Gazete REDKürt sorunu üzerine samimi bir yazı…

Kürt sorunu üzerine samimi bir yazı…


Kürdistan referandumu sonrası kutlamalarda, bir amca hem halay çekti, hem Irak pasaportunu yırttı!

Türkiye’de Kürt sorunu on yıllardır memleketin en hayati, en önemli sorunlarından biri olmasının yanı sıra her gelen siyasi iktidarın da çözüm olarak aynı yöntemleri benimsemesi bize bu çözüm yönteminin bir devlet politikası haline geldiğini açıkça gösteriyor.

Yazıya devam etmeden önce hatırlatmakta fayda olduğunu düşündüğüm bir uyarıyı not düşmek isterim: Türkiye’de Kürtlere karşı bir ayrımcılık, bir katliam yapılmadığını, yoksul Kürt halkının bu memlekette herhangi bir mağduriyete maruz kalmadığını iddia eden varsa yazının devamını okumasının herhangi bir faydası olmayacağı kanaatindeyim. Bu gerçeği bilmeyen veya göz ardı eden birisi hangi ülkede, hangi dünyalarda yaşadığını sorgulamalıdır.

Evet, Türkiye’de yıllardır Kürt halkı cinayetlere, katliamlara ve ayrımcılığa uğradı, “üvey evlat” muamelesi gördü; bu muamele mevcut iktidar döneminde de herhangi bir değişikliğe uğramadı. Böylesine mühim bir konunun açık yüreklilikle ve samimiyetle konuşulması, tartışılması gerekirken tam aksine şiddet ve nefret söylemleri derinleştirildi, sorun içinden çıkması imkansız gibi görünen bir sarmal haline getirildi.

Yaptıkları sorumsuz açıklamalar ve uygulamalarla siyasiler sorunu her daim daha da çözümsüz hale getirmekte ısrar etti. Her gelen iktidar devletin işlediği cinayetlerin ve katliamların hesabını sorup hukuku işletmek yerine, “köklerini kazıyacağız”, “intikamını alacağız” türünden ajitasyona girişti ve bu söyleme paralel politikalar üretildi. İntikam söylemleri arttıkça cenazeler geldi, cenazeler geldikçe de daha çok intikam nutukları atıldı… Mesele, ucunun nereye kadar gideceği belli olmayan bir kan davası haline dönüştürüldü. Bugün bu sorun çözülmezse, şu anda 2 yaşında olan bir bebek 18 sene sonra bu kan devri daiminin kurbanlarından biri olmaya adaydır.

Konuyu esasında iki temel noktadan ele alabiliriz: Birincisi, devletin Kürtlere uyguladığı kan ve yıkım politikalarının konuşulması. İkincisi ise PKK’nın silahlı eylemlerinin ve çatışmaların konuşulması…

İlkinden başlarsak… Adına savaş mı dersiniz, çatışma mı dersiniz, her ne derseniz deyin, bu kanlı süreci devlet başlattı, isterse bitirecek de yine devlettir. Faili meçhul cinayetler, asit kuyularından fışkıran cesetler, dışkı yedirilen köylüler… Bu vahşeti devlet adına uygulayanlardan devlet hesap sormalıdır.

Örneğin, 94 yılında bir Kürt köyünde yaşanan acı olaylardan kim sorumludur? Dönemin Başbakanı belli, Genelkurmay Başkanı belli, valisi belli, emniyet müdürü belli, en alttaki karakol komutanı bellidir. Almanya nasıl yıllar sonra bile olsa SS subaylarının kulaklarından tutup içeri attıysa Türkiye de aynı şeyi yapıp, dönüp Kürt halkından özür dilemelidir. Barış için her şeyden önce samimiyet şarttır. Vatandaşın vatandaşlığına güven kazanması için yüzleşmelerden kaçınılmamalı, her kim, daha önce hangi makamlarda olursa olsun, suç işlediyse hesabı sorulmalıdır.

İkincisi… PKK’nın da savaş hukuku dışına taşan eylemlerini net bir dille kınıyoruz. Lakin bu eylemleri kınarken, devlete toz kondurmamaya çalışmak, gerçeklerin ortaya çıkmasının önündeki büyük engeldir. Faili meçhul cinayetler, “beyaz Toroslar” ve bilumum JİTEM terörü halen bu memleketin sırtındaki en büyük kamburdur. 84’de ilk eylemini gerçekleştiren PKK’nın en yoğun saldırıları da 90’lı yıllarda olmuştur. Devletin kendi içinde samimi bir “temiz eller” operasyonu yapmadığını göz önünde bulundurursak, PKK’nın bir sebep değil sonuç olduğunu göreceğiz.

Devlet, Kürtleri vatandaşlık hukuku dışında bırakmıştır…

Bugün Kürt sorununda geldiğimiz nokta maalesef iç acıcı bir nokta değil. 2017 Türkiye’sinde Kürtçe konuştuğu için insanlar hâlâ linç ediliyor, deplasmana giden Kürt futbol takımları saldırıya uğruyor, Kürt siyasetçiler tutuklanıyor. En son yaşadığımız cenazeye saldırı olayı, utanç vericidir. Geçmişle yüzleşmek bir yana, nefret söylemleri ve şiddet memlekette her geçen gün dehşet verici boyutlarda artış göstermektedir.

Hal böyle olunca, bağımsız Kürdistan referandumuna destek veren Türkiye Kürtlerini yadırgamamak, onları anlamaya çalışmak daha mantıklı bir hareket olacaktır. “Bir halka hem zulmedip, hem de sevgi saygı beklenilebilir mi?” sorusuna moda deyimle verilecek cevap şudur: Yok öyle bir dünya!..

1 Yorum

  1. Nerde yaşıyorsun kürt fakir türk zenginmi? OrtaAnadolu’yu hiç gezdinmi sivas’in Niğde’nin köylerini gördün mü yoksul fakirliğin dibi ve dün Osmanlının iskan politika si yüzünden yurtlarında sökülen türk ler bugün pkk en çok sehit veren illere bak bu topraklar için kim daha ağır bedel ödemiş
    Anadil zorunlu merak ediyorsanız Yugoslavya iç savaş sebep lerini ilgili raporlara bak ana dil eğitiminin bir sonraki kendi tarihini öğrensin gibi tatlı su masalları nin sonucu nerelere gidiyor
    Samimi olalım zengin kürt çocuğunu nerde okutuyor Kolej de hangi dil ile eğitim yapıyor ingilizce niye dünya standart larinda yetissindiye bu dil Vs bunlar emparçelik güçlerin gelişmemiş toplum ları dizayn siyasetinin. 18 yy milliyetçilik akımlarının devamı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,820BeğenenlerBeğen
17,104TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol