Matematik topluluğunda kutsallaştırma ve tekmeleme

Her meslek topluluğunda olduğu gibi, Türkiye’de de matematik topluluğu çakal değil ama çok ‘şakacı’ ve acımasız olabiliyor. Kimbilir, belki bu yazı da aynı niteliktedir!

  • ZAFER ERCAN

Türkiye’de matematik topluluğu bütün kötü işlerini bana yaptırıyor; birilerini öve öve şeyh gibi uçurmaya çalışırlarken bir taraftan da uçurmaya çalıştıkları ‘şeyhin’, fazla yükselirse yere çakılma ihtimaline karşın, uçmaması için elimden geleni yapmamı bekliyorlar. Sadece şakacı değiller; ikiyüzlüler de, Demir Küpeli’den hiç bahsetmiyorlar.

Yanlış anlaşılmasın, bu yazıda şu ya da bu şekilde yerden yere vurduğum kişiler Türkiye’de matematiğin gelişmesinde son derece önemli katkları olmuş ve belirli anlamlarda bir ekol oluşturmuş matematik emekçileridir.

Ağır-ağabeylerin bir kararı

Yaklaşık 15 yıl öncesinden bahsedeceğim. ODTÜ Matematik Bölümü’nde çeşitli görevleri yerine getirmek için komisyonlar vardır. Komisyon üyelerinin seçimlerinde herkesin her komisyona otomatik olarak aday olduğu varsayılsa da, gayriresmi olarak kişiler hangi komisyona seçilmek istediklerini kulis yaparak seçmenlere bildirirdi.

Bu komisyonların en saygın ve aynı zamanda en karaktersiz olanı Eleman Alma Komisyonu (EAK) ve en sempatik olanı da Sosyal Harekat Komisyonu’dur. (SHK) EAK üyeleri genelde ağır-ağabeylerden, SHK üyeleri de güzel kadınlardan ya da hanım-ağalarından oluşurdu.

Ağır-ağabeylerden bazılarınının SHK üyelerine yarı çapkınca sataşmaları zaman zaman dikkatimi çekerdi. Bu gözlemlerim sonucu biraz da muziplik olarak, bu ağır-ağabeylerden birinin, sosyal komisyon üyesi seçilmesi ve kendimin de karaktersiz olarak nitelendirdiğim ve ağır-ağabeylerden oluşan komisyona seçilebilmem için kulis çalışmalarını, özellikle genç akademisyenler üzerinden yoğunlaştırdım.

Bir ağır-ağabeyin SHK’ya seçlimesini başaramasam da kendimi ucu ucuna EAK’na seçtirmeyi başardım. Komisyonlarla o ana kadar hemen hemen hiç ilgilinmeyen benim EAK’ya seçilmem bölümde yeri göğü sarstı. Beklenmedik bu seçilmişlik karşısında ağır-ağabeyler acilen toplanıp, komisyon üye seçimlerinin iptal edilmesi gerektiği konusunda anlaştı. Bölüm Kurulu acilen toplandı, konu gündeme getirildi ve oylama yapıldı, sonuç: 16-1. Bu 1 oy benim oyumdu. Kazanmıştım!

Ama amacım kazanmak değildi, bu benim için hiç beklenmedik bir başarı oldu. Ancak 16 oy alan muhalefetin ağır-ağabeylerinden olan ve 12 Eylül cuntası tarafından ODTÜ’yü adam etmek için de görevlendirilen Okay Çelebi, yarı karanlık gözlüklerinin arkasından bana bakarak sırıtıyordu; benim kaybettiğimi, kendilerinin kazandığını sanıyordu!

Bu toplantıya katılan çırak-ağabeylerin, ağır-ağabeylerin yolunda ilerlediklerini de saptamıştım. Şimdi baş-ağırağabeye geçelim.

Baş-ağırağabey

Algıladığım kadarıyla Türkiye’de matematik topluluğunda bir grubun baş-ağırağabeyi Tosun Terzioğlu’dur. Tosun Terzioğlu, ODTÜ Matematik bölümü öğretim üyeliği, ODTÜ’de bölüm başkanlığı ve dekanlık, sonra TUBİTAK başkanlığı ve 10 yıl süre kadar Sabancı Üniversitesi rektörlüğü yapmış bir matematikci.

Matematik Dünyası 2018-106 sayısı, Tosun Terzioğlu için özel olarak sayı olarak hazırlanmış. Dergide, Terzioğlu hakkında yer alan yazılar tümüyle övgülerle dolu. Bu nedenle, matematik tarihine imza atmış Terzioğlu hakkında olumsuz yazma görevi bana düşüyor.

