Koptu gidiyor!

15 akşamı ülke olarak yeni tabloyu boş yere bekledik, zira hiçbir şey değişmedi… Dünya bizimle resmen dalga geçiyor!

  • T. AKMAN

İyi pazarlar. Açıkçası ne yazacağımı şaşırmış durumdayım. Sağlık bakanı titri taşıyan ve doktorluğu ile Hipokrat yeminini askıya almış bir beyefendi her gün ayrı müjde (!) ile halkı uyuttuğunu zannederken, koptu gidiyor.

Her kopuştan sonra da makyajlı söz oyunları ile sürekli kendini haklı göstermeye çalışıyor.

Bizzat kendi sosyal medya hesaplarında da yayınladığı görüntülerde, kendi gözümle izlemesem, anlatılsa inanmayacağım bir sürü demeç ile devam eden bir yalan rüzgârı ve algı operasyonu var.

Tablolarına artık kimsenin inancı kalmayınca ve gerçek vaka sayılarının açıklananların 20 katı, vefatların ise açıklananların 7 katı olduğu konusunda, bırakın ülkeyi, tüm dünya anlaşınca beyefendi köşeye sıkıştı ve “her vaka hasta değildir, semptom göstermeyenleri bildirmiyoruz” dedi, sonra da 11 Ekim’de yandaş amiral gemisinin kaptanı Ertuğrul Özkök ile röportajında “Sayın Bakanım bir dakika önemli bir şey söylüyorsunuz. Yanlış anlamıyorum değil mi? Vaka diyorduk, sonra hasta dedik kafalar karıştı. Şimdi bunların hepsini açıklayacağız diyorsunuz. Ne zaman başlayacaksınız bunu yapmaya?” sorusuna cevaben “Bu ayın 15’inde başlıyoruz. Ortalama 1,5-2 ayı geçmeyecek şekilde bütün toplumu kapsayacak şekilde saha taramaları yapmaya devam ediyor olacağız. Bundan sonra yapılan kesitsel taramaları semptomu olmasa da paylaşacağız. Bunu da Dünya Sağlık Örgütü’ne bildireceğiz.” diyerek açıkça “Bu ayın 15’inden itibaren bütün rakamları açıklayıp açıklayacağız” dedi.

15 akşamı ülke olarak yeni tabloyu boş yere bekledik, zira hiçbir şey değişmedi.

Aynı tablo, aynı yalanlarla karşımızdaydı. Yok dünyanın ilk aşısını ürettik bilmemne gibi zırvalarla gündemi değiştirerek dediklerini yok sayan beyefendiye ısrar gelince 16’sında bakanlıktan bir açıklama geldi ki evlere şenlik. Neymiş, kesitsel taramadan kastedilen yurtdışı çıkışlarda yapılan testler, sporculara, askerlere vb. yapılan testler imiş. Bundan sonraki süreçte, nasıl normal hasta sayılarıyla ilgili bildiriyorsak, bu kesitsel taramaların da akıbetlerini DSÖ’ye bildirecekmişiz. Ama yanlış anlaşılmasınmış, bu sayılar günlük tabloya dahil edilmeyecekmiş.

Buna da eyvallah diyorduk ki aynı gün yine beyanlardan “Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye’ye doğru bilgi paylaşımı uyarısı sonrası gerçek koronavirüs vaka sayıları halka açıklanmayıp sadece Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirilecek” haberleri çıktı.

DSÖ bilimsel, istatistiksel çalışma yapacakmış.

am buna da tamam derken, hemen akşamında bakan beyefendi basın toplantısında konuya ilişkin açık açık sorulan soruya öyle bir cevap verdi ki gerçekten anlamak mümkün değil. Algı yönetimi desen değil, salgın yönetimi desen o hiç değil. Berbat bir dille sorulan “Kesitsel taramalarda çıkan pozitif vakalarla ilgili nasıl bir önlem alınıyor? Yine bununla bağlantılı olarak çıkan vaka sayıları sadece Dünya Sağlık Örgütü’ne mi bilgilendirilecek, yoksa kamuoyu ile de paylaşılacak mı?” sorusuna, beyefendinin kırık Türkçesi ile cevabı, kelime kelime:

“Vatandaşımıza bilgilendirmediğimiz hiçbir şeyi Dünya Sağlık Örgütü’ne bilgilendirmeyiz. Vatandaşımıza bilgilendirdiğimizde, Dünya Sağlık Örgütü’ne bilgilendiririz.”

Buyur buradan yak!..

Artık ne dediğini şaşırdığı ayyuka çıkan beyefendi, muhtemel hayatının en kötü günlerinden biri olarak tarihe geçecek günde, Erzurum’da bir başka bomba patlattı ve tahminen günlük 30 bin vakaya ulaştığımız bugünlerde okula gitmenin doğru bir karar olduğunu kendince “ispatlamak” için “Açılan sınıflarla ilgili okullarda vaka sayılarında pozitif bulduğumuz vaka sayısında bir artış olmadığını görüyoruz. Hatta açılmayan yüz yüze eğitime göre kısmen düşüşlerin olduğunu da biliyoruz” deyiverdi.

Meğer okula gitmek, evde kalmaktan daha az tehlikeliymiş!

Eh bakan böyle, bilim kurulu da yanar döner olursa, o zaman da İzmir valisinin çıkıp “Vaka artışlarının sebebini bizler de henüz çözebilmiş değiliz” demesi de normal karşılanmalıdır.

Sadede gelelim…

Rakamların yalan olduğunu bugüne kadar elli kere kanıtladık; sadece bakanın kendi beyanları içinde çelişkilerden bile defalarca kanıtlandı.

Pandemi tüm dünyada, özellikle kış dönemine giren kuzey yarıkürede ve doğal olarak uzatmalı yazın son günlerine giren ülkemizde de korkunç bir yükselişe geçti; ne aşısı var (altını çizerek tekrar ediyorum, aşı filan yok ve yakın dönemde olmayacak, olduğunda da grip aşısı kadar dahi faydası olmayacak; Trump’ın seçim sakızı yaptığı aşı sadece bir propaganda konusu), ne ilacı, ne de bir kurtuluşu. Tek çare tecrit ile virüse yakalanmamaya çalışmak; bu da zorunlu haller dışında evden çıkmamak, çıktığımızda uygun maske, mesafe ve hijyen kurallarından ödün vermemek demek. Özellikle büyük şehirlerde, servis ve toplu taşıma ile okula çocuk göndermemek demek. Zorunlu olmadıkça uzaktan çalışmak demek. Dışarıda yiyip içmemek, aptal kafelere doluşmamak demek. Yakın dostlarla da olsa ev partileri vermemek demek. Bu konuyu da lütfen ve nihayet ciddiye almak demek.

Eforlarınızı yüzde, binde, milyonda bir bulaşma riski olan alanlardan tecrit, maske, mesafe, hijyene kaydırmak demek. En azından yaza kadar hayatınızı dondurmak demek.

Bu yalanlar içinde artık gerçekten yazacak bir şey kalmadı, sürekli aynı şeyleri tekrar etmekten ben yoruldum, ancak hükümet algı yönetiminden sıkılmadı.

Sadece artık yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar ve dünya bizimle resmen dalga geçiyor.

40 milyonuncu resmi hastayı bugün kaydedecek olan ve şimdilik 1,1 milyon kayıp veren dünyada Suriye dahi DSÖ ile verilerini paylaşmaya başladığı için ülkemiz, DSÖ’ye yalan bildirim yaptığı bilinen ülkeler listesindeki diğer güzide ülkelerin yanındaki yerini almış durumda: Türkiye, Türkmenistan, Kuzey Kore, Amerikan Samoası ve Nauru…

Bu yalan rüzgarını bile bile, en değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın (ve dolaylı olarak torun sevmek dışında bir mutlulukları kalmayan aile büyüklerimizin) kaderlerini tanımadığımız bilmediğimiz insanlara teslim ederek okula gönderebilme cesaretinin sebebini ben anlayamıyorum.x

Çocuğunuz okuldan bir yıl geri kaldığında hayatı hiçbir şekilde değişmeyecek, virüsle temasında ise milyonda da olsa ölüm, yüzde de olsa ömür boyu kalıcı bir rahatsızlık riski var.

Bu riskleri almaya gerçekten değer mi sizin hırslarınız, sizin planlarınız, sizin normalleşmeniz; işte buna karar vermeniz gerekiyor.

Gerisi teferruat.

Son Haberler

“Ya canımızı alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!”

Karaman Ermenek’te ödenmeyen maaş ve tazminat hakları için Ankara^’ya yürüyüş başlatan maden işçilerinin direnişi büyüyor. İşçiler haykırıyor: Ölmek var, dönmek yok! RED Haber - Soma’dan...

İstanbul’da müthiş “çay keyfi”!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul’da pandeminin ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Veriler, ülkeyi “şirket gibi” yöneteceğini iddia eden iktidarın “çayları bile şirketten"...

İskenderun’da çatışma ve patlama

Hatay İskenderun'da kent merkezinde şüpheli iki şahıstan biri kendini patlattı, diğerinin ise polis tarafından öldürüldü. Şüphelilerin kimlikleri henüz belli değil. RED haber - İskenderun kent merkezindeki...

“Avrupa’yı dürbünle görürsünüz!..”

Avusturya ve İtalya'dan Tayyip Erdoğan'a sert tepki geldi: "Hakaret etmeden konuş, ortak dünyamızdan iyice uzaklaştınız..." RED haber - Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...

‘Canlı bombalar’ geri mi döndü?

Hatay'ın İskenderun ilçesinde büyük bir patlama gerçekleşti. Bir 'canlı bomba'nın kendisini patlattığı öne sürülüyor. RED haber - İskenderun kent merkezindeki Fener Caddesi’nde bu akşam büyük...