Gazete REDMenzil, köy ve cemaat -III-

Menzil, köy ve cemaat -III-

Devletin kılcal damarlarına işleyen, pek çok kurumu ele geçiren Menzil tarikatının hikayesi devam ediyor…

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

1970 yılında Erol ailesinin sadık müritleri Urfa yönünden gelip Fırat’ı sallarla geçtiklerinde, katır sırtındaki yüklerini boşalttıklarında, Erol ailesinin bu yeni toprakları nasıl olup da nispeten ucuza aldığı kafalarına iyice dank eder.

Ova üzerinde yer alan, 7 bin dönümlük Menzil-i Harabe’de su yoktur. Memnuniyetsizlikler, homurdanmalar derken, Gavs-ı Bilvanisî en bilindik ‘keramet’lerinden birini gerçekleştirir ve topraktan su çıkarır. Bundan sonra yeni bir köy kurmanın, Menzil-i Harabe’yi Menzil-i Şerif yapmanın da önünde engel kalmamıştır, onun genişleyip yayılmasının da…

Güner ailesine ait 500 dönümlük arazinin alınması sorunsuz olur. İddiaya göre baskılarla, tehditlerle Güner ailesi topraklarını satar, Mersin’e yerleşir. Çelik ailesinin dokuz hane halinde yaşadığı, 1500 dönümlük araziye geldiğinde ise işin rengi değişir. Çelikler evlerini terk etmeye öyle kolayca razı gelecek insanlar değildir.

Erol ailesinin toprakları ve çeperi Durak adıyla köy tüzel kişiliğine kavuştuğunda, köyde mülk sahibi iki aile vardır: Erol ve Çelik.

Bu durumun tüm köye sahip olmak isteyen Erol ailesinin hiç mi hiç hoşuna gitmediğini tahmin etmek zor değil. Öyle ki Nuh deyip peygamber demeyen Çelikler yıllar içinde hem Erollar, hem de cemaatin tümü için köydeki çıbanbaşı olarak kalacak.

***

Öykümüze kaldığımız yerden devam edelim. Murat Erol’u Muhammed Raşid Erol’un eline şırıngasını, sofi Adem Kazan’ı Murat’ın sırtına bıçağını saplamış halde bırakmıştık. (Yazının ilk bölümü için: TIKLAYIN Yazının ikinci bölümü için TIKLAYIN)

Polisler tarafından her ikisinin de gözaltına alınmasının ardından, az çok sıradan bir soruşturma süreci başlaması beklenir.

Fakat beklenen olmayacak. Çünkü soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Met Nakşibendi kimliğiyle tanınan bir yargı mensubu. Olay sonrasında Erol ailesiyle, hele ki Seyda Hazretleri’yle yaptığı görüşmelerin şikâyetçi-soruşturmacı havasından çok şeyh-mürit havasında geçtiği Emniyet kayıtlarında yer alıyor.

Nitekim Met soruşturmayı kendi kişisel davasıymış gibi yürütüyor. Murat’ın daha fazla konuşturulması için adli kolluk üzerinde baskısını sürdürürken Met’in en önemli yardımcısı Emniyet’teki Menzilci polis âmirleri olacak. Böylece soruşturma bilgileri Emniyet’in üst birimlerinden dahi saklanarak, adeta yangından mal kaçırır gibi sürüyor.

Örneğin Adıyaman Emniyet Müdürlüğü hâlâ gözaltında sandığı Adem Kazan’ı evraklara ilişkin bir konuda sorduğunda “biz onu serbest bıraktık” cevabını alıyor!

Met’in Menzilci polislerin desteğiyle yürüttüğü bu çok özel soruşturma daha tuhaf haller de alıyor. Öyle ki Met, Bayram vesilesiyle Menzil’de oldukları sanılan, biri savcı, diğeri kaymakam iki sofiyi yanına alıp Murat’ı bizzat “konuşturmaya” çalışıyor. Bu iki gönüllü sorgucunun kimliklerinin bugüne kadar meçhul kaldığını ekleyelim.

Adıyaman Emniyeti’nin kayıtlarından anlaşıldığı üzere, Met soruşturma boyunca kolluğa baskı yapmaktan, tehdit etmekten ve hatta soruşturmayı takip eden bir müfettiş için “komünist” diyerek görevli memurları komünistlerle işbirliği yapmakla suçlamaktan geri durmuyor.

Menzil’in elindeki tüm silahların bundan ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Asıl ağır top Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi üyesi hâkim Mehmet Feyyaz Karabel. Sayın hâkim Menzil’in o güne kadar görüp görebileceği en seçkin kadrolarından. Robert Kolej ve Ankara Hukuk mezunu, gözünü daldan budaktan sakınmayan bir isim. Üstelik Muhammed Raşid Erol’un türedi değil, eski müritlerinden. Cemaat için önemli iki mutasavvıfın mektuplarını çevirdiği kitabı 1982 yılında, Menzil Kitabevi’nden çıkmış. Üstelik “Hâkim” unvanı adının başına gururla eklenerek.

Böylece Menzil’in soruşturma üzerindeki tam saha presinde en etkin isim Karabel oluyor. Soruşturma sürecine müdahaleleri, kolluk görevlilerini azarlaması öyle boyutlar alacak ki Adıyaman Emniyeti sayın hâkimin icraatlarını tutanağa döküp Karabel’i şikâyet edecek.

Çelik ailesinden iki kişi, ailenin reisi Hacı Bekir Çelik ve oğlu Enver gözaltına alındığında ise iddianameye dönüştürülecek senaryo daha anlaşılır hale geliyor.

Öncelikle, 17 yaşında bir delikanlı bu işi tek başına tasarlamış olamaz. Köyden birileri olması lazım. Köyde başka herkes Seyda Hazretleri’ne bağlı olduğuna göre, olağan şüpheliler Çelik ailesi. Fakat en hayati öncelik fiilin basit bir yaralama değil, cinayete teşebbüs olarak nitelendirilmesi. Çünkü davanın ağır cezaya gitmesi, dolayısıyla dosyanın Karabel’in önüne konulması gerekiyor.

Burada ise iddianamenin en ağır ithamları devreye giriyor. Murat şırıngaya önceden tarım ilacı doldurdu, iğneyi batırdı ama tarım ilacını vermesine fırsat kalmadan Adem Kazan tarafından durduruldu. Çelik ailesi ise evlerinde bir bomba düzeneği hazırladı. Seyda Hazretlerinin öldürüldüğü haberini alır almaz köyde katliam yapacaklardı.

Senaryo az çok tutarlı görünse de deliller konusunda, tabir-i caizse mızrak çuvala sığmıyor. Laboratuvarda bir defa değil, iki defa değil, üç defa incelenip de şırıngada bulunamayan tarım ilacı nihayet dördüncü defada bulunuyor. Yine Çelik ailesinin evinde art arda aranıp bir türlü bulunamayan bomba bir şekilde meydana çıkıyor ama onun incelenmesinden de patlayıcı madde vasfı taşımadığı sonucu geliyor.

Tüm bu tuhaflıklar ve soruşturma dosyasındaki tutarsızlıklar Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Rifat Baytekin’in karşı oy yazısında yer alacak.

Kaçınılmaz olarak, baba-oğul Çeliklerin cinayete teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmaları köyü de karıştırıyor. Öfkeli sofiler Çelik ailesinin evlerini basıp erkekleri dövüyor. Dokuz hanelik aile köyü apar topar terk edip gurbetin yolunu tutacak.

Tüm derme çatmalığına rağmen, sadece Karabel değil, mahkeme başkanı Mustafa Nargül de iddianameye fazlasıyla ikna olmuş görünüyor. İddianamede talep edildiği üzere cinayete teşebbüs suçundan ceza yağdırılıyor.

Adem Kazan ise Seyda Hazretleri’ni ölümden kurtardığı ve bıçaklama fiilinin orantılı bir müdahale olduğu gerekçesiyle, yine iddianamede istendiği şekilde meşru müdafaa hükmünden yararlandırılarak beraat ettiriliyor.

Bu karakuşi hükmün dönemin Yargıtay’ınca bozulduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Nihayet tahliye olduklarında, Murat Erol kayıplara karışacak, Hacı Bekir ve Enver Çelik ise köyden sürülmüş aileye katılacak. Çelik ailesi ancak yıllar sonra, Erol ailesi topraklara değerinin çok üzerinde, üstelik dolar olarak fiyat biçtiğinde vazgeçecek bir daha asla adım atamayacakları köyden.

Şimdi gelelim öykünün yargıdaki kahramanlarına. Cevdet Met savcılık kariyerini başarıyla tamamlayıp Ankara’da avukatlık yapmaya başlayacak. Halen sıkı bir Nakşibendi olarak tanınıyor.

Mustafa Nargül Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığından emekli olup avukatlığa başlayacak. Kamuoyunun daha çok Ceren Damar davasıyla tanıdığı Prof. Dr. Vahit Bıçak’ın Just & Fair Law Office’ine katılacak.

Asıl kahramanımız Mehmet Feyyaz Karabel de emekliliğinin ardından Ankara’da avukatlığa başlıyor ama tahmin edeceğiniz üzere, onun hayatı yine daha vukuatlı. SHP’nin Adıyaman’da tulum çıkardığı 1991 seçiminde merkez ilçe seçim kurulu başkanlığı yaparken SHP oylarını eritmeye çalıştığı saptanınca il seçim kurulu Karabel hakkında suç duyurusunda bulunacak.

Hem il emniyet müdürlüğünün şikâyeti, hem de il seçim kurulunun suç duyurusu 1992’de af kapsamına girince Karabel derin bir nefes alıyor. Ne var ki Kırşehir’de görev yaptığı sırada “mahkemenin işleyişindeki tutumu” nedeniyle kınama cezası almaktan kurtulamıyor. Karabel halen cemaatin ağır toplarından, en saygın ve nüfuzlu isimlerinden.

Murat Erol’un iğnesinin Seyda Hazretleri’nin elinde açtığı yara nispeten kolay iyileşiyor ama olayın cemaatte açtığı yara öyle kolayca kapanacak gibi değil.

Gavs-ı Bilvanisî’nin zamanındaki “münkirler” söylemi yeniden ısıtılıyor. Dört yıl içinde fazlaca açılmış olan cemaat iç ve dış düşmanlara karşı daha tetikte olmak zorunda. Dahası, Adıyaman’da verilen kararın Yargıtay’dan dönmesi bu işlerin sadece taşra bürokratlarıyla kotarılamayacağını gözler önüne seriyor.

Fakat en önemlisi, sofiler Muhammed Raşid Erol’un sağlığındaki kötüleşmenin bu saldırının sonucu olduğuna inandırılıyor. Oysa Erol’un kalp hastalığı, damar sertliği, diyabet ve Afyon kaplıcalarını sevmesinin asıl nedeni romatizma başta olmak üzere sayısız hastalığı var. Hatta aynı yıl Ankara’da göz ameliyatı olmuş. Bu sağlık tablosu ortadayken sebebin o olayda bulunabilmesi bu hastalıkların en azından bir kısmının cemaatin genel kitlesinden gizlendiğini düşündürüyor.

Sonuç olarak, Seyda Hazretlerinin Ankara’daki kontrolleri, Afyon’daki kaplıca günleri giderek çoğalıyor. Öyle ki Kütahya yolundaki bir kaplıca satın alınıyor, Erol rahat etsin diye burada kurulan evine kaplıcadan boru hattı çekiliyor. Yeni “irşad merkezi” olsun diye cami kondurmak da ihmal edilmiyor.

Günümüzde Hayat Jeotermal adıyla faaliyet gösteren bu tesis kaplıca suyunun kullanıldığı özel havuzlara sahip villalardan oluşan bir tatil köyü görünümünde.

Dahası, Fevzeddin Erol’un Pursaklar’da yaptırdığı cami ve çevresinde oluşan külliye büyüdükçe Seyda Hazretlerinin Ankara’da kalışları daha da uzayacak. Köy Muhammed Raşid Erol’un sürgün günlerinde olduğu gibi Abdülbaki Erol tarafından yönetilmeye başlanırken cemaatin fiilen iki merkezi var şimdi.

20 Ekim 1991 seçiminin sabahında ise cemaat ANAP’ın iktidardan düştüğü, can düşmanı gördüğü SHP’nin ise iktidar ortaklığını garantilediği, yepyeni bir Türkiye’ye uyanacak…

Devam edecek…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol