Gazete REDMedya: Manyaklar ordusu!

Medya: Manyaklar ordusu!


Bunun yazar olduğu bir ülkede yaşıyoruz!..

İktidara geldiği günlerde sermaye gruplarının medyasında boy gösterip yıkama yağlama işlerini bitiren Tayyip iktidarı giriştiği kutlu yolda “şeffaflığını ve sorgulanabilirliğini” elbette uzun zaman sürdüremezdi. Nitekim kıçı kırık icraatlarının acı sonuçları artık patlak vermeye başlamış, bunun ilk emaresi de pek çok kimse bugün bile bilmese de Pamukova Yüksek hızlı tren faciasıyla ortaya çıkmıştı. 41 vatandaşın hayatını kaybetmesine neden olan, hiçbir teknik ve bilimsel kaideye uymadan göz boyama amaçlı yapılan uyduruk tren projesinin katliamla sonuçlanması medyanın belki de ilk sarı öküzünü vermesine neden olmuştu. Çünkü o gün sabahtan yapılmaya başlanan haberler ve yapılacağı duyurulan tüm programlar bir anda yayından kaldırılmış, kaza haber ve programlarının yerini “life stayl” vb. yayınları almıştı. Sebebi ise Tayyip’in ilk kez çok fazla sinirlenip tüm patronları bizzat arayarak programları kaldırma talimatı vermesi olarak açıklanmıştı kapalı kapılar ardında.

Evet, bu memlekette basın hiçbir zaman tam olarak özgür olamamıştı belki ama cumhuriyet tarihinin hiç görmediği bu baskıyı uygulamak da yine Tayyip ve saz arkadaşlarına nasip olmuştu. Ne hazindir ki bu skandal olay karşısında gazeteciler sessiz kalmayı tercih etmişti. Sonrasında birkaç yıl daha ite kaka idare edildi, çünkü iktidar-cemaat ortaklığıyla kurulan ve tamamen laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik çıkarılan Ahmet Altan ve Yasemin Çongar yönetimindeki TARAF denen paçavra devreye sokulmuştu. Halkın çoğunluğu ise darbe karşıtlığı sevdasıyla tarihin en acımasız, en kolpa, en düzenbaz kumpas planlarıyla sol görünümlü liboş tayfa aracılığıyla laikliğin köküne kibrit suyu ekilmesine resmen ikna edilmişti. Aralarında RED hareketinin de bulunduğu bazı kesimler ise bunun bir darbe karşıtlığı olmadığını öngörmüş, darbe yanlısı ve ulusalcı olarak fişlenmek pahasına Ergenekon, Balyoz ve askeri casusluk gibi davaların karşıdevrimci birer tertip operasyonu olduğunu söylemekten çekinmemişti.

Hatta derginiz RED bu konudaki tavrını “HER TARAF BOK KOKUYOR” sloganıyla ortaya koymuştu. Aradan geçen zamanda Tayyipgiller ile Fetögiller arasında çıkan yağmacılık kavgasından sonra gerçekler ortaya çıkmış, bunların birer FETÖ kumpası olduğu itiraf edilmiş, ancak suçsuz günahsız pek çok insan ya hayatından ya da özgürlüğünden mahrum kaldığıyla bırakılmıştı. Ne hazindir ki o gün bu davaların daha ayrıntılı bir şekilde aydınlatılması için de “yetmez ama evet” çeken aydın kılıklı ne idüğü belirsizler, ortaklığın bitmesiyle kullanıldıktan sonra suçladıkları kişilerle aynı kaderi paylaşarak gerek FETÖ’cü, gerekse dış mihraklara ajanlık yapmak suçlamalarıyla kodeslere gönderilmişlerdi.

Hiçbirini unutmayacağız!

“YERLİ VE MİLLİ KALEMŞORLUĞUN” SONU MU?
Taraf’ın da misyonunu tamamlamasıyla Tayyip artık kendi medyasıyla yetinemez hale gelmiş, ekranlara saldığı tetikçileri aracılığıyla savurduğu tehditler neticesinde en sonunda yıllardır çekemediği Aydın Doğan Medyası’nı da tıpkı diğer gruplarda olduğu gibi halkın parasıyla satın alarak yandaşlarına emanet etmişti.

İşte bundan sonra Tımarhane Cumhuriyetimiz yine dünyada eşine rastlanmayan kara propaganda, iftira, yalan dolan, şuursuzluk makinesi haline gelen yandaş medyasıyla dünyaya örnek olmuştu. Giderek yaldızları dökülen ve son olarak İstanbul’un yönetimini kaybeden iftira haberciliğinin örneklerini saymakla bitiremeyiz. Ancak bu iktidara yaranma sapkınlığını alışkanlık edinmenin artık işe yaramayacağını, bu arkadaşların Tayyipsiz bir Türkiye’de meslekleri gazetecilik olmadığı için işsiz kalacakları endişelerinin gerçek olacağını belirtmek zorundayız. Ama yanlış anlaşılmasın; bunu muhalifler yapmayacak.

