Gazete REDMenzil, Köy ve Cemaat -5-

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü… Beşinci bölüm…

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

(Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına yazının sonundan ulaşabilirsiniz.)

Muhammed Raşid Erol’un ölümünün ardından Menzil cemaatinin başına kardeşi Abdülbaki geçer. Geçmesine geçer de Abdülbaki Erol ağabeyinin ve yeğeni Fevzeddin’in aksine cemaat dışında pek tanınan bir isim değil. Şimdi herkesin kafasındaki soru; kimdir, nedir, huyu suyu nasıldır?

Abdülbaki Erol 1949 yılında, Bilvanis köyünde doğmuş. 1993’te ölen ağabeyiyle arasında 19 yaş var. Adını yine aynı köyde, 1922 yılında doğan dayısı Abdülbaki Erol’dan alır. Evet, soyadları da aynı. Tarikat çevrelerinde Molla Abdülbaki olarak tanınan dayısı (dolayısıyla annesi de) El-Hüseyni nispetiyle anılan seyyid ailesinden.

Molla Abdülbaki Urfa’nın şimdilerde Uluhan adını taşıyan Tileyliye köyündeki “irşad” faaliyetleriyle tanınır. Öyle ki Şah-ı Ruha lakabı eklenmeden anılmaması cemaatte âdetten. Ayrıca, arasında sadece 8 yaş bulunan yeğeni Muhammed Raşid’in halifelerindendir. Bu sayede ilerleyen yıllarda ve ilerlemiş yaşında, cemaatin bölünmesinde kilit rol oynayacak.

Küçük Abdülbaki’ye gelince, babasının medreselerinde eğitim görerek, ailesinin hicret yolunu takip ederek, nihayet o da Menzil-i Harabe’ye yerleşenlerden olur. Çocukluk ve ilk gençlik yılları akciğer hastalıklarıyla boğuşarak geçer. Cemaat kaynakları verem olduğunu ama babası tarafından Ankara’ya gönderilip iyileştiğini, gürbüz bir delikanlıya döndüğünü söylese de çok sayıda kronik hastalığa Erol ailesinde nesiller boyunca rastlıyoruz.

Babasının  sağlık ve ilim yönünden yeterli gördüğü 1971 yılında cemaat çalışmaları için Van’a yollanır. Burada, kesin nedenlerini bilmediğimiz ama cemaatin, yöredeki bazı muhtarların “münkirliğine” bağladığı şekilde, jandarma tarafından gözaltına alınır. 30 günlük tutukluluğunun ardından tahliye edildiğinde Menzil’e döner.

Babası Gavs-ı Bilvanisi’nin 1972’de ölümünün ardından, Abdülbaki ağabeyi Muhammed Raşid’in en yakın yardımcılarından birisi haline gelir. Seyda Hazretleri’nin 1983 yılındaki sürgünüyle başlayan süreç Abdülbaki’ye yepyeni görevler yükler. Köyü çekip çeviren, tüm gündelik işlerini kotaran Abdülbaki’dir artık. 1991’den itibaren ise ağabeyi cemaatin, kendisi köyün gerçek hâkimi durumuna gelir.

Köydeki sofilere sorulsa Seyda Hazretleri’nin ölümünden sonra cemaatin başına kimin geçeceği tartışma konusu bile değildir. Fevzeddin Erol da babasının kararına herhangi bir hoşnutsuzluk ifade etmez. Abdülbaki Erol cemaatin başına geçmesinin ardından Pursaklar’a ve Afyon’a yaptığı ziyaretlerle cemaatin birliğini perçinler.

Şimdi gelelim Abdülbaki Erol’un huyuna suyuna. Baba Abdülhakim tipik bir Kürt Nakşibendi şeyhiydi. Onun öyküsü Menzil’in ancak ön tarihine dâhildir. Ağabey Muhammed Raşid ise toplumun alt tabakalarını kerametle bağlarken, üst tabakalara ve devlet katına MHP’den ANAP’a, Namık Kemal Zeybek’ten Turgut Özal’a değin kurduğu ilişkilerle nüfuz etmeyi bilmişti.

Abdülbaki Erol ise yaşadığı kapalı köy ve cemaat hayatından beklenmeyecek ölçüde girişken bir Turgut Özal öğrencisidir. Yatırımları, ticaret hayatını, dış dünyada yeni imkânlar kovalamayı seleflerinden çok daha fazla önemser. Şeyhliğinin henüz ilk yıllarında imza attığı hamleler bu özelliğine işaret ediyor.

Selefleri gezilerinde azami menzil olarak Ankara’yı görürken, Abdülbaki Erol devrin modasına uyarak ve belki Namık Kemal Zeybek’in de teşvikiyle Türk cumhuriyetlerini ziyaret eder. Öte yandan, Merkad-ı Şerif adını alacak ve babası ve ağabeyinin mezarlarının bulunduğu görkemli külliyeyi yapmaya girişmesi köyde o güne kadar görülmüş en büyük imar faaliyeti olarak gösterilir.

Abdülbaki Erol sermayedarlık atılımına, her gerçekçi girişimci gibi zaten elde olanla, halihazırda işleyenle başlar. Bundan sonra, Menzil cemaatinin ticari parolası “inanç turizmi” olacak.

Muhammed Raşid Erol’un ölümü Menzil’e ilgiyi kesmek bir yana daha da arttırmıştır. Seyda Hazretleri’nin milliyetçi-mukaddesatçı cenahta, cemaat, tarikat, siyaset ayrımı olmaksızın övgülerle anılması onu adeta “Müslümanların ortak değeri” konumuna getirmiş, köye ziyaretçi akınları yoğunlaşmıştır.

Abdülbaki Erol o yıllarda esasen köye otobüs kaldırmaktan ibaret olan ziyaretlerin potansiyelini keşfetmekte gecikmez. Varış noktası sadece Menzil köyü olacak otobüslerden kurulu bir filo oluşturulur. Tarifeli, sabit fiyatlı seferler düzenlenir. Dahası güzergâhta yine cemaate, kısacası Abdülbaki Erol’a ait konaklama tesisleri kurulur.

Haşemi Turizm Seyahat Nakliyat Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti. adını taşıyan ve Menzil cemaatinin geniş çaplı ticari faaliyetlerinin ilk odağı olacak şirketin temelleri böyle atılır.

Köyde daha çok ziyaretçi olması daha fazla ihtiyacın doğması, bunları karşılamak için de yeni tesisler kurulması demek. Köye kontrollü yerleşimlere hız verilir. Tamamı Erol ailesinin kiracısı ve çalışanı olacak sofiler aileleriyle birlikte Menzil’e yerleşir. Köyün 1990’da 381 olan nüfusu 2000’de 597’ye ulaşacak.

Bu yerleşimciler arasında en çok dikkat çekenler Trabzon’un Of başta olmak üzere çeşitli ilçelerinden gelenler. 1991 saldırısında Murat Erol’u bıçaklayan mürit Adem Kazan’ın da Trabzonlu olduğunu hatırlatalım. Böylece Menzil yörede hem sofiler, hem “Lazlar” köyü olarak bilinmeye başlar. “Tüm bölücülere karşı İslam kardeşliği” parolasıyla hem toplumdan, hem devletten alkış alan Menzil için eşsiz bir propaganda fırsatıdır bu.

Diğer yandan, Seyda Hazretleri’nin Afyon’daki, son yıllarının önemli bir kısmını geçirdiği kaplıcası da kendi başına “inanç turizmi” merkezi haline gelmiştir. Abdülbaki Erol “muhafazakâr resortlar” furyası başlayana kadar İslami kesimin gözde tatil biçimi olan kaplıca sektöründe, ileride Haşemi Termal markasında toplanacak yatırımlara imza atar.

Şimdi işin siyaset yönüne gelelim. Abdülbaki Erol’un, Özal’ın partisi ANAP’tan başkasına meyletmesi beklenemez. 24 Aralık 1995’teki genel seçimlere BBP de ANAP listelerinden girer ve genel başkan Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere 7 BBP’li milletvekili seçilir. Fakat TBMM’nin 20. Dönemi ANAP’la BBP’nin arasının nihayet açıldığı, dahası Yazıcıoğlu ve diğer BBP sofilerinin Abdülbaki Erol’dan giderek soğuduğu günlere tanıklık eder.

BBP’nin seçim sonrası müthiş özgüveni kendisini fiilen hükümet kurucu gibi görmesini sağlar. Yazıcıoğlu Mesut Yılmaz’dan Refah Partisi’yle hükümet kurmasını ister. Aldığı kesin reddin ardından, Refah’ın DYP’yle kurduğu hükümeti destekler. Kaderin ve politikanın cilvesi, BBP ile ittifakı nedeniyle ANAP için “katillerle işbirliği yapıyorlar” diyen Tansu Çiller şimdi o “katiller” tarafından desteklenmekte…

ANAP’la köprülerin ilk defa atılması böyle. Bundan sonrasında 28 Şubat’ı ve 1997 Mayıs’ındaki gensoru oylamasını, Necmettin Erbakan’ın 30 Haziran’daki istifasını ve en sonunda, Mesut Yılmaz’ın Anasol-D hükümetini beklemek gerekecek. BBP ile ANAP’ın yolları da bundan sonra hiç çakışmayacak.

Kısaca 28 Şubat Süreci denilen bu evrenin Menzil cemaati üzerinde etkileri biraz daha farklı. Abdülbaki Erol bir yandan ANAP’a bağlılığını sürdürür, böylece 28 Şubat’ı kazasız belasız atlatmaya bakarken, diğer yandan sofilere içten içe asker karşıtı propaganda yaptırmaktan, tabanın ağzına bir parmak bal çalmaktan geri durmuyor.

Fevzeddin Erol ise tabanın böyle yatıştırılamayacağını düşünüyor ve amcasını eleştiriyor. Bu tutumunda, aynı dönem Tansu ve Özer Çiller çiftiyle kurduğu yakınlığın da etkisi var elbette. Yine de bağların kopmasına, cemaatin bölünmesine gönlü razı değil. Nitekim kamuoyuna sızdırılan bir konuşmasında açıkça ifade ettiği üzere, ailenin Menzil’deki kanadına “kölelik” yapmanın farz olduğunu söyleyecek takipçilerine.

Yine de tüm bu gelişmeler Yazıcıoğlu’nun hoşnutsuzluğunu körüklüyor.  Tarikat erkânına göre şeyhi halen Abdülbaki Erol olsa da ilişkisini Fevzeddin Erol üzerinden sürdürmeyi tercih edecek artık.

Bu tepkilere karşın, Abdülbaki Erol’un stratejisi beklediği sonucu veriyor. Menzil cemaati Refahyol hükümetine tam destek veren çok sayıda cemaatin aksine süreci kazasız belasız atlatırken yeni atılımlara hazır. 1997 yılında Maltepe’de kurulan Semerkand Basım Yayın Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. ile cemaat İstanbul’a görkemli bir giriş yapıyor.

1999 yılının Ocak ayında, şirketin en önemli yayıncılık faaliyeti, cemaat yayınlarının da amiral gemisi olacak Semerkand dergisinin ilk sayısı yayımlanıyor. Yaygın dağıtım ağıyla, kitap, dergi ve çeşitli eşyalar satılan dükkânlar görünümündeki temsilcilikleriyle, sofilerin ayak bastığı her yere ulaşan dergi toplumda o kadar etkili olacak ki Menzil kimilerince “Semerkand cemaati” adıyla tanınır hale gelecek.

Yazı dizisinin önceki bölümleri:

Birinci bölüm: TIKLAYIN

İkinci bölüm: TIKLAYIN

Üçüncü bölüm: TIKLAYIN

Dördüncü bölüm: TIKLAYIN

Önceki İçerikYaşasın çocuklar!
Sonraki İçerikÇöküş…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

RED Sosyal

24,556BeğenenlerBeğen
17,805TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil ama artık vakit, bugüne kadar...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına yazının sonundan ulaşabilirsiniz.) Muhammed Raşid Erol’un...

Yaşasın çocuklar!

Tedavisi olan hastalıktan çocukların öldüğü ülkede, vatandaşın vergisi saray yapımına harcanıyor. SMA gerçeğini en yalın biçimiyle ancak böyle anlatabiliriz. DİDEM BERKES Arel, Erkan, Eymen, Hasan,...

Bir devrin sonu

Beyinciğin biri Cumhuriyet’e reklam arası demişti hani. Aslında farkında olmadan gerçeği on ikiden vurdu! CEM ASLAN Kanal İstanbul’un Trakya’daki birliklerin ikmalini zorlaştıracağı için Trakya’nın...

RED Arşiv