Korona ve Yedi Cüceler

Gastronomi şımarık bir yeme sanatı değil mümkün olan en iyi besinler yoluyla insanın korunması sanatıdır ve “ulusların kaderi, beslenme tarzlarına bağlıdır” -Savarin

  • T. AKMAN

Grimm kardeşlerin dünya çocuk edebiyatına en büyük katkılarından biri 1812’de halk masallarından derleyerek kaleme aldıkları Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalıdır.

Pamuk Prenses’in annesi ölünce babası (Kral) yeniden evlenir. Üvey anne (yeni Kraliçe) çok güzel ancak bir o kadar da kibirli bir kadındır ve dünyada kendisinden daha güzel birinin olabileceği düşüncesine bile tahammül edemez.

Kraliçenin odasında hep gerçeği söyleyen sihirli bir aynası vardır ve kendini iyi hissetmek için her gün o aynanın karşısına geçer, saatlerce kendisini seyreder ve sonunda o meşhur soruyu sorar: “Ayna, ayna söyle bana; en güzel kim bu dünyada?”

Ayna da her daim kraliçenin güzelliğini onaylar; ta ki Pamuk Prenses büyüyüp genç ve güzel bir kız olana kadar: “Güzelsiniz Kraliçem güzel olmasına ama, Pamuk Prenses sizden daha güzel.”

Sonrası gerçek bir entrika ve heyecan fırtınası…

Aynaya her baktığınızda göre göre artık her detayını tanıdığınızı, bildiğinizi düşündüğünüz bir insan var. Peki diğer insanların gördüğü insanla, sizin gördüğünüz insanın farklı olduğunun farkında mısınız?

Ayna görüntüsü tam ters yansımadır, yani solunuzu sağ, sağınızı sol yapar. İnsanın yüzü başta olmak üzere vücudunun iki yarısı asimetrik olduğu için de diğer insanlar sizde sizin gördüğünüz kişiyi görmez, sizi sizin ancak fotoğraflarda ya da cep telefonlarında görebileceğiniz şekilde görüp tanırlar.

O yüzden bir ayna karşısına iki kişi geçerseniz, yanınızdaki kişi size adını koyamayacağınız bir şekilde tuhaf gelecektir.

“Aynada gördüğünüz siz” ne kadar eşsizse, “aynada görmediğiniz siz” de o kadar çeşitli.

YÜZÜNÜZDEKİ YARATIK

Bu sabah aynaya baktınız mı, yoksa henüz fırsatınız olmadı mı? Peki, aynaya bakarken, yazıdaki fotoğrafta elektron mikroskobuna poz veren yakışıklıyı görme şansınız oldu mu? Adı demodex folliculorum ve oldukça büyük bir ihtimalle ma’aile, nesillerdir sizin yüzünüzde de yaşıyor.

Tahminen ölü derilerinizi ya da cildinizdeki bakterileri yiyerek yaşayan bu sevimli (!) sekiz bacaklı konuklarınız, bütün gün yüzünüzde cirit attıkları yetmiyormuş gibi, geceleri siz uyurken kıl köklerine yakın gözeneklerden çıkıp çiftleşiyorlar ve yuvalarına geri dönüyorlar.

Anüsleri olmadığı için tüm pisliklerini içlerinde tutma adabına sahip bu örümcekgillerin minik üyeleri 0,3-0,4 mm (bir korona virüsün 300-400 katı büyüklüğünde) boylarıyla çok ufak da değiller ama gözümüz görmediği için yok sayıyoruz ve birlikte yaşamayı kabul ediyoruz.

Bir şekilde uğraşıp temizlerseniz, ilk öpüşeceğiniz insandan geri taşınmaları çok uzun sürmeyeceği için rahatsız olmamız da fayda etmeyeceğinden kabullenip, biz de evrendeki her canlının temel ihtiyacını karşılayıp onları besliyoruz.

