Gazete REDKusura bakmayın ama durum kötü

Kusura bakmayın ama durum kötü

Biliyorum hepiniz CoVID-19’dan çok yoruldunuz; ben de yoruldum ama ne yazık ki daha işin çok ama çok başındayız.

  • T. AKMAN

MIT (Massachusetts Institute of Technology – Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, dünya genelinde ortalama her saptanan vakaya karşılık saptanamayan 12 vaka, her iki resmi vefata bir “hatalı” nedenle farklı bir sebepten gösterilen vefat düşüyor.

Bizdeki servis edilen sayılardaki farkların çok daha büyük olduğu da apaçık ortada; olmasaydı zaten hükümet bunları ne pahasına olursa olsun gizlemeye çalışmaz, açık açık söylerdi.

Virüs sadece tek bildiği işi yaparak, yani koloninin devamlılığını sağlamak için bulaşma eylemiyle dünyanın en ücra köşelerine kadar her yere ulaşabildiğini defalarca kanıtladı.

Keza yaz aylarında bulaşın ve virülansın azalmadığını, kinin türevleri başta olmak üzere mevcut ilaçların işe yaramadığını, kış döneminde ve kapalı alanlarda çok daha etkili olduğunu ve en azından bizim için olumlu yönde bir mutasyona uğramadığını da gördük.

Yine MIT araştırmasında bir mucize olmadıkça, 2021 ilkbaharında vaka sayısının 200-600 milyon bandında olacağı ve 1,4 ila 3,7 milyon arası insanın CoVID-19 nedeniyle vefat edeceği öngörülüyor.

Şu anda dünya 11,75 milyon vakada ve yarım milyon kişiyi kaybettik bile.

ABD 3 milyon vakayı, Brezilya 1,6 milyon vakayı bulurken neredeyse ülke nüfuslarının YÜZDE 1’i virüsle tanıştı. Bizde bu oran henüz yüzde çeyrek, ancak beklentilere göre YÜZDE 8’e kadar yolu var, yani 32 kat!

Bu da kaba bir hesapla Türkiye için 6 milyon vaka, 168 bin vefata karşılık gelir.

Bu nedenle de işin çok çok başındayız ve çok dikkatli olmalıyız diye ısrar ediyorum ancak bu konuda ısrar eden tek ben değilim.

Sağlık Bakanı ne yazık ki açık açık değil ama mevcut şartlarda söyleyebildiği kadarını söyleyip çok net bir şekilde uyarıyor sürekli olarak.

Durum çok kötü ve böyle devam edersen daha da kötüye gideceği kesin. En iyi senaryolarda bile, o tarihlerde dünya nüfusunun sadece yüzde 10’unun geçici bir bağışıklık geliştirmiş olabileceği hesaplanıyor. Kötü senaryodan hiç söz etmeyelim ama yüzdelerden söz edilmiyor, bindeler bazında ifadeler var

Artık dünya düzeni değişmek zorunda ve değişim başladı; bunu kabullenip değişime adapte olan ülkeler bir şekilde bu yeni düzende öncülük yapacak. Ancak inatla değişimi kabullenmeyen ve küçük hesapların peşinde koşan muz cumhuriyetleri ise kendilerini içeride aslan, kaplan gibi anlatıp, gerçekte kendilerine rol bulamayacak; dışlanma, gerileme ve çöküşe mahkûm olacaklar.

Dünya dev bir pazar yeri ve ülkeler hem satıcı hem müşteri.

Üretimi olmayan ya da sadece muz üreten ülkelerin ekonomilerinin buradan bir çıkış yolu yok.

Dev inşaat projeleri ile gidilecek bir yer hiçbir zaman olmadı, şimdi hepten kapandı o yollar. Petrol rezervleri gibi geçici zenginlikler ya da halklara kan kusturarak tek elde toplanan ülke zenginlikleri virüse dayanacak durumda değil.

“Hazıra dağ dayanmaz” lafı ne yazık ki ülkeler için de geçerli.

Fransa, İspanya’nın önünde dünyanın en büyük turizm ülkesi; en büyük ziyaretçileri de yüzde 70 oranla AB ülkeleri. Sınırlar açık olduğu halde bu sene AB ülkelerinden gelen turist sayısı yüzde 99 azalmış durumda. Onun yerini can çekişen sektörün yaptığı cazip teklifler sayesinde kısmen yerel turistler almış. Ancak turizm yüzde 80 oranında gerilemiş durumda ve Fransız turistler kendi ülkelerinde yol yordam bildikleri için yabancı turistlerin üçte biri harcama yapıyor.