Yakın zamanda Türk Matematik Derneği üyelerine gönderdiğim bir iletide Tosun Terzioğlu için şöyle yazmıştım:

‘Bağlı’ olmaya karşı kavga etmekten daha güzel ne olabilir ki! Bu bağlılık din, evlilik ya da  çalıştığı kurum olabilir, elbet de başka şeyler de olabilir. Bu nedenle Selman Akbulut’un bağlı olduğu üniversiteyle (Michigan State University, matematik bölümü) kavga içinde olmasına imrendim. Bu bağlamda Tosun Terzioğlu’na çok üzülürüm. Bağlı olduğu patronlarıyla hiç kavga etmedi.

Gerçekten de bir matematikçinin patronuyla hiç kavga etmemesi çok üzücü. Hatta bir mağduriyet! Elbette burada bahsi olacak patronlardan biri, Tosun Terzioğlu’nun patronu Güler Sabancı. Terzioğlu, Sabancı Üniversitesi rektörlüğü yaptığı dönemde, “Sabancı Üniversitesi o kadar özgür ki üniversitede Atatürk bile eleştirilebilir” saptamasını yapmış, ancak aynı üniversitede Güler Sabancı’nın eleştirilmesi durumunda özgürlüğün başına neler gelebileceği konusunda herhangi bir görüş belirtmemişti.

Terzioğlu, AKP iktidarı dönemini kastederek, “Son yıllarda kızların okullaşma oranı yüzde 80’lerden yüzde 98’e çıktı. Bu, çok büyük bir başarı. Bunun için herkes çok çalıştı. Ama hükümet istemeseydi bu başarıya ulaşılamazdı” diyerek, ilkokullara kız çocuklarının türbanla gitmelerinin bir sakıncası olmadığını söylemişti. Terzioğlu, bu söylemiyle özgürlük dersi veriyordu. Ancak, 7-8 yaşında bir ilkokul çocuğunun din üzerinden türbanlaştırılması, çocuğun soyut düşünebilmesi önünde ciddi bir engel oluşturur. Dahası düşünebilmeye düşman bir kişilik ortaya çıkarır. Bu gerçeklik karşısında da Terzioğlu bir beyanda bulunmuyordu.

Tosun Terzioğlu, TÜBİTAK başkanlığı döneminde akademik yayınlara ‘teşvik’ dağıtılmasını sağlamıştı. Yani, akademisyenleri şu ya da bu şekilde dilenciliğe yönlendirmenin yolunu açmıştı. Teşvik uygulamaları daha sonra genişledi ve genişledi, öyle bir genişledi ki, hocalar teşviksiz kalmaktan utanmaya başladı.

Rus matematikci Anatoly Kusraev, ODTÜ Matematik bölümünü, bir grup matematikçinin davetlisi olarak ziyaret etmişti. Bu zaman diliminde, bir kokteyl ortamında, Şafak Alpay’ın Kusraev’i, Terzioğlu’na tanıştırma amaçlı, “Prof. Anatoly, I would like to introduce you, Prof. Terzioğlu” girişimi ve bu anda Kusraev’in elini Terzioğlu’na uzatması üzerine Terzioğlu’nun Kusraev’in elini boşta bırakarak bir başka masaya geçmesi birkaç kişinin keskin hafızasındadır. Eminim ki, böyle bir tanıştırmayı patronu yapmış olsaydı durum farklı bir kibarlık formatında olurdu!

Ali Nesin şakası

Baskılı toplumlarda genellikle kişiler, çoğu zaman çıkar amaçlı olarak, görüşlerini ortaya koyarlarken, otoriter ve etkili olarak algıladıkları ‘yüksek makamlı’ kişilere atıf yaparak konuşmaya başlarlar; ‘değerli rektörümün dediği gibi’, ‘saygıdeğer valimizin de söylediği gibi’, ‘Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı gibi…’, ‘kes sesini, şeyhimizin görüşü üzerine görüş mü olur’ gibi… Bu tür görüş bildirme formatlarına ağalı paşalı referans verme diyelim.

