Kopuş zamanı…

(Aşağıdaki metin RED‘in 105. sayısının başyazısıdır. Derginin tamamına PDF formatında ulaşmak için: TIKLAYIN)

1. Geçtiğimiz ay bir fotoğraf sessiz sedasız gözümüzün önünden geçti gitti. Temmuz 2015’te Suruç’ta IŞİD bombasıyla paramparça edilen gençlerimizi anmak için Kadıköy’ün ara sokaklarında yürüyenler ve olan bitene kayıtsız ‘kafe’ müdavimleri… Polis zorbalığı eylem yapmak isteyen solcuları ara sokaklara itiyor, kent merkezindeki ara sokaklarda ise solcuların yapmak istedikleri karşılık bulmuyordu. Solun ve kent merkezindeki ‘hedef kitle’sinin hayata, birbirlerine ve kendilerine yabancılaşmasının daha berrak bir fotoğrafı çekilemezdi herhalde. Sosyalist sol bu yabancılaşmadan, mekan mahkumiyetinden, bu varoluş biçiminden kopmadığı takdirde kimliğini tamamen yitirerek folklorik bir öğeye dönüşecektir. Radikal bir kopuş gerçekleştirilmelidir. Sosyalist sol kendisini emekçilerin üretim ve yaşam alanlarında yeniden inşa etmek zorundadır.

2. Rus Devrimi’nin Lenin’den sonraki en önemli lideri Lev Troçki’ye yönelik suikastin üzerinden 79 yıl geçti. Bu vesileyle, elinizdeki sayıda Troçki’nin katkılarına gönderme yapan makalelelere yer veriyoruz. Öte yandan bir kez daha vurgulamakta fayda var; ‘Troçkizm’ olarak adlandırılan akım, Troçki müritlerinin senenin belli önemli günlerinde ayinler düzenleme ritüelini sürdürmenin ötesinde bir niteliğe sahiptir, en azından öyle olmalıdır. Bizim açımızdan Troçki, Lenin’in ölümü sonrasında, dünya devriminin yenilgiye uğramasıyla beraber Sovyetler Birliği’nin giderek bürokratikleşmesine karşı mücadele vermiş Bolşevik militanların sembol ismidir. Troçkizm olarak adlandırılan akım ise, her güçlüğe karşı sürdürülen Bolşevizmden başka bir şey değildir. Bugün, dünya işçi sınıfı hareketinin paramparça olduğu, devrimci hareketin tüm kuvvetini yitirdiği koşullarda Bolşevizmi ideolojik olarak yeniden ve yeniden üretmek, devrimci Marksizmi savunmak, işçi sınıfının devrimci örgütünü inşa çabasından asla vazgeçmemek ve ideolojik, politik, örgütsel birikimi gelecek kuşaklara aktarmak asli görevimizdir. Her türden sapmaya, teslimiyete karşı uzlaşmaz bir mücadele yürütmek zorundayız. En azından bunu başarmalıyız. Ve bu zor bir görevdir. İdeolojik keşmekeş öylesine saçma bir hal aldı ki, artık Marksizmin kavramlarını kullanan ama milli, dinsel, cinsel kimliklerinin ‘teori’sini yapan tuhaf topluluklarla muhatabız. Sınıf mücadelesinden başka her türlü ‘mücadele’ makbul hale geldi. Bu ideolojik pespayelik sadece marjinal kesimlerin günlük hayatlarını düzenleme meşgalesi olmanın ötesine geçti, söylemleri kendini muhalif olarak tanımlayan kesimlerin hücrelerine nüfuz etti. Bu pespayelikten kopuş ve ideolojik yeniden inşa da bir zarurettir.

3. Akıntıya karşı ilerlemek zorundayız. Her türden gericilikle, düzenin siyasi ve ideolojik saldırılarıyla muhatabız. Bu dönemde irade esastır. ‘Muhafız iradesi’… Bu irade, “Yalnız burjuvazi için parlayacaksa güneşi de söndürürüz” diyen Troçki’nin yaşam boyu sürdürdüğü iradedir. Çeliğe su verenlerin iradesi. Bolşeviklerin uzlaşmaz kadrolarının her birine sirayet etmiş devrimci irade… Belki de hiç kitleselleşemeyeceğimiz yıllar önümüzde duruyor ve bu süreçte en kötü ihtimalle ideolojik mevzileri muhafaza etmekte ısrarlı olmak zorundayız. Akıntıya karşı ilerlemek kuşkusuz zordur. Ahmet Haşim Doğançayır yaşamı boyunca bir ‘muhafız iradesi’ gösterdi. 12 Eylül işkencehane ve zindanlarından başı dik, yiğit bir devrimci olarak çıktı. Geçtiğimiz ay, 64 yaşında kaybettiğimiz yoldaşımız, ağabeyimiz, dostumuz Ahmet Hoca’yı sevgiyle anıyoruz. Anısı devrimci hareketin her ileri adımına eşlik edecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here