Kutlu Adalı’nın katilleri

Kıbrıslı gazeteci ve yazar Kutlu Adalı’nın bir suikast sonucu öldürülmesi etrafındaki tartışmalar bitmiyor. Tetikçi ve azmettirenler az çok biliniyor. Harekete geçen ise yok.

RED özel – Sedat Peker’in itiraflarıyla başlayan süreçte gündeme gelen Kutlu Adalı cinayeti yine Türkiye’nin bildik kontrgerilla simalarına işaret ediyor. Mehmet Ağar, Korkut Eken, Abdullah Çatlı gibi isimler bu cinayetin merkezine oturuyor.

Kıbrıslı uyuşturucu kaçakçısı, kumarhaneci ve kadın satıcısı Halil Falyalı da adı geçen bir başka sima. Falyalı’nın Kıbrıs’ı güvenli bir sayfiye yerine çeviren kontrgerillanın “ayakçılığını yaptığı” biliniyor.

Aslında Kutlu Adalı cinayetinin üzerindeki perde bundan yaklaşık dört sene önce aralanmıştı. Kıbrıs’ın cesur gazetecisi Şener Levent, o dönemde adı Afrika olan gazetesinde konuyla ilgili bütün iddiaları kaleme almıştı.

O gün bilinmeyen, Korkut Eken ve Alaattin Peker’in daha önce Adalı’yı öldürmeye teşebbüs edip becerememiş olduğuydu.

Geçtiğimiz günlerde, daha önce Türkiye’deki medyada hiç teveccüh görmeyen Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili olarak tetikçi ve azmettirenin adının geçtiği haberler yayınlandı. Yandaş medyada bile haberin yayınlanmış olmasının bir sebebi vardı: Tetikçi de, görünürdeki azmettiren de ölüp gitmişti: Kıbrıslı Hüseyin Demirci ve meşhur MHP’li katil ve Susurluk çetesi önde gelenlerinden Abdullah Çatlı…

Yani suç ölülerin üzerine yıkıldı.

Ne var ki, bugün Mehmet Ağar ve Korkut Eken başta olmak üzere esas azmettirenin Susurluk çetesi olarak bilinen kontrgerilla örgütlenmesi olduğunu açıkça görüyoruz. Uyuşturucu kaçakçılığından başlayarak türlü kirli işlere giriştiği anlaşılan bu çete Kıbrıs’taki gündelik yaşamı cehenneme çeviren kirli bir çark kurdu.

AKP ve tabii küçük ortak MHP ise bu çetenin her türlü işine göz yumuyor, adeta üçüncü bir koalisyon ortağı gibi davranıyor.

Öte yandan, Kutlu Adalı cinayetinin arkasında nasıl bir tezgahın olduğunu defalarca dile getiren Şener Levent’in ortaya koyduğu olgular son derece çarpıcı. Şener Levent’in Eylül 2017’de kaleme aldığı yazıyı yayınlıyoruz:

KUTLU ADALI’YI KİM ÖLDÜRDÜ?

Şener Levent

Hüseyin Demirci bir tetikçiydi.

Ve tetikçiler sessiz sedasız olmak zorundadırlar yaşadıkları sürece.

TC devletinin silahlı silahsız güçlerinin emrindedirler yeminlerine sadık kaldıkları sürece.

Hüseyin Demirci de tc devletinin en üst silahlı ,silahsız güçlerinin emir komuta zinciri içinde kendisine ve yanındakine verilen emri yerine getirmiştir.

Eli kanlı katillerin adları son halkadır.

Ona ve yanındakine emri ulaştıranlar o ağustos ayında normal tayinleri ile Türkiye’ye döndüler.

Olayın failleri olayın araştırmacısı ve soruşturmacı yetkilileri oldukları için dosya öylesine kaldı daha önceki tmt vb cinayetlerde olduğu gibi.

Tmt döneminde olduğu gibi, tc devletinin bu cinayetin de arkasında olduğu ve sorumluluğu taşıdığı yüksek sesle seslendirilmedi.

