğretilerin ortak bir temel etrafında toplandıklarını görüyoruz. Hepsi özde aynı gerçeği dile getirmekte:

Uyan! İçindeki özgün varlığı bul, kendini bil. Her şey senin parçan, her şey canlı, her şey değerli! Her şey aynı kaynaktan yayılır yaşama; dağlar, taşlar, hayvanlar, insanlar… Saygı duy. Kibrinin ve korkunun hapishanesini yık, yüreğinle yürü. Yüreğin yaşama bakmak için tek penceren olsun. Anca böylelikle gerçeği görür ve bilirsin, çünkü yüreğin seni kaynağa bağlar. O zaman anlarsın ki, var olan her şey sevginin tezahürüdür. Sen dışarıda olan biten her şeyle birlikte varsın, sen her şeysin, düşündüğünden, bildiğinden de fazlasısın. Kendini bul.

Ve sen bu varoluşa ve bunun parçası olan kendine saygı duyarsın. Bir çiçekten onu koklamak için izin alırsın. Yanlışlıkla bastığın bir patiden özür dilersin. Denizi selamlar, halini hatırını sorarsın girmeden önce. Yağan yağmura teşekkür edersin seni serinlettiği için. Aldığın soluğun değerini bilirsin belki, her birinin sana can taşıdığının farkında olarak. Yediğin meyvelerin, yemişlerin tadını çıkarır, toprağa ve ağaçlara minnet duyarsın hediyeleri için. Rüzgârla selamlaşırsın. O dolu dolu, yürekten bakan gözleriyle hayvan dostlarının halini anlar, onlarla aşını ve suyunu paylaşırsın; bu, en doğal hakları olduğu için.

Daha çok dinlersin. Karşındakinin gerçekte ne dediğini anlamak için susarsın. O sessizlikte bir yer, bir alan açarsın duymak istediğine. Zihnin de susar, yorumlamaz, yargılamaz hemen, bekler konuşanın var olmasını.

Daha dikkatli bakarsın çevrene. Yargılamaksızın bakmak ve olanı olduğu gibi görmek istersin. Gözüne serilen dünyanın gerçeğin yansıması mı, yoksa senin yanılsaman mı olduğunu bilemesen de, gördüğün iyi şeylerden sevinç duymayı öğrenirsin. Dikkatin büyülü bir değnektir, dokunduklarını onurlandırır. Dikkat ettiklerin büyür, canlanır.

Saygı duymayı öğrendiğinde, kabul etmeyi de öğrenirsin. Koşulların azalır ve hataların, öğrenmek için birer fırsat olduklarını anlarsın. Kendini de tüm hataların ve sevaplarınla olduğun gibi kabul edersin. Gerçek sevgiye giden yoldur bu; kendini gerçek anlamıyla, koşulsuz kabul edip sevmek. Böyle bir sevgi kibirden değil, bilgelikten kaynaklanır. Böyle bir sevgi canlıdır, kaynağından taşar ve yaratır. Ve sen bunu tüm dünyayla paylaşırsın.

Gerçek anlamda değiştirebileceğimiz tek şey kendimiziz. Şimdiye kadar yarattığımız dünyayı beğenmiyorsak, daha iyisini yaratma gücüne de sahibiz. Bunu yapmak için tek ihtiyacımız biraz sessiz kalıp kendimizi ve yarattıklarımızı fark etmek; her gün, her an, her solukta fark etmek…

Son Haberler

Koca memleket arpalık oldu!..

Yurt içinde arpa fiyatları 1550 ile 1650 TL arasında seyrederken, TMO’nun yurt dışından 2000 TL’den arpa ithal etmesi tepkilere neden oldu. RED haber - Artık Türkiye'de...

“Açılın, ben avukatım!..”

AKP'lilerin suyunun suyu aşıları bitirdi. Herkes birbirine, "Aşı nerede?" diye bakıyor. AKP'liler aşı torpilini yüzsüzce savunuyor. Armağan Çağlayan, "Açılın, ben de avukatım!" diyor... RED haber...

Artistik/Akademik Ortam Mühendisliği

Boğaziçi Üniveristesi’nin yeni 'Rektör'ü Nuri Alço... ZAFER ERCAN Biz "aşmış" insanlarız, kişilerle uğraşmayız; nitelik üzerinden hareket ederiz. Bu bağlamda da Boğaziçi Üniversitesi’ne (BÜ) rektör olarak...

‘Hatsiz’ sarı!..

İktidardaki İslamcı-faşist blok sendikaları da kendi benzerleriyle dolu ihanet şebekeleri haline getirdi. Sendikaların başındaki avantacılar, işçilere "Baldırıçıplaklar" diye seslenmeye başladı. RED haber - İktidara bağlı...

Virüs ödül getirdi

Çizer Hicabi Demirci'nin etkileyici karikatürü uluslararası yarışmada özel ödül kazandı. RED haber - Basılı olarak yayınlandığı dönem RED Dergisi'ne düzenli karikatür çizen Hicabi Demirci bir uluslararası...