Korona’yla satranç oynamak…

Virüsle savaşıyorsak… Bu savaşı nasıl kazanacağız?.. Satranç tahtası üzerinde bir plan yaparak durumu değerlendirelim…

  • T. AKMAN

Bugün pandemi ile savaş nasıl kazanılır konusunu işlerken bir analoji kullanalım: Sanskritçe catur anga (dört unsur – atlar, filler, savaş arabaları, piyadeler) kökeninden gelip Farsça’ya çet-reng, Arapça’ya şatranc şeklinde geçen satranç

Savaş taktiklerinin teorik biçimde tahta üzerinde uygulandığı bir oyun olan satranç taşları dört bölümden oluşan Hint ordusunu temsil eder. Kral/şah karar verici konumundadır, vezir yine arka planda, şahın yardımcısı ve emirlerini uygulayıcıdır; nihayet üçüncü güçlü taş da savaş arabası yani kaledir.

Satrançta en önde piyonlar vardır, yani her orduda ön safları tutan piyadeler. Arkalarında üzerinde okçuları taşıyan ve avantaj sağlayan filler ve atlar üzerinde süvariler…

Bunlara arkadan uzak müdahale taşları kale ve vezir destek sağlar ve rakibin şahı devrilmeye çalışılır…

COVID-19 mücadelemizi bir satranç oyunu gibi düşünün; bizim tarafta normal dizilim, rakipte ise normalden çok çok daha kalabalık ve siz devirdikçe artarak çoğalan bir piyade ordusu; komutanları yok, şahları yok hareketleri çok basit (solunum sisteminden gir, önüne gelene bulaş, devam et), ve amaç sizi devirmek…

Sizin kazanmak için yapmanız gereken tüm piyonları devirmeniz, zira şah yok.

Peki böyle bir rakiple nasıl mücadele edilebilir?

Bizim bugünkü mücadelemizle bir benzerlik kurmaya çalışırsak: Biz şah, bağışıklık sistemimiz kale, sağlık çalışanlarımız hem vezir, hem fil, hem at, hem de piyon…

Bu dizilimle oyunu kazanma şansımız yok; tek şansımız dışarıdan yeni bir veziri (aşı) oyuna getirmek (ya da daha uzak ama iyi bir ihtimal rakibin oyunu bırakması, yani virüsün öldürmeyen bir mutasyonu).

Gelen her rakip tehlikeyi savuşturmak zorundayız, zira şahımız yani biz bir canız ve bir kez mat olursak satranç bitiyor, farklı bir kumar başlıyor.

Peki nasıl bir görevlendirme ile oyunu kazanma şansımızı arttırabiliriz?

Bir daha deneyelim. Biz şah. Bağışıklık sistemimiz vezir. Hastanede müdahale yapacak olan doktor ve hemşireler bizim kalelerimiz. Psikologlar ve sosyologlar fil, psikiyatrlar at, halk sağlığı uzmanları (ne yazık ki kapatılan sağlık ocakları), aile hekimleri (sağlık ocaklarının özelleştirilmiş ve bu rakibe karşı hiçbir işe yaramayacak ve yaramayan hali) ve hatta antropologlar piyon. Amacımız rakibi arkadan destek verilen piyonlarla alt etmek.

Bağışıklık sistemi güçlü olmayan, kronik rahatsızlıklarını bu dönemde bile umursamayan insanların durumu sıkıntılı.

Lütfen herkes atabildiği ölçüde kilolarından ve kötü alışkanlıklarından (üç beyaz, şeker, tuz, sigara, aşırı alkol) acilen arınsın ki vezirleri savaşa hazır olsun.

Kalelerimizle hep gurur duyduk; sağ olsunlar çok cesur, hızlı ve fedakarca çalışıyorlar. Klinik tecrübeleri yüksek olduğu için pozitif test sonucu beklemeden Bilgisayarlı Tomografi bulgularıyla bile acil tedaviye başlayabiliyorlar ve o aradaki bir iki günlük fark hayat kurtarıyor.

Ancak dünyanın her yerinde sağlık çalışanları adeta bir savaşın içinde; uyumadan, sevdiklerinin yanına gidemeden, gece gündüz demeden virüsle mücadele veriyorlar. İşte bu mücadele doktor ve hemşirelerin ruh sağlığını da derinden yaralayabiliyor.

New York-Presbiteryen Allen Hastanesi’nin acil servis direktörü doktor Lorna Breen kısa bir süre önce virüse yakalandı ve dinlenmesi için evine gönderildi. İyileştikten sonra görevine dönmek isteyen Breen, henüz çok yorgun olduğu gerekçesi ile geri çevrildi. Bu süreci psikolojik olarak yönetemeyen 49 yaşındaki Breen intihar ederek yaşamına son verdi.

Bizde hastaneler genel olarak daha iyi görünüyor peki ama 48 saat nöbetten dönüp 3 saat sonra yine hastaneye çağrılan sağlık çalışanının psikolojik durumunu konuşan var mı?

21 Mart’tan beri evlerinden çıkmaları yasaklanan 65 yaş üzeri 7,5 milyon kişide sürekli evde kalmanın yarattığı psikolojik sıkıntıları düşünen var mı?

Toplumun her yerindeki kutuplaşmanın ortasında ne yaptığını bilmeyen, “Düzenli maske nasıl edinebilirim?” sorusuna cevap bulabilenin Nobel Ödülü hak edeceği bir ortamda maskeyi çenesinde ya da arka cebinde taşıyan, tek kullanımlık maskeyi yıkayarak, hatta başkaları ile ortak kullanan, her gün politik dalaşlar sonucu aklı bir diğer yöne doğru çelinen vatandaşın akıl sağlığını, huzurunu, mutluluğunu irdeleyen var mı?

Tüm dünyada büyük bir problem olarak önümüze çıkan bu durum bu pandeminin diğer yüzü.

Nasıl ki tedavide kullanılan sıtma ilacı insan vücudunda çok ciddi kalıcı hasarlara yol açabiliyorsa, bu yaşanan süreçler de insan ruhunda çok ciddi kalıcı hasarlara yol açabilir.

Sokakta oynayamayan, okula gidemediği için arkadaşsız kalan çocuk mu olur? Bu dönem okul açılmayacağını varsayarsak neredeyse 6 aylık okul ve sosyalleşme molasında çocuklar iPad, iPhone, Netflix, Zoom dışında bir şeyle uğraşmıyor. Bu çocukların elinden bunları nasıl geri alacağız?

Oyun oynamak dışında bir şey düşünmemesi gereken ancak sürekli olarak anne babalarının giderek çeşitlenen endişelerini paylaşan bebelerin yeni normalleri nasıl olacak?

Devletin çıkıp bu salgını nasıl gizleyeceğini değil, ailelerin çocuklarına nasıl anlatması gerektiğini düşünmesi gerekir ama böyle bir ihtimal var mı?

65 yaş üstünün yeni normali ne olacak, tartışan var mı? Aşı bulunana kadar virüsle saklambaç mı oynayacaklar? Aşı neyi çözecek? Aşı olduktan sonra da virüs tehlikesi devam edecek. Bunu nasıl çözeceğiz?

Acil bir şekilde toplum bilimcilerin pandeminin yan etkilerini onarıcı yöntemler geliştirip toplumun genel akıl sağlığına destek vermesi gerekli.

En başta her akşam iftara doğru sofra hazırlayan insanlara servis edilen sayılar ile sıradanlaştırmanın düzenlenmesi ve virüsün politik malzeme olmaktan çıkarılması gerekiyor. Bu konunun hükümetin bekası olarak politik amaçlarla kullanılmasının sonuçları giderek ağırlaşıyor.

Nihayet halk sağlığı ekipleri devreye girip, bilinçlendirme ve tarama çalışmalarını yoğunlaştırırsa virüsün her yeniden yayılma çabası henüz kaynağında yok edilecektir -gel de hükümetin 2010’da hastalıklar hastanede çözülsün ki birilerine para kazandıralım mantığı ile kapatılan sağlık ocaklarını arama şimdi!

Toplum bilimcilerin ve halk sağlıkçıların bu çalışmalarda ön plana çıkması, toplumun değişik sosyal kesiminden insanlara farklı yaklaşımlar, bu tür pandemilerin bir kez daha yaşanmaması için esas savunma hattıdır.

Pandemiler hastanelerde bitirilemez, ancak birinci basamak halk sağlığı mücadeleleri ile bitirilebilir. İşi hastane ve ilaç boyutlarına gelmeden koruyucu tedbirler ve teknoloji yardımı ile çözmek hem en güzel, hem en hızlı, hem de en ucuz yöntemdir.

Bu pandemide bunun yapılabilmesi çok zordu. Kimseyi suçlayamayız ama Ekim ortalarından itibaren tekrar hortlaması beklenen ikinci COVID-19 (ya da COVID-20) salgınında satranç tahtamızı doğru hazırlarsak o zaman Almanya bizi gerçekten kıskanabilir. O zaman ilk dalgadan değil, tek dalgadan söz edebiliriz, ancak şu anda gözlemlediğimiz toplu bilinçsizlik seviyesi ile daha birinci dalga bitmeden ikinci dalgaya doğru ilerliyoruz.

Pandemilerde gerçek çözüm tıp teknikleri değil, sosyal nedenleri adreslemektir. Mustafa Kemal’in meşhur taktiğini bir kez daha analım: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır.” Ancak ülke çapında bir baskı kurabildiğimizde, virüse karşı savaşı hastanelere taşımadan kazanabiliriz.

Yoksa aşıyı beklerken kalan sağlar bizimdir…

Son Haberler