Hiçbir akıllı Avrupalı kalkıp tatile gideceğim diye uğraşmıyor, evinde oturuyor, yerel eğlenceler, yeni uğraşlar buluyor ve kendi kendini tatil yapamıyorum diye kahretmiyor.

Biz ise üç kuruş turizm geliri için şu anda virüsün korkunç boyutlarda olduğu Rusya (690 bin vaka, 10 bin vefat), sayıların gizlendiği İngiltere (300 bin vaka, 44 bin vefat) ve ekonomik nedenlerle sayıları gizlemeye başlayan Ukrayna (50 bin vaka, bin vefat) ile rezil Arap ülkelerine turist göndersinler diye yalvarıyoruz.

Suudi Arabistan (215 bin vaka, 2 bin vefat) tek turizm kaynağı olan haccı iptal etmiş, biz Suudiler, İranlılar (245 bin vaka, 12 bin vefat) gelsin diye uğraşıyoruz.

Dibindeki bizden çok daha güvenli ve virüsle şeffaf mücadele eden komşularına gitmeyen, virüsü güç bela kontrol eden Alman (200 bin vaka, 9 bin vefat) bize gelsin diye öfkeli bir diplomasi trafiği ve yalan rüzgarı yaşanıyor.

En komiği de adamlara kızmamız.

İngiltere için hazırlanan Türkiye’yi güvenli gösteren berbat tanıtım filminin hangi sahnesinde bir gerçek var Allah aşkına?! Kendimizden ve cahilin cahili kuruş para harcamayacak İngiliz çöpünden başka kimi kandırıyoruz? Kuruş bırakmayacak turistin gelmesinin karşılığında nasıl bir bedel ödenecek?

Eğitimli insanların kendilerini deniz kenarında, plajlarda virüs tehlikesi yaşarken kızartma yapma ihtiyaçları yok. Dinlenmek ve tatil öyle bir kavram değil.

Nereye giderseniz gidin, restoranlarda, otellerde, kafelerde, kısaca her girebileceğiniz ortamda terden ve kullanılmaktan kendini korumaktan aciz maskeleri çenelerinde taşıyan, kişisel hijyeni dahi şüpheli garsonlar ve servis elemanları, bir elinde sigara, hiçbir tedbir almadan takılan mutfak elemanları ve binlerce kez kullandıkları eldiven ve “her sabah dezenfekte ediliyor abi” POS makineleriyle size yardım eden kasiyerler…

Fiyatlar uçmuş gitmiş; geçen seneyle arada yüzde 100 fiyat farkı var. Uçaklarda balık istifi, göstermelik tedbirler; plaj girişlerinde dezenfektan tünelleri ile üzerinize püskürtülen şaibeli sıvılar…

Bu mu tatil?

Eğer Turizm Bakanı’nın kendi turistik tesisleri ve seyahat acentesi olmasaydı, muhtemel götürüsü getirisinden çok daha fazla olacak 1-2 milyon virüslü turist getirmeye çalışmak yerine virüsten nasıl kurtulacağımızı planlıyor olurduk.

Otellerin boşsa, ülkende de virüs iddia ettiğin gibi kontrol altındaysa aç o zaman Fransız gibi, biz Türkler de görelim şu ancak magazin basınında görebildiğimiz lüks otelleri.

Boş boş duracaklarına, biz Türkler gelip görelim neler oluyormuş oralarda!

Amaç para kazanmaksa bu sayede hem para kazanılır hem de moral.

Ama ekonomi öyle bir hale geldi ki, eskilerin deyimiyle “5 sente muhtaç kaldık.” Tüm ülkeler kendi halklarını ön plana çıkartırken, biz kendi halkımızı, birbirimizi sevmiyoruz ve hiçbir yerde istemiyoruz.

Sonra sağa sola şikâyet ediyoruz Avrupa bizi neden istemiyor diye…

“Sen halkın uyanmasını bekliyorsun, oysa o namussuzlar, geceyi uzatmak için ellerinden geleni yapıyorlar.” – Rıfat Ilgaz… Rahmetle anıyoruz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,153BeğenenlerBeğen
17,019TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol