Kutsallık ve Hıdrellez

İktidar bir padişah eşinin mezarına saygısızlık yaptığı gerekçesiyle Ekrem İmamoğlu’na soruşturma açıyor… Peki, “kutsal” dedikleri Pagan ritüellerinden bugüne bakiye kalanlar olmasın?..

  • BORA ERCAN

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir türbede ellerini volta atma pozisyonunda arkadan bağlaması ülkemizin her gün gelip geçen binlerce gündeminden biri oldu.

Medyada her konuşulan, yazılan konuşulabilen, yazılabilendir. Her konuşulabilen, yazılabilen de başka bir konuşul(a)mayan, yazıl(a)mayandır.

Dolayısıyla, derinlere inilmeyecek, yüzeylerden, hep aynı yerlere dönülmek üzere hafifçe geçilecektir. Bu geçişler, tarafların kendi haklılıklarını arenanın tribünlerine, karşı tarafı ezerek göstermesinin birer muharebesi olmaktan öte nedir ki? Çoğunluğu erkek abuk sabuk insanlara ekranlarda istihdam yaratmaya yarar.

İktidarın her daim maça 1-0 galip başlatıldığı, çoğunlukla da hükmen galip ilan edildiği bu konular, muhaliflerin de gündem belirlemekten ziyade belirlenen gündeme yem olmasıyla sürüp giden bir türlü kırılamayan kısır döngüdür.

Geçtiğimiz günlerde, memleket haberlerinden birinde yüz yıllardır adaklar adanan, kurbanlar kesilen, bir tür hac mekanı olan kutsal bir yatırın, bir eyliyanın değil de Romalı bir askerin mezarı olduğu ortaya çıktı. Yapının aslında arkeolojik bir değeri vardır. Zaten defineciler de altını üstüne getirmişler…

Bu olay sonrasında ne oldu bilemiyorum, hâlâ orası ziyaret ediliyor mu, yoksa onca kurbana ah mı çekiyor bunu öğrenenler.

Padişahın eşi ile Romalı generalin mezarları arasındaki paralellik çarpıcı bir olgu. Nitekim yatırla türbe aynı anlamlara gelir. İkisi de birer mezardır, ancak bir tür anıt mezar. Resmi ya da gayri resmi açıdan böyle küçüklü büyüklü anıt mezarlar halkın temel ruhsal gereksinimleri için kutsal olma potansiyelindedir.

Hangi çağda olursa olsun insanın mucizeye yönelimi vardır. Mucize, aciz kelimesiyle aynı köktendir.

İnsan acizdir. Çaresizdir.

Günümüzün en çok kazandıran, itibar gören mesleklerinden birinin falcılık, kahve falı bakma olduğunu inkar edemeyiz. Anadolu’nun ve çevremiz coğrafyasının birçok yerinde böylesi mekanlar, hacet evleri, telli babalar, dilek kuyuları çokça vardır. Bu mekanlarda birbirinden farklı inançlar iç içe geçmiştir.

Örneğin, Datça’nın Hızırşah köyündeki aslında bir Akropol olan Hacetevi ritüellerinden biri rüyaya yatmaktır (istihare).

Böylesi yerler bir tür maddi dünyayla manevi dünya arasında ara bölge işlevi görür. Maddi dünyanın yıkıcı gücü karşısında manevi dünyanın hafifletici, sağaltıcı gücü bunda etkindir. Bu ara bölgeler aslında orada neyin olduğuyla ilgili değildir, oradaki yüzlerce yıllık niyet birikimiyledir.

İşin aslı bir deli kuyuya bir taş atmıştır, sonra oraya gelen herkes taş atmaya başlar. Taş atanlar rahat bir oh çeker ve artık oradaki taşları çıkarmaya kimsenin gücü yetmez. Rahat bir oh çeker, çünkü derdini kendisinden yüce olduğuna inandığı bir güce havale etmiştir. Orası kutsal bir yerdir artık. Dinler ötesinde bir kolektif bilinçdışının kendini var ettiği bir yerdir orası.

Ne kadar materyalist olursak olalım, ne kadar bu konulara bıyık altından gülüyor olursak olalım, bu toplumsal olguyu anlamak durumundayız. Kaldı ki, Ekrem İmamoğlu’yla gündeme gelen konudaki mekan bir padişahın eşinin mezarıdır. Bildiğimiz kadarıyla padişahlarımızın sayısız eşleri var. Her padişahın eşleri için böyle türbeler mi var? Bu, cahil olduğum bir konu, ama padişahın eşinin mezarının dedemin, ninemin mezarından daha fazla bir kutsallığı nasıl olabilir?

Sadece mekanlar değil belli başlı tarihler de kutsallaştırılır.

Baharın kuzey yarıkürede doğudan başlayarak adım adım batıya gitmesi Hindistan’dan başlayarak sırasıyla Mahashiva Ratri, Nevruz, Easter (Paskalya), Hıdrellez olarak karşılık bulur.

Kutsal kişilikler olan Hızır ile İlyas’ın buluşması olarak kutlanan 6 mayıs Julyen takvimde 23 Nisandır ve St. George (Aziz Yorgo) günüdür. Aziz’in 303 yılında bu günde öldüğüne inanılır. Hıristiyanlar için din yolunda büyük şehit olarak kabul edilen Aziz Yorgo, Ortadoğu’da İlyas’la özdeşleştirilmiş, şifa aranan, medet umulan bir mitsel kişilik halini almıştır.

Hikayenin başlangıç noktası elbette MS. 303 yılı değildir. Öncesinde de o tarihlerin bir tür bahar ritüelleri olarak kutlandığı söylenebilir. Kısacası, Ortadoğu inanç sistemleri önceki pagan ritüellerini kendilerine mal etmişlerdir.

Öte yandan, Diyanet İşleri Başkanlığı şu çaput bağlama, adak adama işine pek de sıcak bakmaz. Bütün bunların dinde yeri olmadığını vurgular. Haklı da. Ancak padişahın eşinin mezarı da bir tür aynı işlevi görüyor…

Sonuç olarak, Hıdrellez dinler ya da Aziz Yorgo günü Hızır’dan, İlyas’tan, Yorgo’dan bağımsız bir gündür. Kutsaldır çünkü bizi besleyen, var eden, yaşatan yeryuvanın, baharın, yazın kutsallığına inanmak durumundayız, başka bir yuva başka hayat yok.

Önceki İçerikYaşlılara ölüm!..

Son Haberler