Evrenin temelinde beslenme var ve o minicik yaratıklar bile iyi beslenmeyi becerebilirken, insanoğlu oldukça kötü besleniyor. Halen kullandığınız kek kalıbına kadar etkisini gördüğünüz, gastronominin ve düşük karbonhidratlı beslenmenin babası sayılan Fransız avukat, kimyager ve yazar Jean Anthelme Brillat-Savarin, ölümünden sadece iki ay önce yazmayı bitirebildiği, 1825’te yayınlanan Physiologie du goût, ou méditations de gastronomie transcendante – Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler adlı kitabında “Bana ne yediğini söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim” der.

BİRAZ KİLO MU ALDINIZ?

İnsanın yaşamında ezbere yaptığı şeylerin başında yemek yemek geliyor. Oysa pek önem vermeden yediklerimiz hayatımızı ve sağlığımızı şekillendiren en önemli faktörlerin başında.

Hemen herkes sıkıntılı dönemlerde aşırı yemek yediğini, ya da yemeden içmeden tümüyle kesildiğini ya da sigara başta olmak üzere keyif verici maddelere yöneldiğini gözlemlemiştir.

Zamanın anlamsızlaştığı ve tecritle geçen korona günleri de böyle dönemlere çok güzel bir örnek oldu; görünen o ki hiçbirimiz aynı kilolarda kalamadık.

Bedenimiz aslında ruhsal durumumuzun bir aynasıdır. Modern insan bedenin önemini kavramıştır ve bedenini saygıyla koruyup güçlü tutar. Aynaya baktığında vücudunun en iyi, en sağlıklı halini görmek ister ve bunun için çaba harcar.

BAĞIŞIKLIK NEDİR, NE DEĞİLDİR?

İnsan vücudu, içinde demodexler gibi, virüsler gibi birçok canlının yaşayabildiği dev bir ekosistemdir ve ekosistemin düzenini sağlayan kolluk kuvvetlerine “bağışıklık sistemi” adı verilir.

Bağışıklık sisteminiz hangi organizmanın vücudunuzda yaşayıp yaşamayacağına karar verir ve önlem alır.

Ancak vücudunuzda yaşayabilecek en korkunç parazit dahi sizi öldürmekten imtina eder. Zira sizin ölmeniz, konuklarınızın da öleceği anlamına gelir. Doğanın dengesi buna izin vermez ve öldüren konuklar zamanla mutasyona uğrar ve öldürmemeyi öğrenir.

CoVID-19’un da bizi öldürmek gibi bir derdi yok, sadece beslenmek ve üremek amaçlı geliyor bedenlerimize.

Peki neden ölüyoruz, bunu anlamaya çalışalım.

Erkek cinsiyet, ileri yaş, diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi kalp damar hastalığı risk faktörleri olan hastalar, aynı zamanda bu virüsün bulaşacağı grup içerisinde yaşamını kaybetme riski daha yüksek olan hastalar. Sigara kullanımı, kan grubu ve genetik faktörler de ikincil etkenler arasında.

Bunlardan genetik faktörler, kan grubu, cinsiyet ve ileri yaşa yapacak bir şeyimiz yok; geçmiş sigara kullanımına da etki edemeyiz. Ancak diyabet, hipertansiyon ve obezitenin ortak paydası olan beslenme alışkanlıklarını değiştirmek elimizde.

Bir diyet yazısı yazmayacağım zaten bugün herkes iyi ve sağlıklı beslenmenin nasıl olduğunu biliyor, sadece bilmemek işine geliyor.

Özetle; iyi beslenen insanın vücudu sağlıklı olur ve vücudu sağlıklı olan insanın bağışıklık sistemi güçlü olur.

CoVID-19 virüsü hakkında bildiğimiz az gerçekten biri, bu virüsü taşıyanlardan yüzde 80’inin kendilerine virüs bulaştığını bile fark etmeden virüsten kurtuluyor olmaları.

Peki bu nasıl oluyor hiç düşündünüz mü?

Bağışıklığımız yok deniyor ya, tam aksine bizleri bağışıklık sistemimiz koruyor. Bağışıklık sisteminin verdiği tepki sadece antikorlar üzerinden olmuyor, yani sistem tanımadığı virüsten uzak durmuyor, sadece yöntem değişiyor.

