Kutu Kutu Pense ya da Devlet Dersi

“Siz bir çocuğa devlet dersinde idam edilen birini gösterirseniz, o çocuk gelecekte cellat olmaya adaydır…”

  • BORA ERCAN

Eski bir çocuk oyununda söylenen şarkıyı anımsarsınız: Kutu kutu pense, diye başlar… Bu ne demek? Pek de kimse sormaz, sorgulamaz çünkü sormak çok hoş karşılanmaz. İkinci dize de ‘elmayı yerse’

Öyleyse öyledir, yersen, kutu penseden sonra, elmayı; yani, ya kabul et ya terk et!

Meraklı biriysen kendini hadım etmelisin, sen etmezsen ailen eder, öğretmenlerin eder. Gelelim, sahi ne demek bu kutu kutu pense? Çocuğun penseyle ne işi olacak? Meğer biz oyunu Fransızcadan uyarlamışız. Orijinali acoute acoute pense, yani dinle dinle, düşün. Çocuk dinle dinle, düşün diye, oyun oynuyor. Bir anlam dünyası oluşuyor böylece. Bunun aynısı o piti piti karamela sepeti için de geçerli. Ne kadar yaratıcı değil mi?  Orijinaliyse İngilizceden: Oh pity pity care em all so pity

Gerçekten absürd olamayacak kadar absürd, saçmalığın da bir sınırı var. Hadi Türkçe sözlü hafif müzikten, aranjmanlardan, Ajda Pekkan ve türevlerinden özgün içerik yaratmalarını bekleyemeyiz. Bir raddeye kadar hoş görülebilir bütün bu pop kültür uyarlamaları, fakat işin içinde bir toplumun hammaddesi, geleceği, umudu olan çocuklar varsa o zaman çok daha dikkatli olunmalıdır.

Geçenlerde sosyal medyada dolaşan bir paylaşımda bir çocuğun uzun süre ezanı ‘Allah bekler,’ diye anladığını yazmasına benzer bütün bu örnekler. Bir yanlışa tutunup, onun peşinde ne ömürler tüketilir.

Mesela, gerçekten de toplumumuzda birçok insan ezanın Türkçe olduğunu düşünüyor. Geçen gün dikkat ettim, hiçbir din eğitimi almamış olmama rağmen ezanı, hem de anlamıyla ezbere biliyorum. Buradan tabii anlamı bilinmeden okunan dualara gelebiliriz. Arapça bilinse, öğretilse tamam, ama kuran kursunda daha Türkçe ya da kendi anadilini bilmeyen, dahası pedagojik olarak somut dönemde olan çocuklara soyut kavramlar üzerinde başka bir dilden bazı kalıpları belletmek evrensel ve bilimsel anlamda büyük bir hatadır.

Türkçede dublaj denen bir şey var. Uzun bir dönem bütün yabancı filmleri ekranlarda Türkçe olarak izledik. Özellikle de tek kanallı TRT döneminde. Şimdi düşünüyorum da bu çok zarar vermiş bizlere. Bir kere kulağın başka bir dile adapte olamıyor ve alt yazı okumadığın için de okuma yetin gelişmiyor. Hayatın farklı alanlarına ilgin artmıyor. Her şeye ‘ne gereği var,’ diye yaklaşıyorsun. Bir şey için emek vermek, çaba göstermek istemiyorsun…

Bugün geldiğimiz noktada, toplumda bireyler ve farklı gruplar arasındaki ciddi iletişimsizliğin, dolayısıyla da sorunların çözülememesinin altında yatan nedenlerden birinin bu dil-zihin bağının kopukluğu olduğunu düşünüyorum.

Hürriyet Gazetesi ve benzerlerinin atmaya çok meraklı oldukları başlıklar vardır: Türk doktorun büyük başarısı, gibi. Hiçbir İngiliz ya da Fransız gazetesinde, başka bir ülkedeki İngiliz ya da Fransız bir bilim insanının başarılarının bu denli abartıldığına tanık olmadım. Haber değeri bile taşımaz böyle bir durum. Oysa ki, ABD’nin bilmem ne üniversitesindeki Türk’ün… diye başlayan haberler bizde ön plandadır.

Şimdi diyeceksiniz ki sen de, biz de aynı eğitim sisteminden geçtik. Şu anda dünyanın dört bir yanına dağılmış olan arkadaşlarımız da. Evet hepimiz okulun önünde sıra olduk, beden eğitimi dersinde asker adım yürümeyi öğrendik. Her öğretmen gelişinde ayağa kalktık. 10 kasımlarda ‘atam sen kalk ben yatam,’ diye şiirler okuduk, gözlerimiz yaşlı. Sonra biz oğlan çocuklarının bin bir yalan yanlış kabulle vücut bütünlükleri davul zurna eşliğinde bozuldu… Peki ne oldu?

Valla olan oldu. On binlerce vatandaşımız ülkeyi gönülsüzce terk etti. Ülke niteliksiz siyasilerin eline kaldı, onlar öyle bir alan tuttular ki yıllar yılı biz soluklanamadık. Bilimden bihaber, Türkçeyi bile düzgün yazamayan profesör unvanlı rektörlerin eline düştük. Üstüne, televizyondan uzaktan eğitimde çocuklara idam sahneleri gösterilmesine de tanıklık ettik. Saymakla bitmez…

Yaşım 52 oldu, 17 yaşımdan bu yana kendimi tamir etmeye, düzeltmeye çalışıyorum. Her gün bir başka yaralanma söz konusu çünkü.

Sonuçta, işte yaşadığımız korona günleri. Hayat ezbere gelmiyor. Özgün içerik üretmeliyiz. Maalesef yerli ve milli söyleminin içi boş. Yine de madem bu yerlilik ve milliliğe çok inanıyorsunuz bakın size örnek ülke Küba. Ekonomisini turizme bağlayıp insanını bu kadar güvenilmez, yalan, doğaya düşman bir sektöre yönlendirmedi. Sağlığa yatırım yaptı. Ambargoya rağmen ilaç üretti, Batista döneminde ABD’nin zenginlerinin kumarhane ve fuhuş merkezi olan ülke şimdi dünyanın umudu.

Bir ülkenin varlığı insandır. İnsanın niteliğidir. Bu nitelik ancak ve ancak akılla, bilimle, sormayla, sorgulamayla artar. Siz bir çocuğa devlet dersinde idam edilen birini gösterirseniz, o çocuk gelecekte cellat olmaya adaydır ya da Ece Ayhan’ın bir dizesindeki gibi o çocuk ‘Devlet dersinde öldürülmüştür.’

Son Haberler

Bakara-Makara!

İkinci 'Bakara-Makara vakasıyla karşı karşıyayız!.. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş duaları düzgün ezberleyememiş, kafasına göre takılıyor!.. RED Haber - İlahiyatçı Cemil Kılıç, Diyanet İşleri Ali...

Fukaranın ‘savaş’ı bu kadar…

ABD'nin 2 trilyon dolar kaynak ayıracağını duyurduğu koronavirüsün tıbbi ve sosyal etkileriyle mücadele süreci fakir ülkelerde bağış kampanyalarıyla geçiştirilmeye çalışılıyor. Bir Afrika örneği... RED Haber...

Son Gerçek Bükücü

"Biz doktorlar, en azından çoğumuz, biraz saf olabiliriz, yıllarımızı öğrenmeye vakfettiğimiz için kafası kızan hasta yakının saldırabildiği, dövdüğü, hatta öldürdüğü naif 'inek öğrenciler' olabiliriz...

Virüsü vaazla yaydı…

Hindistan'da 'süper yayıcı' olarak tanımlanan 'guru' sonunda virüsten öldü ama ölmeden önce virüsü binlerce kişiye yaydı. Guru'nun gezip vaaz verdiği bölgede 15 bin kişi...

Her yerde toplu mezar kazıyorlar!

https://youtu.be/_8BNmNbiYhU İktidarın koronavirüse karşı aldığı en ciddi önlem, toplu mezarları şimdiden hazır etmek!.. RED TV - Gaziantep'te çekilen toplu mezar görüntüleri ortalığı karıştırdı. Koronavirüse toplu mezar...