Katil devlet ve onun buradaki silahlı, silahsız askeri sivil güçleri, istihbarat örgütleriyle işbirlikçi yerel üst düzey atanmış ,seçilmiş silahlı silahsız görevlileri olayın delillerini yoketmek,karartmak için heraracı kullandılar hepbirlikte.

Dönemin Gk komutanı olay üzerine “biz öldürün demedik, gözdağı verin dedik, başımızı ağrıtacaklar şimdi!” sözlerini o gece görevli alt rütbeli görevlilere söylerken psikolojik savaş yöntemlerini kullanarak onlar üzerinden gerçekleri saklamaya yönelik propaganda yürütmüştür aldığı emirler gereği.

Bir diğer yandan tetikçi Hüseyin Demirci’nin olay anında Lefke bölgesinde dönemin siyasi polis müdürü ile birlikte yemekte olduklarını, oradaki faşist yüzbaşıyı şahit göstererek örtmüşlerdir.

Ama yıllar sonra Hüseyin Demirci bir yandan ağlarken bir yandan da “Emri verdiler bizda öldürdük. Şimdi bizden uzak duruyorlar, uzak durun diyorlar. Emri verenler tayinlerini alıp gitmişler, yeni gelenler ‘olay çok taze, bir süre yanımıza gelmeyin’ diyerek beni askeri birliklerin kapısından içeri sokmazlar. Hani benim güvenliğimi sağlayacaklardı. Başım sıkıştığında kime gidecem şimdi? Benim komutanla görüşmemi sağla binbaşım.” diyormuş. Sonra yine gelmiş binbaşısına. Kolordu komutanı Şükrü Sarıışık’la görüşmüş ve kolordu kurmay başkanının imzasıyla kişiye özel, çok gizli damgalı bir belgeyi göstererek binbaşıya teşekkür etmiş.

O belgede “Hüseyin Demirci’nin kolordu, gkk birliklerine başvurduğu anda askeri birlik içine alınıp güvenliği sağlanarak ağırlanacağı ve kolordu kurmay başkanına bilgi verileceği ” yazdığı söyleniyor.

Bunlar bizim öğrendiklerimiz ve bilebildiklerimiz ,ya daha bilinmeyenler?

Evet tetikçi/ler ölmüş diye, cinayetin emrini verenler de eğer ölmüşse, delilleri yok ettikleri için bulunamıyorsa, bu kişilerin temsil ettikleri tc devletini katil olmaktan ve onun yerli üst düzey seçilmiş atanmış görevlileri dahil suçlu oldukları ve cinayete ortak oldukları gerçeğini ortadan kaldıracak mı?

***

KUTLU ADALI’YI HÜSEYİN DEMİRCİ Mİ ÖLDÜRDÜ?

Faili meçhullere yazılan, dosyası rafa kaldırılan ve katili hala bulunamayan Kutlu Adalı’yı kim öldürdü?

Bu cinayette adı en çok geçen iki kişi var ve ikisi de artık hayatta değil…

Abdullah Çatlı…

Ve Hüseyin Demirci…

Çatlı Türkiye’nin en ünlü devlet ajanlarından biri…

Cinayetler de var hesabında, uyuşturucu da…

1996 Kasım’ında Susurluk’taki esrarengiz bir kazada sırlarıyla birlikte öldü…

Bu ölümlü kazadan üç ay kadar önce Kıbrıs’a da uğradı.

Sahte bir isimle…

Mehmet Özbay…

Ve işte tam da onun Kıbrıs’ta bulunduğu sıralarda Kutlu Adalı öldürüldü…

Bundan dolayı adı birinci derecede suçlular arasına karıştı…

Yaygın bir görüşe göre Kutlu’yu o öldürdü…

Uzi marka bir silahla…

***

Hüseyin Demirci Sinde (İnönü) sakinlerinden…

O da bir devlet ajanı…

Derin devlet mensubu…

Ona da buralarda çok iş yaptırıldı…

Hatta bize suikast için onun da görevlendirildiği söylenir…

Gazetemizin çevresinde dolandığı günlerde, adını açıklamadan bizi arayan bazı yurttaşlar,

-Aman dikkatli olun, diye uyarıyorlardı.

