Meclis değil Flaş TV!..


Bu Yeliz bu Meclis’e öyle birden bire gelmedi.

Bunca yıldır kusurlarını bilip düzeltmeye çalıştığımız Cumhuriyet tarihinde Türkiye siyaseti hiç bu kadar yüzsüz, cahil, ahlaksız, iftiracı, yağmacı bir “devlet adamlığı” anlayışı görmemişti. Ancak iç ve dış politikadaki rezillik, halkın sırtından geçinen asalaklar sürüsünün kepazeliği günümüzde ayyuka çıkmışsa bu rezilliğin baş mimarlarını her nedense “ilk kurulan ekip iyiydi” diyerek aklayan “bilirkişilerin” de bunda payı oldu. 90’lı yıllarda Meclis’te yaşanan ve skandal olarak nitelendirdiğimiz “çiğköfte” partisinin ardından memleketi Tımarhane Cumhuriyeti’ne taşıyan yerli ve milli “devlet adamlığı” profiline birkaç örnekle göz atalım:

Kemal Unakıtan:
Ekonomiyi ilk uçuşa geçiren, memleketin tüm malvarlığını veresiye değil, peşin de değil, “babalar gibi” satacağını açıklayan uyanık “sinsi bakkal amca” kıvamlı, köylü kurnazı, sulu sepken Kemal Unakıtan. “TEKEL’i babalar gibi satarım” dedi. SEKA stratejikmiş ne stratejisi be, gece müşteri gelse çıkar pijamayla çıkar satarım” dedi. “Parayı veren düdüğü çalar” dedi. “Kâr edeni de satarız, zarar edeni de” dedi. “Devlet TÜPRAŞ’ı KOÇ’dan daha iyi mi yönetecek” diyerek özel sermayeye devretti. “Sümerbank’ı bitirdik” diye gururla açıklama yaptı. Ve ne hikmettir bilinmez, Rableri bunlara hep verdikçe verdi. Hatta hastalandığında eşi Ahsen Hanım, nerede tedavi olması gerektiğini Rabbine sorduğunda bu Rab bunlara “Cleveland’da” diye cevap bile verdi. Aynı Rabbin fakir halka neden “dandik SSK hastanelerine git” dediği ise hiçbir zaman anlaşılamadı. Çocukları 2001’den sonra servetlerine servet katmaya başladı, rüşvetçi Unakıtan ailesi paraya para demedi. Müthiş icraatları saymakla bitmez ama şimdi bu memlekete sorun, “delirdin ama neden delirdin” diye; altından bu adamlar çıkar.

Ali Babacan:
Kolejli çokomelli hacı abi damat Berat’ın bir alt ama daha kaliteli sürümü. Kemal Derviş’in hacı versiyonu. Ekonomide onun programını uygulayıp ağır abi gibi ortalıkta süzülmekten başka bir işe yaradı mı pek bilmiyoruz. Şimdilerde vakti zamanında Tayyip ile ayrılığa düştükleri için yeni parti kurma hazırlığındaymış. Ne diyelim, bu yobaz yiyicilerin “millete hizmet aşkı” bitmez. Ama şu fikir ayrılığına bir bakacak olursak insan bunların en efendi ve başarılı görünümlüsünün bile yüzsüzlüğüne hayret etmeden duramıyor. Bu arkadaş da Tayyip’in yaptığı yanlışlıklara alternatif parti kuracak güya ama daha AKP’den istifa etmemiş. Hani yani yersek eskaza. Şu sıralar bunlar FETÖ soruşturmasına falan uğruyorlar ama laf tabii. Onlar bu eski gönüldaşlarını yargılayamaz, kendi pislikleri çıkar maazallah bilirsiniz. Ama biz halk olarak onların hepsinden yaptıklarının hesabını soracağız. Halkın yüce divanının yolları taştan, sonra söylemedi demesin hacı amcalar!

