Mendilimin içine pudra şekeri!

Ne diyordu o ünlü pankartta: “Sahip olduğunuz zenginlik, bizden çaldıklarınızdadır.”

  • HAKAN AYTAÇ

Pudra şekeri olayı malumunuz. Herkes dalgasını geçiyor, espriler yapıp eğleniyorlar fakat durum aslında o kadar ciddi ki, “Güleriz ağlanacak halimize” deyimi yine bu örnek için de fazlasıyla uygun düşüyor.

Konuyu hatırlatalım, internette dolanan bir videoda AUDİ marka lüks bir arabanın şoför koltuğunda oturan 20’li yaşlarda bir genç yanındaki tabakta bulunan “madde”yi küçük bir boru yardımıyla burnuna çekiyor.

Elbette izleyen herkes neler yaşadığına dair tahminlerde bulunuyor ama gencin AKP içinde mühim bir konumda olması, meseleyi daha önemli hale getiriyor.

Kürşat Ayvatoğlu’nun sosyal medyadan paylaştığı fotoğraflarda oldukça lüks ve pırıltılı bir hayat yaşadığı, ülkenin en kritik konumlardaki kişilerle yan yana görülüyor. Öyle olunca da haliyle insanlar soruyor, nereden geliyor bu değirmenin suyu diye.

Kürşat ilk zamanlar liseden terkti, işsizdi, parasızdı. Ailesine ait sürekli arıza yapan bir arabayı sürüyordu.

Derken 2014 yerel seçimlerinde AKP’nin Belediye Başkan Adayının kampanyasında çalışmalara katıldı. Sıradan bir grafikerdi.

AKP seçimleri kazanınca belediyeye girdi. Hayatı bir anda değişen Ayvatoğlu, Kültür Sanat Müdürlüğü’ne yükseldi. Fakat tek görevi bu değildi.

İddiaya göre ihaleler onun elinden geçiyor, “işi” olan ona koşuyordu. Şirketler, dükkanlar, ortaklıklar derken, hakkında birçok iddia ve dedikodu olan Kürşat pahalı arabalar, şık elbiseler ve şatafatlı bir yaşama çoktan alışmıştı. “Şüpheli” ihaleler de cabası.

Belediyeye kesilen 100 bin liralık pastırma faturası bunlardan sadece bir tanesi.

2019’da AKP belediyeyi kaybetti ama Kürşat, bu sefer AKP Genel Merkez’e transfer oldu. Büro personeli olarak! Ondaki cevheri görenler olmuş demek ki! Eh, Kastamonu Belediyesi 78 milyon borçla devredilmiş, kolay mı?

Kürşat gözaltına alındıktan sonra verdiği ilk ifadede kokain değil, eğlence amaçlı pudra şekeri çektiklerini açıkladıktan sonra serbest bırakıldı.

Fakat ikinci kez gözaltına alındığında uyuşturucu kullandığını itiraf etti. Bir de kendisini acındırarak: “Güç ve nüfuz elde etmek için AKP’de yer aldım. Uyuşturucu batağına sürüklendim. Yolunu şaşırmış, savrulup duran bir gencim.”

Vallahi söylediğinin aksine pek öyle savrulmadığı, hep yukarı gittiği, hep daha fazlasına sahip olduğu belli. Yoksa 3 bin lira maaşla 3 milyonluk cip nasıl alınır ki?!

Yani mesele “buruna çekilen pudra şekeri” değil dostlar, siz hâlâ anlamadınız mı?

Sıradan, vasıfsız bir AKP’linin, hadi o kadar haksızlık etmeyelim, bir BÜRO PERSONELİ’nin pırıltılı bir hayata nasıl hızla yükseldiğinin hikayesinin açığa çıkmış olmasıdır konumuz, o kadar. Bilinen bilinmeyen sayısız örnek daha vardır kuşkusuz.

Şimdi biraz düşünelim… Bu ve benzeri örnekleri üst üste koysak ne kadar yüksek bir dağla karşılaşırız? Korkunç, öyle değil mi? İşsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı içinde çırpınan bir halk gerçeği önümüzde duruyorken, bir de bu gerçeğimiz var maalesef. Ne diyordu o ünlü pankartta: “Sahip olduğunuz zenginlik, bizden çaldıklarınızdadır.”

Peki bunu yeterince anlatabiliyor muyuz halka? Bir bakalım: Bir sokak röportajında 2 bin lira emekli maaşı aldığını söyleyen vatandaş geçinemediğini vurgularken, yaklaşan yaşlıca bir adam tersini söyleyip yol yordam gösteriyor:

“Bak üzerimdeki bu kazak 12 TL.”

Beriki cevap veriyor.

“Yani sen o kazağı giyiyorsun diye ben de onu giymek zorunda mıyım?”

“Giyeceksin tabii ki.”

Amca bu sefer cebinden beyaz bir kumaş parçası çıkarıp gösteriyor:

“Bak bu cebimdeki mendil normal mendil değil, fanila kırığı!

“Şimdi öyle bir saçmalıyorsun ki. Sen bunu kullanıyorsun diye ben de mi kullanacağım?”

“Kullanacaksın. Hayata uyacaksın.”

Adam isyan ediyor bu sefer. “Ya götünün donundan yırtmış cebine koymuş. Hayatın ne olduğundan haberleri yok. Bundan sen ne beklersin?!”

Evet işte bu kadar çarpıcı. Adam öylesine yoksul ki mendil bile alamıyor, atletinden yırtıp kendisine mendil yapıyor. Ama maalesef ne kadar yoksul olduğunun farkında değil. Çünkü kimse ona insan gibi yaşamayı göstermemiş, daha iyi bir hayat hak ettiğini söylememiş. Hayatı kendisine dağıtılacak bir torba kömür, bir paket makarnadan ibaret sanıyor.

Yolsuzluklardan bahsedince de ya inkar ediyor ya da “Bal tutan parmağını yalar” diyerek meşrulaştırıyor. Çünkü fırsatını bulsa o da aynısını yapacak.

O almayacak da ben mi alacağım?” diyerek kendisini hakir görüyor, onu ezenlerden bile daha acımasızca. Çünkü dürüst yolla hayatı boyunca didinip dursa bile asla iyi bir yaşama sahip olamayacağını biliyor.

Kuşkusuz halka yeterince anlatamadığımızdan bizde de kabahat var. Fakat bundan sonra ne yapacağız, insanlara ezildiklerini, haklarının yendiğini, onlara gitmesi gereken kaynakların nasıl iç edildiğini daha başka nasıl anlatacağız, insanların gözlerini nasıl açacağız bilemiyorum ama bu yazı da tarihe bir not olsun deyip noktayı koyalım.

Ha unutmadan. Vatandaşın evlerinde, yastık altında sakladıkları altın ve dövizleri ekonomiye kazandırmaları çağrısı yenilenmiş.

Ee, bende yok ki demeyin canım. Onlar da olanlara yinelediler zira…

Son Haberler