Psikolojisinin bozuk olduğunu, hatta evde yatağında yatan babasının üzerinden duvara ateş etiğini öğrendik yakınlarından…

Kutlu’yu öldürenin Çatlı değil, Demirci’nin olduğunu söyleyenler de vardı…

***

Tüm bunlar edindiğim yeni bilgilerden sonra benim için biraz daha aydınlanmış oldu…

Size de aktarayım onları…

Bir adam konuştu…

Ve her şeyi anlattı…

Ona da Hüseyin Demirci anlatmış vaktiyle…

Demirci,

-Kutlu’yu ben öldürdüm, demiş…

Uzi silahla dokuz kurşun atmış ona…

Bu esnada Abdullah Çatlı da onun yanındaymış…

***

Hüseyin Demirci kanserden öldü…

Ancak son yıllarına kadar buradaki derin devlet subayları ile irtibatını kesmedi…

2000’li yılların başında Sivil İşler Başkanı olan Albay Namık Koç sık sık Sinde’ye onu ziyarete giderdi…

Ne konuşurlar, ne görüşürler, ne planlarlar öğrenemedik…

Dediğim gibi ona bizim için de bir görev verilmiş…

Ama bu görev nedense yerine getirilmemiş…

Hüseyin Demirci ile ilgili bilmediğim bazı gerçekleri yine o adam anlattı…

Demirci’nin cinayet itirafı yaptığı adam…

1974’ün kan gölünde Demirci ile birlikteymiş…

Maraş bölgesinde…

Adam,

-Ben havaya ateş açarak Rumların evlerinden dışarıya çıkmasını sağlıyor, sonra onları esir alıyor, sonra da Hüseyin Demirci’ye teslim ediyordum, diyor.

Demirci ne yapıyormuş onları?

Alıp götürüyormuş…

Öldürülenleri St. Barnabas manastırı civarına gömmüşler…

Ancak Kayıplar Komitesi’nin ortaya çıkışından sonra endişeye kapılmış Türkiye’deki yetkililer…

Toplu mezarlara gömdüklerini ortadan kaldırmaya karar vermişler…

İşte buraya Abdullah Çatlı ile gelen ekip bunun için gelmiş…

Adamın anlattığına göre toplu mezarlara gömdükleri Rumları oradan çıkarıp un ufak etmişler, sonra da denize atmışlar…

***

Pek çoğu St. Barnabas’a Sivil Savunma Teşkilatı araçlarıyla yapılan o meşhur kazıyı hazine kazısı sanıyor hala…

Hazine mazine yok!

Asıl mesele kayıplarmış meğer…

Toplu mezarlar…

Kutlu Adalı St. Barnabas’taki kazıyı fazla kurcaladığı için öldürülmüş…

Bu anlatımlardan Hüseyin Demirci’nin adam öldürmeye alışkın birisi olduğu anlaşılıyor…

Çatlı da aslında öyle…

Ama nedense cinayet için Demirci’yi seçmişler…

***

Neden faili meçhullere yazdılar cinayeti?

Burada anlattıklarımız istihbarat tarafından bilinmiyor muydu?

Denktaş bilmiyor muydu?

Sivil İşler Başkanlığı’nın hiç mi haberi olmadı?

İnanalım mı?

Ayrıca bir de şu:

Abdullah Çatlı bu cinayetten üç ay sonra Susurluk’taki o esrarengiz kazaya kurban gitti…

Bu da bir rastlantı mı?

Failin ortadan kaldırılması olamaz mı?

***

Hüseyin Demirci’ye gelince…

Yaşamının sonuna kadar yönetimin himayesi altında yaşadı…

Kendisine maaş bağlandı…

Sessiz sedasız öldü…

Adını bir daha anan olmadı…

Önceki İçerikO çocuk kim?

Son Haberler