Nasıl ki yılların yalakası havalı Nagehan, Tayyip’in kaybetmesinin ardından katıldığı TV programında söyleyecek sözü, izin almadan yapacak yorumu kalmadığı için ağlamaklı halde stüdyoyu terk etmek zorunda kaldıysa, bu iktidar gittiğinde de bu şarlatanların trollük yapmaktan başka şanslarının kalmayacağını düşünmek mümkün. Hatta tıpkı Bahçeli’nin yaptığı gibi başarısızlıkların faturası bu asalaklara kesilir de belki daha erken kurtuluruz, belli mi olur…

İFTİRA VE KARA PROPAGANDA ŞUURSUZLUĞU!
Dünyanın en ilkel kabile devletlerinin bile mazhar olamadığı bu acuze iktidar modeli estirdiği şuursuzluk rüzgarıyla memleketi resmen serseme çevirdi. Dünyada hiçbir ülke vatandaşının belki yıllarca göremeyeceği tüm abuklukları her dakika bir öncekini geride bırakacak şekilde idrak ettik.

Sadece İstanbul seçimlerinde bile sabah “Pontus” olarak başladığımız bir güne öğleden sonra “Yunan”, akşamüstü “terörist”, gece “azgın azınlık”, kuşluk vakti alakasız örgüt sempatizanı olarak devam ettik. Altı üstü bir yerel seçim için koskoca adamlar tarafından “Binali’ye mi, yoksa darbeci Mısır CB’si Sisi’ye mi oy vereceksiniz” diye azarlandık. Beka sorunu diye diye memleketin kendilerine oy vermeyen insanlarını terörist ilan eden aklını yitirmişlerin seçim uğruna “teröristbaşı Öcalan’ın” eşbaşkanlığına aday olduklarını deneyimledik. Süleyman Soylu’sundan Bahçelisi’ne, Perinçek’ine kadar bir zamanlar Tayyip’e etmedik küfür bırakmayan adamların neden ve nasıl bu kadar hastalıklı hareketler içine girdiklerini “dış güçlerin” gazozlarına ilaç karıştırmış olmasından başka bir ihtimale bağlayamadık. Para dedik olmadı, güç dedik dolmadı, yargılanma korkusu dedik kesmedi. İnsanın kendisini bu kadar sefil, bu kadar komik, bu kadar rezil bir duruma sokabilmesi için hiçbirini tek başına yeterli göremedik. “Neden yapıyorsunuz bunları birader?” demekten kendimizi alamadık halk olarak. Ama hepsini bir araya getirdiğimizde şunu görüyoruz ki bizden çaldıkları parayı da, at koşturdukları memleketi de, ellerine geçirdikleri tüm güç ve kodeslere tıktıkları esir yurtseverleri de en kısa zamanda geri alacağız, şimdiden haber verelim…

DIŞ GÜÇLER MANYAKLIĞI!
Aslında tüm dünyada bir delirme hali söz konusu ancak hiç kimse bizim kadar delirmedi. Dünya halklarındaki sağ ve ırkçı politikalara verilen sebebi belirsiz (?) destek bir yana, Tayyip kadar “çılgın” olan bir Trump dünyanın başına bela olmuş durumda mesela. Evet, karşımızda “Rusya, sana füze yollayacağım” diye twit atan, gündelik hayatta bizim kadar olmasa da halkı tarafından alay konusu haline getirilen 6 yaş zekasına sahip bir morondan söz ediyoruz. Ancak ne olursa olsun ülkelerinde onu engelleyen yasalar, mahkemeler ve hâlâ canına ot tıkamaktan çekinmeyen iyi kötü bir medya gücü var. Avrupa’daki durum, Sarı Yelekliler’in direnişi ve Fransız hükümetinin zulmü bazen “Batı bizi gerçekten kıskanıyor galiba” dedirtiyorken, herkes biraz rezil ama “en rezil niye biziz” diye sormadan duramıyor insan. En rezil biziz, çünkü normalde otomobilimize süs olarak bile asmayacağımız bir sersemin kölesi olduğumuz, en son Japonya’daki Osaka Zirvesi’nde tam olarak ortaya çıktı. Tayyip Bey ve saz arkadaşlarına “Hollywood figüranları bunlar, çok şeker insanlar” diyen moron Trump tüm dünyanın önünde bizi rezil etti de bizim “eyyy ABD” diye buralarda yandaşlara Iphone kırdıran saz heyeti adamın karşısında “kehküdü keh keh” diye sırıttı. Ancak bunlar o kadar şuursuz ki, onlar Trump’ın karşısında sırıtırken medyacı elemanları burada ABD’den, PKK destekçisi ABD diye söz eden twit sallıyordu; Allah halkımıza sabır versin gerçekten. E ama işte İmam Hatip mezunu olup sahte diplomanla “ekonomistim” diye hava atarsan, bunun yarattığı aşağılık kompleksiyle daha önce “monşerler” diye aşağılayıp sürdüğün o işi bilen diplomatları böyle ararsın hacı yapılacak bir şey yok. Neticede bizim değerlendirmemiz gereken şey bunların iktidarı kaybetmemek için her tür cihatçı çeteyle işbirliği yapıp ülkemizi büyük felaketlere sürükleyebileceği gerçeğidir. Bunun dışında bunların emperyalizmle mücadele denen şeyi kendi iktidarlarını korumak için “milli iradeyi” gaza getirmekten ibaret sandıklarını çoktan teşhis etmiş bulunuyoruz “azgın azınlık” olarak hepimiz. Ancak sabah akşam “dış güçler” diyerek artık boğulma noktasına geldiğimiz bu günlerde siyasi muhataplarından beklentimiz, her ülkenin kendi menfaatleri çerçevesinde hareket etmesinin normal olduğunu, önemli olanın bu hareketlere karşı nasıl bir tavır içinde olunması gerektiğini, en azından asgari standartları anlatarak “milli şuursuzluğu” biraz olsun dağıtmaya çalışmalarıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,815BeğenenlerBeğen
17,090TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol