Menzil, köy ve cemaat -2-

Devleti adım adım kemiren bir tarikatın hikayesi… İkinci perde…

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

1987 yılının Muhammed Raşid Erol ve Menzil cemaati için birçok yönden dönüm noktası olduğunu anlatmıştık. Şimdi gelin, 1984 yılının Ankara’sına, henüz 27 yaşındaki Fevzeddin Erol’un hallerine bakalım.

Fevzeddin babasının emrine uyup Ankara’ya yerleşmiş. Fevzeddin genç ve cevval ama aynı zamanda, nabza göre şerbet vermeyi daha o yaşta öğrenmiş, olgun bir adam. En önemlisi Erol ailesi içinde Türkçeyi en akıcı konuşan. Bu meziyetleri birleşince, babasının neden Fevzeddin’i Ankara’ya gönderdiğini anlamak daha mümkün oluyor.

Gel zaman, git zaman, Fevzeddin Ankara’da yeni kapıları açmayı öğreniyor. Turgut Sunalp’ten ANAP’ın “Kutsal İttifak” kanadına kadar çeşitli isimlerle, çevrelerle ilişki kuruyor. Babası Gökçeada’dan Ankara’ya geldiğinde de bu ilişkileri derinleştirecek. Öyle ki 1986’ya gelindiğinde, bu sefer Muhammed Raşid Erol’un Menzil’e dönmesi için, yeni bir ricacı var Kenan Evren’in kapısında: Turgut Özal.

Özal, Evren’i nihayet 1986 sonlarında ikna ediyor ve Erol 1987’de Menzil’e dönebiliyor. Genç Fevzeddin’in kurduğu bu ilişkilere Namık Kemal Zeybek faktörü de eklenince cemaatin artık iktidar partisi ANAP’la bütünleşmesi kaçınılmaz oluyor.

Ancak, öykünün şimdikine benzer şekilde, koskoca bakanlıkları ele geçirerek, holdingler kurarak süreceğini bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Menzil eğitim düzeyi ve maddi varlığı çoğu cemaate göre çok düşük, hani etini budunu bilen bir yapı. Cemaatlerin devlet katında hâlâ yarı illegal gruplar olarak kabul edildiği o yıllarda Erol’un iktidardan sadece iki beklentisi var: “Rahatsız” edilmemek ve gerektiğinde çalacakları kapıların yüzlerine kapanmaması.

Kaldı ki 1983’te yaşadıklarının ardından, Erol yoğurdu üfleyerek yemeye, siyasi tartışmalarda boy göstermemeye çalışıyor. Nitekim 1989’da Çankaya’ya çıktığı ilk günlerde Özal Menzil şeyhinin Ankara’da olduğunu öğrenince Erol’u köşke davet ediyor ama Erol daveti reddediyor: “Kurban, sen beni çağırırsan devlet zarar görür, ben gidersem İslamiyet zarar görür.” Ne olacaksa, ne yaşanacaksa hep kapalı kapılar ardında olmalı.

Yine de Menzil’in o yıllarda bürokraside yer kapmamış olduğunu düşünmeyin. 12 Eylül sonrasında tutuklanmayan veya “Yusufiye” sakinliği kısa süren ülkücü gençler yine kalkıp Menzil’in yolunu tutmuş, okullarından mezun olmuş. Daha da ötesinde, Menzil cemaatteki çocukların okumasını, yüksek eğitim almasını öteden beri teşvik ediyor. Cemaatin AKP iktidarındaki bürokrat patlamasının küçük çekirdeğini de işte böyle kadrolar oluşturacak.

Bu şartlar altında, cemaat çok bilindik bir yöntemi kullanıyor: Keramet. 1970’lerde, Adıyaman ve Urfa yöresinde, Erol’un kerametleri, hele ki alkolikleri ve uyuşturucu bağımlılarını “tövbe alıp” şifaya kavuşturduğu biliniyor. Şimdi ise şartlar 12 Eylül öncesinden daha müsait. Dindarlaşma orta sınıflar, hatta Adnan Oktar cemaatinde olduğu gibi, yüksek sınıflar için dahi moda. Timurtaş Uçar, Fethullah Gülen, Cemalettin Kaplan gibi vaizlerin kasetleri elden ele dolaşıyor, toplumu saran “hidayete erme” furyası milyonlarca insanın tarikatlara yönelmesini getiriyor.

