Kötü yaşamak…

Türkiye’de 54 milyon kişi virüs kovalasa kilolardan kaçamayacak durumda risk grubu ve kadınlarda obezite sıklığı erkeklere göre iki kat daha fazla. Ama 18 milyon insanımız açlık sınırında, 65 milyon insanımız yoksullukla boğuşuyor. Kötü beslenme ve kötü yaşama böyle bir şey…

  • T. AKMAN

Bugün yine Endonezya’nın Sumba adasındayız ve bir kez daha Putri Sudarwati’nin konuğuyuz, hatta yarın yine ziyaret edeceğiz… (Önceki yazılardan ilki için: TIKLAYIN İkincisi için: TIKLAYIN)

Endonezya’da adı lazım değil bazı geleceği satılmış ülkelerde merkezi yönetimin kale bile almadığı yerel toplum sağlıkçıları, yine o zavallı ülkelerde ihtiyaç olmadığı ya da casus oldukları gerekçeleriyle çalıştırılmayan uluslararası gönüllüler ve yine o meşum ülkelerde lüzum görülmeyen seçimler, liyakat ve ehliyetle göreve gelmiş Doğu Nusa Tenggara’nın valisi Viktor Bungtilu Laiskodat’ın arkasını doldurduğu sözleri sayesinde, Putri virüse yakalanmamak için gereken tüm bilgilerle, tam donanımlı ve hazır.

Virüse temas etmemenin tek gerçek korunma yolu olduğunu, virüs bulaşırsa yeniden sağlığına kavuşmanın tek anahtarının sağlıklı ve zinde bir yaşam sürmek olduğunu biliyor.

Bu sayede bir işe yarama ihtimali pek olmayan ve her yıl tekrar tekrar yaptırması gereken ve henüz bulunmadığı halde varmış gibi aylardır konuşulan bir aşıya bel bağlamış durumda değil; ya da içinde öldürücülüğü konusunda kitaplar yazılabilecek hidroksiklorokinin, virüslere etkisi olmadığı için eczanelerden reçetesiz verilmesi yasaklanan antibiyotiklerin en güçlüsünün merdiven altı sürümü ile alakasız bambaşka bir virüsün ilacını içeren ve hiçbir işe yaramadığı hatta zararlı olabileceği defalarca ortaya konmuş bir üçlü tedavi saçmalığına mahkum (ve kurban) edilmeyecek.

Putri ile ailesi virüsün ne olduğunu, nasıl davrandığını, bulaşma yöntemlerini, etkilerini, tehlikelerini ve karşı tedbirlerini biliyor.

Endonezya’da yüzde 6 olan erişkin obezite prevalansı konusunda Türkiye, OECD verilerine göre Suudi Arabistan (yüzde 37,7) ve ABD’nin (yüzde 37,3) ardından yüzde 33 gibi bir oranla üçüncü sırada. Erişkin nüfusunun 20 milyonu obez, 34 milyonu da aşırı kilolu.

Yani Türkiye’de 54 milyon kişi virüs kovalasa kilolardan kaçamayacak durumda risk grubu ve kadınlarda obezite sıklığı erkeklere göre iki kat daha fazla.

6 yaşında çocuklarımızın yüzde 18’i obez ve aşırı kilolu. Toplamda 18 yaşına kadar olan yaş grubunun da yüzde 21’i obez ve aşırı kilolu.

Ancak Putri’nin tüm ailesinin bedenleri Leonardo da Vinci’yi imrendirecek kadar sağlıklı ve normal kiloda. Evlerinde musluktan düzenli olarak su akmadığı halde, hijyeni nasıl sağlayacaklarını içselleştirmişler, bilgilendirildikleri için kafaları net.

Bunca olanaksızlığa rağmen nasıl beslenmeleri gerektiğini, maskelerini ne zaman ve ne şekilde takmaları gerektiğini, ne zaman atmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar; diğer insanlarla olan mesafelere her daim saygılılar.

Virüs bulaştıktan sonra hastalığı yenmenin dahi bir son olmadığının bilincindeler; büyüye değil bilime inanıyorlar. Parti ya da şeyh çizgisinde oldukları ya da beleş yardım almak için değil, şahsen tanıştıkları, dertlerini dinleyen, çözüm önerilerini paylaşan ve söylemlerini doğru buldukları için oylarını vererek seçtikleri yerel politikacılar da müspet bilimlere güveniyor ve insan hayatını her şeyin üzerinde tutuyorlar.

Merkezi hükümetteki yolsuzluklar onları ilgilendirmiyor; yerel yönetimin işini doğru yapması çok daha önemli. Herkes kendi kapısının önünü süpürdüğünde zaten çocuklukları boyunca yaşadığı diktatörlük benzeri tek adam yönetiminin pisliklerinin yavaş yavaş da olsa, piramidin en üst kademelerine kadar temizleneceğine ve çürümenin eninde sonunda biteceğine inanıyorlar.

Yıllık bütçeleri 40 bin TL’nin altında olan Putri ve ailesi bunları yaşarken, bugün tek başına ya da 7/24 birlikte yaşadığı eşi ile kendi arabasında seyahat ederken maske takmadı diye ceza yiyen Türk insanının kafa karışıklığı ve bu uygulamayı yapanların cehaleti ise yalnızca acı verici olarak nitelendirilebilir.

Borçtan arındırılmış milli gelirimiz yerlerde sürünürken, TÜİK rakamlarına göre 18 milyon insanımız açlık sınırında, 65 milyon insanımız yoksullukla boğuşurken (Endonezya’da 25 milyon kişi yoksullukla boğuşuyor, açlık tehlikesi tek adam döneminde kaldı), düzmece başarı öyküleri ile günü kurtarmak, salgın yerine algıyı yönetmek bizi nereye getirdi?

Gele gele, hem de sıfır hazırlıkla, virüsün bir felakete dönüşeceği artık neredeyse kesin olan kış ve hastalık mevsiminin eşiğine geldik dostlar.

Önümüzdeki Pazartesi günü güya yüz yüze eğitim başlayacakmış, müdür bey emretti. Son haberlere göre ise neymiş efendim bu hafta sonu açıp açmayacaklarına karar vereceklermiş.

Yahu neyin haftası, neyin sonu?

Vakalar iyi ihtimalle on binlerle, vefatlar yine iyi ihtimalle yüzlerle artarken neyi açıyorsunuz arkadaş?!

Güvenli köy ve mezra okullarını belki açarsınız, hatta açabiliyorsanız lütfen açın zira oralarda ne uzaktan eğitim altyapısı hazır, ne de özellikle çok çocuklu evlerde eğitime uygun bir ortam sağlanabiliyor. Bu bizim ayıbımız tabii; ne oldu aptal ve kullanılamaz bir teknolojiye milyarlarca dolar gömülen, defalarca müjde olarak sunulan Fatih projesi?

Kırsalda okullar tedbirlerle ve yerel ihtiyaçlara uyarlanmış şekillerde kesinlikle açılmalı. Ancak şehir merkezlerinde ya da servis ve kantin kullanılma zorunluluğu olan yerlerde ne açıyorsunuz, nasıl açıyorsunuz? Peki bunun kararını açıklamayı hangi hakla ve akılla bu kadar geciktirebiliyorsunuz? Millet kukla ya; iplerini çeker çekmez istenilen yöne dönebiliyor sanki. Hayatımız direktif dinlemekten mi ibaret? İki saat sonra sokağa çıkma yasağı başlayacak; hadi markete şokomel almaya!

Bu ne arkadaş?

Murat Muratoğlu kardeşimin geçen gün yaptığı saptamaya katılmamak elde değil: “Sadece yemek yiyip, kira ödeyip, köprüden geçmek için mi geldik dünyaya?”

Hayır dünyaya insanca yaşamak için geldik; insanın huzurla yaşayabilmesi için geleceği görebilmesi ve ileriye güvenle bakabilmesi gerekir.

Viktor sözlerini tuttuğu için, gönüllüler her konuda destek verdiği için ve devlete güvenebildiği için bugün Putri geleceğe daha güzel bakabiliyor. Bizim de geleceğe daha güzel bakabilmek için sözünü tutabilen, halkın içerisinde, halkı dinleyen, gerçek sorunları yaşayarak gören, kendilerini dev aynalarında görmeyen ve kendi seçmenine hizmete baş koyacak, bunun için ne gerekirse yapmak için kendisini feda etmeye hazır, gerçek politikacılara ihtiyacımız var.

Bugüne kadar milletin hükümete güvenmediği dönemleri çok yaşadık, ancak devletle hükümetin birbirine bu kadar karıştığı, milletin devlete hemen hiçbir konuda güvenemediği, hatta devletle ilişkisinin sadece korkuya indirgendiği, böylesine basiretsiz bir dönem hiç yaşanmamıştı.

Türkiye’nin iyi durumda olduğunun kanıtı olarak 2001 krizi sonrası alınan tedbirlerle düzelen ekonomiyi dolara endeksleyen ve dolar kurunu ekonomik gösterge olarak kabul eden hükümet bugün kendi silahıyla vuruldu ve ekonomiyi yönetmek yerine, algı yönetiminde uzmanlaşmaya yatırım yapmayı tercih etti.

Pandemiye ilişkin de salgını değil algıyı yönetmeye çalışıyor. Hastanelerimizdeki doluluk oranı ile turkuaz tabloda servis edilen sayılar da salgında başarı kriteri haline getirildi.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Açıkça para ile insan hayatı arasındaki çizgiye önem verilmiyor, hatta para daha önemli bir yerde tutuluyor. Yarın gerçek rakamlar üzerinden paraya da bir göz atalım ve içimiz çok daha kararmadan yeni ufuklara yelken açalım…

Son Haberler

“Ya canımızı alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!”

Karaman Ermenek’te ödenmeyen maaş ve tazminat hakları için Ankara^’ya yürüyüş başlatan maden işçilerinin direnişi büyüyor. İşçiler haykırıyor: Ölmek var, dönmek yok! RED Haber - Soma’dan...

İstanbul’da müthiş “çay keyfi”!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul’da pandeminin ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Veriler, ülkeyi “şirket gibi” yöneteceğini iddia eden iktidarın “çayları bile şirketten"...

İskenderun’da çatışma ve patlama

Hatay İskenderun'da kent merkezinde şüpheli iki şahıstan biri kendini patlattı, diğerinin ise polis tarafından öldürüldü. Şüphelilerin kimlikleri henüz belli değil. RED haber - İskenderun kent merkezindeki...

“Avrupa’yı dürbünle görürsünüz!..”

Avusturya ve İtalya'dan Tayyip Erdoğan'a sert tepki geldi: "Hakaret etmeden konuş, ortak dünyamızdan iyice uzaklaştınız..." RED haber - Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...

‘Canlı bombalar’ geri mi döndü?

Hatay'ın İskenderun ilçesinde büyük bir patlama gerçekleşti. Bir 'canlı bomba'nın kendisini patlattığı öne sürülüyor. RED haber - İskenderun kent merkezindeki Fener Caddesi’nde bu akşam büyük...