Ali Nesin’in, Matematik Dünyası’nın Tosun Terzioğlu özel sayısında (2018-108), ‘Ben Tosun Terzioğlu’nu çok sevdim!’ başlıklı ikibuçuk sayfalık yazısı var. Bu yazıda, Terzioğlu’nun kendisine çok etkileyici iki ‘ders’ verdiğini yazıyor. Birinci dersin konusu şöyle: 1991 yılında Ali Nesin Amerika’da profesör iken, Türk matematikciler arasında etkili iletişimin sağlanması için ‘turkmath’ isimli bir elektronik ağ kuruluyor. Ali Nesin, bu ağın isminin ‘turkmat’ olması gerektiği konusundaki önerisine hemen hemen herkes, ağalı paşalı referans verme yöntemiyle karşı çıkıyor. Ali Nesin tam konuyu kapatmak üzereyken,

Şaçma sapan şeylerle uğraşmayın, matematiğe odaklanın. Türk Matematik Derneği Başkanı Prof. Dr. Tosun Terzioğlu”

biçiminde listeye bir e-ileti geliyor. Nesin’in buna karşı, ‘bu kadar şatafatlı imzaya ne gerek var’ ifadesini de içeren sert bir karşı yanıt yazıyor. Elbette, Terzioğlu’nun yazısı üzerine, ağalı paşalı referans verme metodu kullanılarak, ‘evet, evet, değerli hocamızın dediği gibi matematiğe odaklanalım’ iletileri listeye düşüyor. Ali Nesin’in sert yanıtına, Terzioğlu, özel olarak,

‘Herkes gibi, ben de azarlanmak istemiyorum. Tosun Terzioğlu.’

yanıtını veriyor. Bu yanıtla, Ali Nesin, Terzioğlu’nun aslında şatafatlı imzalar kullanmak istemeyen son derece mütevazı biri olduğuna karar veriyor, mahçup oluyor, utanıyor ve kendi deyimiyle,

‘Topraklar altından kayıyor.’

Bence, Ali Nesin dua etmeli, Terzioğlu,

‘Herkes gibi, ben de azarlanmak istemiyorum. Tosun.’

yanıtını vererek, Ali Nesin’in değil toprağını, dünyasını ayağından kaydırabilirdi!

Ali Nesin, Terzioğlu’nu anlatan yaklaşık ikibuçuk sayfalık yazısının bir sayfasını bu olaya ayırıyor ve bu olayın Terzioğlu tarafından kendisine verilmiş en etkileyici iki dersten biri olduğunu yazıyor. Bence, bu konu hiç mi hiç derse benzemiyor. O nedenle, Ali Nesin’in bu yazısına ağalı paşalı referans vermek isteyenleri uyarmak isterim, Ali Nesin, buna bir ders diyerek soyut şaka yapıyor.

Matematik Dünyası dergisinin bahsi geçen özel sayısında, T. Terzioğlu için başka birçok başka yazı yer almakta. Okurlara dergiye ulaşmalarını öneririm.

‘Serseri’

Demir Küpeli, ODTÜ’de matematik bölümünde profesör iken, emekliliğine de üç beş ay kalmışken istifa etmişti.

Türk matematikciler listesinde, bir matematikçinin ölümü üzerine, en azından başsağlığı mesajları yazılırdı, ama bildiğim kadarıyla benim dışımda Küpeli için yazan olmadı.

Demir, birçok akademik yayını dışında, uluslararası düzeyde yazılmış birçok akademik kitabın da yazarıydı, emekçiydi. Demir Küpeli hakkındaki aşağıdaki yazıyı, Matematik Dünyası dergisinde yayınlatmak için birkaç kez girişimde bulunmuş olsam da, yayınlanmadı. Demir Küpeli hakkında Matematik Dünyası dergisinde hiçbir şekilde yer verilmemiş olması tek kelimeyle tekmeleme ve ayıptır.

Demir Küpeli bir ‘Serseri’ydi

Demir “şöyle matematikçiydi, böyle matematikçiydi” diye ahkâm kesecek değilim. Ama bir matematik emekçisi hem de iyi bir emekçi olduğu konusunda zerre kadar kuşku duymuyorum. O nedenle onu çarpıcı ve farklı yapan isyancılığı bir başka deyişle “serseriliği” hakkında birkaç şey yazabilirim.

İsyan ettiğin şey saçma sapan olsa bile bazen isyan edebilmenin neye isyan ettiğinden bağımsız olarak  bir değeri olabilir. Örneğin bir şeyin mantıklı olmasına ve bir akılcılık silsilesi içerisinde yürüyor olmasına bile isyan etmek anlaşılır bir davranıştır. Çok sevdiğine çok sevdiğinden dolayı, sana âşık olan birine sana âşık olmasından dolayı, “her kapıyı açmasından” dolayı paraya, her şeyi yaratmasından dolayı tanrıya isyan edebilmenin değeri yabana atılmamalıdır. Hatta “evet efendim, haklısınız efendim” formatında olan toplumlarda isyan etmek bence toplumsal bir görevdir. Yalçın Küçük içeri düştüğünde, onu çevreleyen gençlerin hocaya, “hocam açlık grevindeyiz, bize destek verin, bize katılın” önerisine Yalçın Küçük “çocuklar bu yaptığınız serseriliktir” dediği ve “ama ben serseriliği severim. Elbette size destek vereceğim” diye eklediği rivayet edilir ki tahmin ediyorum doğrudur da!

İhaleye fesat karıştırmanın tu kaka olduğu konusunda hemfikir olan hocaların akademik personel alımında uygulanan “ilana fesat karıştırmayı” göremeyecek kadar çıkarcı olduklarına tanık oldum. Bu bağlamda, ODTÜ yönetimine açmış olduğum dava sayısı 10’a yakındır. Bu “serserice” mücadelelerimin karşısında işşiz de bırakıldım. Tam bu ortamda “paraya ihtiyacın varsa hesap numaranı yaz lütfen” diyen Demir’in içten e-postasını ve diğer manevi desteğini unutamam.

Demir’in ODTÜ Matematik Bölümü’nün arka bahçesindeki “o rektörü öyle bir sopalarım ki, ceketinde tek bir toz kalmaz” çıkışının yersiz değil, haklı bir isyan olduğunu düşünüyorum.

Demir, emekliliğine az bir süre kalmasına rağmen üniversite yönetimine olan tepkisini istifa ederek gösterebilmiş bir farklılıktaydı. Önemli bir farklılıktır.

Geometriciler Hausdorff özelliği olmayan topolojileri pek topolojiden saymamalarına karşın günümüzde kabul gören topoloji kavramında bu özellik, tanım olarak aksiyom listesinde yoktur. Bu bağlamda benim, Demir Küpeli’nin ve Hasan Gül’ün bulunduğu Ankara İnkılâp Sokak’taki Net Piknik’te topoloji tanımı üzerine başlayan tartışmada Hasan Gül’le Demir Küpeli arasında kavga çıkmasına ramak kalmıştı. Az kalsın şişeler havada uçuşacaktı. Benim barışseverliğim sayesinde bu iki isyancı kafa göz yarmaktan kurtulmuştu. Eğer olayı provoke etseydim bu kavganın tarihteki adı “Hausdorff Meyhane Kavgası” olurdu herhalde. Bazen “keşke biraz provoke etseymişim” dediğim de olur.

Yukarıdaki anlamda bir ‘serserilikten’ daha güzel bir şey olabilir mi? İşte Demir bu anlamda bir serseriydi.

Demir’in isyanlarından sadece biri  güzel değildi: Son isyanı.

(Not: Bu yazının Matematik Dünyası Dergisi’nde yayınlanabilmesi için epey çaba gösterdim, ama yayınlanmadı.)

Önceki İçerikParan varsa lokantan var

Son Haberler

Matematik topluluğunda kutsallaştırma ve tekmeleme

Her meslek topluluğunda olduğu gibi, Türkiye’de de matematik topluluğu çakal değil ama çok ‘şakacı’ ve acımasız olabiliyor. Kimbilir, belki bu yazı da aynı niteliktedir! ...

Paran varsa lokantan var

Tüm ülkede restoran ve kafeler sadece paket servis yapabilirken paralı otoyollarda her yer açık! RED özel - Pandemi tedbirleri dolayısıyla bütün ülkede restoran, kafe, eğlence...

ABD seçim(sizlik)i: Made in USA*

“Her şeyden önce, zor anlardan korkmayın. En iyisi onlardan gelir.” SİBEL ÖZBUDUN - TEMEL DEMİRER Geleceğin önünü açıp biçimlendiren hızlandırılmış (ve sıkışık) bir tarihsel süreçteyiz; “Eski dünya...

“Erdoğan!.. Sen mi bize ders vereceksin?!”

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, etkileyici bir basın toplantısı yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde medya mensuplarına konuşan Erkan Baş'ın, "Acılıyız, üzgünüz, öfkeliyiz. Çünkü...

Apartman Çocukları

Çocuklarımız ise hareketsizlik, yetersiz beslenme, fast food, gazlı içecekler, yapay şekerler vs kıskacında büyüyor... CEM ASLAN 10 yıl kadar önceydi. Haber bülteninin birinde bir muhabir...