Böylece, 1987’den itibaren, artık tüm Türkiye’den otobüsler Menzil’e doğru yola koyuluyor. Muhammed Raşid Erol’un yahut tanınmaya, bilinmeye başlanan unvanıyla Seyda Hazretleri‘nin kerametleri dilden dile yayıldıkça cemaatin alanı da genişliyor. Tarikata girmenin, “sofi” olmanın temel şartı tövbe almayı yerine getirenler, mürşid rabıtası, ölüm rabıtası gibi meditasyon yöntemlerini hayatlarında uygulayanlar, abdeste, namaza dikkat edenler tarikatla ve Seyda Hazretleri’yle kopmaz bir bağ kuruyor.

1990’lara gelindiğinde, Menzil Türkiye’deki geniş yığınların adını sık duyduğu, şifa kapısı, özellikle uyuşturucu bağımlıları, alkolikler için rehabilitasyon merkezi olarak görülen bir yer. Hatta rivayete göre, Giresun’daki bir tekel bayii “kazancımın azalmasına neden oldu” diyerek Muhammed Raşid Erol’a dava açıyor. Rivayetin ne kadar doğru olduğunu bilmiyoruz ama apaçık dile getirdiği şey Menzil cemaatinin tüm ülkeyi sarmaya başladığı.

Fakat buzdağının görünen kısmı bu. Görünmeyen kısım için, ANAP iktidarının yapısını biraz hatırlayalım. Vitrinde, kamuoyunun “Özal’ın prensleri” diye bildiği neo-liberal teknokratlar. Onların bir arkasında, Semra Özal’ın Türk Kadınını Güçlendirme ve Tanıtma Vakfı, yani “Papatyalar”. Bu iki odağın ittifakı 1991’de bizzat Semra Hanım’a ANAP İstanbul il başkanlığını getirecek.

Vitrinin arkasında ise ANAP iktidarının göz önünde olmayan kısmı var. Prenslerle de, Papatyalarla da kan uyuşmazlığı yaşayan ve geniş taşra bürokrasisine hâkim Kutsal İttifak. Turgut Özal’ın hayatına damga vuran iki temel okul Nakşibendiliğin İskenderpaşa dergâhı ve neo-liberal iktisadın Chicago Okulu. Dolayısıyla, bu iki çizgiyi bir arada, ANAP’ı da ayakta tutan Özal’ın ta kendisi.

İşte bu iklimde, Nakşibendi ağları ile ülkücü miras ANAP iktidarının verdiği kudretle birleşip ANAP’ın milliyetçi-mukaddesatçı kanadını Menzil’le sarsılmaz müttefik haline getiriyor. Köye adım atan her siyasi, her bürokrat Seyda Hazretlerinin potansiyel sofisi ve halihazırda destekçisi konumunda.

Gidişat Menzil’i o zamana kadar hep uzaktan seyretmiş Necmettin Erbakan’ın da ilgisini çekiyor. Prensler-Papatyalar ittifakı ile Kutsal İttifak arasında iplerin gerilmeye başladığı bir dönemde Erbakan geliyor, Seyda Hazretlerinin kapısını çalıyor.

1991 yılının başlarında, Fevzeddin Erol hâlâ Ankara’da. Öteden beri olduğu gibi, Menzil’in Ankara’daki büyükelçisi. Siyasetçiler, bürokratlar öncelikle onu tanıyor, onu biliyor. Dahası, kısa bir süre önce, dedesi gibi hicret etmeye karar vermiş. Ancak, coğrafi olarak biraz daha küçük mesafe kat edecek. 1980’lerde kurduğu bağlantılara dayanarak, Pursaklar’da arazi satın almış ve bağlılarıyla, onların aileleriyle bir kooperatif kurmuş. Çankaya Abdullah Cevdet Sokak’taki evinden taşınıyor ve Pursaklar’a yerleşiyor. Eh, artık onun da kendi Menzil’i var.

İşte Erbakan Hoca bunun için Seyda Hazretlerinin kapısında. Fevzeddin’i Refah Partisi yönetimine almak istediğini söylüyor. Önce Fevzeddin’e gitse de “söz sahibi babamdır” cevabını almış. Hoca tabii ki kendisinden emin. Refah 1989 yerel seçimlerinde oyunu 5,5 puan arttırmış. Gelecek seçimde Meclis’e tek başına gireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Kısacası 1980’lerdeki İslamileşme Refah’a yaramış. Şimdi ise amacı Kutsal İttifak’ın aklını çelecek, ANAP’ı dağıtacak bir hamle yapmak.

Ne var ki Seyda Hazretleri böyle bir maceraya taraftar değil. ANAP’a ihanet etmiyor. Böylece, Menzil’in ANAP’la bağı devam ediyor. Fevzeddin sessiz sedasız, kooperatifini külliyeye çevirme çalışmalarına devam ederken, Erbakan Kutsal İttifak’tan ancak Melih Gökçek gibi isimleri kopartabilecek.

Menzil için her şey yolunda gidedursun, ülkenin başka bir köşesinde farklı bir hayat yaşanıyor. Denizli’nin Babadağ ilçesinde yaşayan, 1973 doğumlu Murat Erol lise okumak için gittiği İzmir’de, hem yaşadığı ruhsal bunalımların sonucunda, hem de dönemin “tarikata girme” modasının etkisiyle manevi arayışına başlıyor. İlk durağı İzmir’in gözde vaizi, Eşrefpaşalıların mürşidi Fethullah Gülen. Ardından başkalarına kapılanıyor ve nihayet, yolu Menzil’e düşüyor.

Bu arada, okulunu bırakmış, İzmir’den memleketi Babadağ’a dönmüş. Günlerini tesbihatla, zikirle geçiriyor. Tâ ki Menzil’e dönmeyi kafasına koyana kadar. 1991 Ramazan Bayramı’nın ilk günü, 16 Nisan Salı günü geldiğinde, 17 yaşındaki Murat tekrar Menzil’de.

Bayram namazı kılınmış, ardından sofiler upuzun bir kuyrukta, Seyda Hazretleri’nin elini öpmek için sıraya girmiş. Sıra ona geldiğinde, Murat sakladığı şırıngayı çıkarıyor, Muhammed Raşid Erol’un eline saplıyor. Seyda Hazretleri çığlık atmaya başlarken sofilerden Adem Kazan yetişiyor, “Yâ Allah!” diyerek elindeki bıçağı Murat’ın sırtına saplıyor.

Murat şanslı. Civarda bulunan polisler olay yerine derhal gelince, Kazan’ın bıçağıyla ölmekten de kurtuluyor, sofiler tarafından linç edilmekten de.

İlk bakışta, zaten kırılgan akli dengesini “cezbe” ile yitirmiş bir gencin girişimi bu. Ancak, Menzil cemaati ardında çok daha gizli planlar olduğu görüşünde. Hangi fani durup dururken Seyda Hazretleri’ne saldırmayı düşünebilir?

Tarikatların gizli dünyasından bir vaka olarak görülüp dönem basınının ilgisini en başlarda çeken bu olay kısa sürede gündemden düşecek. Dolayısıyla, olay sonrasında yaşananları ancak 28 yıl sonra, dava dosyasına ulaşan gazeteci Saygı Öztürk sayesinde öğrenebileceğiz.

Öztürk’ün ortaya çıkardığı belgeler iki gerçeği gözler önüne seriyor: Menzil’in bu girişimi kendi lehine çevirmek için yaptığı titiz plan ve bürokrasideki gücünü bu amaçla nasıl pervasızca kullandığı.

Son Haberler