Abdullah Gül:
Kayıp trilyon davasının “gülü” aslında o. Dokunulmazlığı olduğu için yargılanamayan, Tayyip’in noter başkatibi, ortayolcu indiragandici ilk cumhurbaşkanımız. Yahu bu “devlet adamımızın” karısı, çok değerli hanımefendi Hayrünnisa, Topkapı Sarayı’nın çok hoşuna giden koltuklarını köşke taşımaya kalktı hatırlatırız! Suudi Kralı’nın devlete ait olması gereken hediyelerini iç etti. Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldıktan sonra devlete ait Huber Köşkü’nü tahliye etmesi için vatandaş köşkün önünde eylem yaptı eylem! Şimdi o da ağır devlet adamı ayaklarında milletin paçalarına sürünerek tekrar husule gelmeye çalışıyor. Ne diyelim; hadi oradan be, hadi oradan!…

Cemil Çiçek ve Atilla Koç:
Biri geçmiş dönemde “feministlik sapıklık, flört fahişeliktir” diyen adalet bakanı ve Meclis Başkanı, diğeri gittiği her etkinlikte uyuyup kalmasıyla meşhur eski kültür bakanı. Fakat bunların devlet adamlığı pozisyonunda itibar görmeleri kadar hayret verici olan, AB ve bizim AB uzmanı yandaşların Tayyip’in bu ekibiyle Batı normlarına uyum sağlayıp Avrupa Birliği’ne girebileceğimizi hayal edebilmeleridir herhalde. Ne nefis günlerdi be, hey gidi hey demek istiyor insan…

Abdüllatif Şener:
Partinin ilk kurucularından. Güya o da AKP yoldan sapınca nedamet getirmiş. Onlar kadar yiyip içmişliği olmasa da şimdi CHP’de vekillik yapıp AKP’nin sonradan değiştiğini savunan bu devlet büyüğümüze de sormak lazım: Hadi bu kadar ileri gidebileceklerini o gün öngörememiştin diyelim. Yahu arkadaş, sen bunların Fethullah ve cemaatle oynaştıkları günleri de mi bilemedin? Halkın malını babalar gibi satarlarken de mi göremedin? Bu halk sana “ekonomik düzelme bize niye yansımıyor” diye sorduğunda sen onlara “bu düzen böyle, sizin paranıza el koymak için varız” diye itirafta bulundun mu, bulunmadın. Sen de kandırmaya devam ettin. En iyileri sendin belki ama sen bir “hadi oradan”ı da hak ettin!

Bunlardan sonrası Meclis’te tufan!
İşte bunlar hâlâ kimilerinin “eskiden bu kadar kötü değillerdi” dediği, Meclis’in çivisini ilk çıkaran, milli şuursuzluğun öncülüğüne mensup devlet adamlarının birkaç örneği. Bunların açtığı yolda ilerleyen parlamentomuzun hali ise ortada: İşlevsiz, AKP’li yamyamların ezici çoğunluk olduğu, ama buna rağmen halk kan ağlarken kendilerine diş yaptırmak için tek vücut olabilen tiplemelerin uğrak yeri, ucuz lokantası da olan bir nevi emekliler kahvesi diyebiliriz. Kimler mensup olmadı ki bu Meclis’e; destekledikleri vakıflarda çocukların tecavüze uğramasına “bir kereden bir şey olmaz” diyen kadın vekiller, birbirinin saçını başını yolan acayipler, çıkan kavga sonrasında muhalif vekil için “ayağımı ısırdı” diye çığıranlar, neler neler. İşe yaradığı tek konu muhalif vekillerin soru önergeleri sunarak bazı olaylardan haberdar olmamızı sağlamaları ama o kadar.

Ancak şunu söylemek boynumuzun borcudur ki egemenlik şu an kayıtsız şartsız millete ait olmasa da elbet bir gün kayıtsız şartsız halka ait olacaktır. Bu da böyle biline!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here