Virüsün RNA’sını olmaması gereken yerde gören hücreler “sitokin” adı verilen ve hücreler arasında moleküler haberci görevi gören küçük proteinleri salgılayarak bağışıklık sistemini alarma geçiriyor. Bağışıklık sistemi de alarm verilen bölgeye doğru tam cephe teyakkuza geçiyor.

Ancak özellikle risk grubunda, bağışıklık sistemi önüne gelen her hücreyi ayırım yapmaksızın kılıçtan geçirmeye başlayınca ortalığı öyle bir kan gölüne çeviriyor ki, meydana gelen “sitokin fırtınası” ölüme yol açıyor. Yani virüsten ölenler genellikle bağışıklık sistemi çalışmadığı için değil, fazla ve hatalı çalıştığı için ölüyor.

Aşıların amacı, genelde bağışıklık sistemimize virüsleri daha zayıf bir hali ile tanıtıp vücudun antikor bilgisi, yani doğru silahla savaşmasını sağlamaktır. İlaçların da temelde yaptığı şey ya bağışıklık sistemine destek vermek ya da antiviraller ve antibiyotikler gibi doğrudan mikroorganizmaların temel yapıtaşlarına saldırmaktır.

NE KADAR ‘TEMİZ’SİNİZ?

Dünyanın her yeri, virüs, bakteri, mikrop ve henüz tanışmadığımız mikroorganizmalarla dolu. Mutfak lavabonuz evinizin en pis yeri, bulaşık süngerleri ve bulaşık bezleri evinizdeki en pis eşyalar.

2017 tarihli bir çalışmada ortalama bir bulaşık süngerinde 362 farklı bakteri türü ve santimetre kare başına 45 milyon bakteri düştüğü görüldü. Mutfak havluları ve el havluları ile birlikte hepsi koli basili ve salmonella yuvası. Mutfaktaki kesme tahtanızın ya da tahta kaşığın tahlilini yaptırsanız, bir daha öyle bir şeyi mutfağa sokmazsınız, hatta o mutfağa girmek istemezsiniz.

2015’te Connecticut Quinnipiac Üniversitesinde yapılan araştırmada ortak kullanılan banyolarda diş fırçalarının yüzde 60’ında dışkı bulundu; hatta koruyucu kapaklı fırçalarda bu oranın daha yüksek olduğu saptandı.

2018’de Manchester Metropolitan Üniversitesi yaptığı sponsorlu araştırmada erkeklerin sakallarının yüzde 47’sinde dışkı buldu; hatta “pis sakal” ya da “futbolcu sakalı” diye bilinen kısa sakallarda bu oran ortalamanın çok üzerinde. 2019’da Aston Üniversitesi’nin araştırmasına göre, tipik bir kadın makyaj çantasında rujların yüzde 56’sı, maskaraların yüzde 69’u, süngerlerin yüzde 72’si ve farların yüzde 77’si stafilokok, genelin yüzde 10’u koli basili, yüzde 30’u da mantar taşıyor. Her 10 makyaj çantasından 9’u bildiğiniz mikrop yuvası.

Santimetre karesine 50 bin bakteri düşebilen halılar, her gece sizi öpmek için sıra bekleyen 350 bin bakteriyi barındıran yastığınız, yataklar, kahve ve çay makineleri, uzaktan kumandalar, anahtarlar, yoga matları, su şişeleri, bilgisayar klavyeleri, iç çamaşırları, lens kutuları, çakmaklar, saklama kapları, baharatlar ve en tehlikelisi elimizden, yüzümüzden hiç düşürmediğimiz cep telefonları…

Mikroorganizmalar her yerde var ve bütün evreni dezenfekte edemeyeceğimize göre hiçbirinden kaçmamız mümkün değil. Hayatımızı da evlerimizde oturup sabahtan akşama elimizi yıkayarak ya da kaygıyla geçiremeyiz. Tedbirlerle kaçabildiğimiz kadar kaçacağız tabii ki, ancak vücudumuzu sağlıklı, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekiyor.

Bu dönemde evlerde sıkıntıdan fazla yemek yemek ve hareketimizi kısıtlamak yapabileceğiniz en büyük hata. Zira evde hareketsiz kalmak kalp damar hastalığı riskini artırmanın yanı sıra var olan durumun da kötüleşmesine neden olabiliyor. Halen devam eden bir Catch-22 sorunsalı var ama, +65’in evlerde tıkılıp kalmaları değil, tam tersine güneşe çıkıp D vitamini sentezlemeleri ve bol bol yürümeleri, mümkünse biraz ter atmaları, iyi beslenmeleri ve varsa risk faktörlerini ellerinden geldiği ölçüde yok etmeleri gerekiyor.

“Haydi bugün de yiyeyim, yarın diyete başlarım” gibi cümleler yeni normale ait değil.

Vücutlarımızın ve sağlığımızın “fit” olması ve kendimizi çok iyi hissederek gurur duyabileceğimiz şekillere dönmesi gerekiyor. Ne yazık ki, genelde ne vücutlarımız ne de ruhlarımız için ayna tercihlerimizi, gerçekleri gösteren aynalardan yana kullanmıyoruz.

Kendimize karşı dürüst olmakta zorlandığımız için bize yalan söyleyen aynaları tercih ediyoruz ve yalanları gerçekmiş gibi kabul etmeye ne kadar istekli olduğumuzu bile itiraf edemiyoruz.

Sağlığımız için doğru diyeti, doğru gıdaları, yasakları bildiğimiz halde yapmamamızın ya da aynaya bakınca kolayca şişman ya da “unfit” birini görememe sebebimiz de budur.

Lütfen sihirli aynanıza bakın ve gördüğünüz bedenin virüsle olası bir savaşa hazır olup olmadığına dürüst bir cevap verin.

Zira henüz tedavisi balon, aşısı palavra olan virüse karşı tek gerçek silahınız güçlü bir bağışıklık sistemi. Bağışıklık sistemi de sadece yediklerinizle, içtiklerinizle ve sporla güçleniyor.

Gastronomi şımarık bir yeme sanatı değil mümkün olan en iyi besinler yoluyla insanın korunması sanatıdır ve “ulusların kaderi, beslenme tarzlarına bağlıdır” -Savarin

“Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü görmek isteyen cana bakar.” -Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Son Haberler

RedHack geri döndü!

Kızıl hackerlar AKP'li belediyelerin web sitelerine kayyum atamaya başladı!.. RED Haber - Türkiyeli devrimci hacker grubu RedHack bir dizi AKP'li belediyenin sitelerini hackleyerek "Size kayyum...

Belçika: “Onları Tayyip besliyor…”

"Tayyip Erdoğan'ın teşvik ettiği İslamcılar Belçika için başlıca tehditlerden biri..." RED Haber - Christophe Lamfalussy, geçtiğimiz günlerde Belçika La Libre gazetesinde Devlet Güvenlik Servisi (VSSE)...

Korona günlerinde turizm

Koronavirüs tüm dünyada turizmi vurdu. Bazı ülkeler büyük gelir kaybına uğruyor. Turizmin geleceği meçhul. RED Haber - Koronavirüs nedeniyle dünya turizmi ağır bir tehdit altında....

Trump solculara ‘faşist’ dedi

Müzisyen Neil Young, geçtiğimiz cuma Beyaz Saray'ın Bağımsızlık Günü'nü kutlayan Rushmore Dağı etkinliği sırasında müziğini kullanan Başkan Donald Trump’a sinirlendi. Trump ise 'solcu faşizmi'...

Bir acayip Japon treni

Japonya’da deprem sırasında yol almaya devam edebilen, dünyanın en hızlı ‘mermi tren’i hizmete girdi. RED Haber - Japonya'nın en yeni ‘mermi tren’i sadece daha hızlı...