Gazete REDKleptomanyaklar!

Kleptomanyaklar!

Okurlarımızdan MEHMET GEVGER‘in yazısını yayınlıyoruz:

Hikaye aslında şöyle başladı: İnsanoğlu, organik evriminin verdiği bir avantajla, soyut düşüncesini somutlamak suretiyle, doğada kendi halinde yetişen buğday tanesini, daha fazla verim elde etmek için toprağa attı ve onu toprağın içine gömdü. Bunun sonucunu almak için yerleşik bir hayat gerekiyordu ve bunun için belki de on binlerce yıldır sürdürdüğü göçebe hayattan vazgeçti.

Göçebe hayat sürerken dikilerek yaşam sürdüğü için, artık, “özüne dönüp!” milyonlarca yıl önceki yaşam biçimi olan, ‘eğilerek sürdürdüğü yaşam biçimine’ dönmesi gerekiyordu, yani neredeyse dört ayak üstüne. Ta ki günümüz, 20-21 yüzyıldaki olgunlaşmış sanayi devriminden kendisi de faydalanır oluncaya kadar. Yani yaklaşık 12 bin yıl boyunca eğilip eğilip kalktı.

Günümüzde ise, emekli olup bahçeli bir ev alıp evin önünde sebze-meyve yetiştirme fantezisi kurarak tekrar milyonlarca yıl önceki “özüne, geçmişine dönmeye” çalışıyor. Fakat ana/baba atalarının yaptığı gibi dört ayak üstünde artık yürüyemez, haberi yok.  

Daha fazla verim elde etmek için insan evladının yaptığı bu işlemin adı “kültür” oldu ve başlangıcı,günümüzde Androposen (İnsan türünün yerküreye etki etmesi ile başladığı düşünülen çağın başlangıcı) olarak tanımlanacaktı.

Bu kültür kuramına göre, doğada yetişen zehirli mantarın farkına varılması, onu zehirsiz hale getirerek toprakta yetiştirilmesi ve adına “Kültür Mantarı” denmesi, kültürdür;

Boğadan fazla verim elde etmek için boğayı evcilleştirmesi, boğayı uysallaştırması ve boğanın gücüne güç katmak adına testislerini burmak suretiyle adına da da öküz demesi de bir kültürdür;

Hatta daha da ileri gidip, insan evladının bu burma işlemini kendi ırkına dahi yapması da bir kültürdür;

Organik olarak bakarsak eğer, (daha doğrusu farmakolojik olarak bakarsak eğer) böbrek üstü bezinden dopamin, oksitosin, noradrenalin, feniletilamin, vasopressin ve serotonin hormonları salgılanmasından kaynaklanan nedenlerden dolayı; uğruna nice çöller aşılması, dağların delinmesi, şiirler, romanlar, efsaneler, destanlar, türküler yazılması, otoritelere baş kaldırılması, ihanetlere, acılara neden olunması da… bir kültürdür ve adı da “Aşk”tır…

Konumuz itibariyle bir diğer kültür vardır ki benim tabirimle hırsızlık kültürü, tıbbi adı ile söylersek Cleptomaniadır!

Yani, günümüz teokratlarının ‘Mülk Allahındır’ dediği, kapitalistlerin ise mülklerini tescil ettirerek (“Trade Mark”) ‘Mülkiyet Hakkı Kutsaldır’ dediği, mülkiyete değer yükleyen yukarıdaki söylemlerin dışında, mülkiyeti değersizleştirerek, ‘Mülkiyet Hırsızlıktır’ diyen anarşistlerin ve üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırmayı hedefleyen komünistlerin söylemi olan -mülkiyetle bağlantılı- hırsızlık kültürü.

Biz yine de anarşistleri ya da komünistleri haklı çıkarmadan, onlara “meşruiyet vermeden” söyleyelim; zaten mülkiyet olmasa, hırsızlık da söz konusu olmayacaktı.

Kimin malını kimden çalıyorsun ki?!  

Mülkiyete değer yükleyenler, hem mülkiyete değer yüklemişler, hem çeşitli yöntemlerle kutsallığını bozmuşlar, hem kendilerine ait mülkiyeti hem de başkalarına ait mülkiyeti sahiplenmişlerdir. Öyle ki, “hortum” kullanarak kendi mülkiyetlerini tekrar hırsızlık yöntemi ile kendilerinin yapmışlardır.   

Belki de yerleşik hayata geçtikten sonra başlayan, başladıktan sonra çok hızlı bir şekilde gelişip ivmelenen, mülkiyet ve sahip olma ile ilgili bağı hiçbir zaman kopmayan, hatta daha da öte hukukun ve neredeyse her kurum ve kişinin bile suç saydığı bu hırsızlık; sonradan yaratılmış bir kültürdür.

Çünkü bu kültüre tarihsel olarak bakarsak eğer, tarih öncesi çağlarda görülmemektedir.

(Miktarının ne önemi var?! Eğer eğitilmedilerse, yani kültürel olarak bir müdahale edilmediyse, fizyolojik olarak siz hiç Homo Erectusun Homo Sapiencein, Neandertalin ya da Ape maymunlarının valizlerle para götürdüğünü duydunuz mu?! Hırsızlık yaptığını?! Rüşvet aldığını, rüşveti alıp da, almadığına dair şerefi, onuru, haysiyeti üzerine yemin ettiğini?! Rüşvet verip başka kabileye kaçan birini?! “Orospularla, memurların bahşişini peşin vereceksin” aforizmasını en iyi uygulayan birini?! Yetim hakkı yiyen, ihtiyacı olan baklava, ekmek ya da mamut eti çaldığı için hapis yatan, un öğütür gibi parayı öğütüp sıfırlayan birini?!

Bu sonradan yaratılmış kültüre coğrafi olarak bakarsak eğer, günümüz ilkel kabilelerinde de hırsızlık kültürünün olmadığını görürüz.

Ayrıca günümüz bazı coğrafyaları ve devletlerinde bu hırsızlık kültürü de izafidir. Örneğin bu kültür İsveç’te farklı, Türkiye’de farklı, Küba’da farklı, Amerika’da farklı, Etiyopya’da farklıdır.

Tıbbın hastalık dediği bu hırsızlık olgusuna organik açıdan bakarsak eğer, tıp biliminde, Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalık sınıflandırmasına göre, Psikiyatri disiplini içerisinde (I.C.D. 10. F:63 olarak) kodlanmış, patolojisinden söz edilse de organik olarak tanımlanmamış “Bir Hastalık!” olduğu görülmektedir.

Tıbbi açıdan benimle bu bilgileri, telif hakkı sorunu olmadan cömertçe paylaşan tabip arkadaşlara da sonsuz teşekkür ederek, tıp disiplininin hastalık olarak kabul edip Uluslararası Hastalık Sınıflandırması‘na göre kodu bile olan bu çalma işine ben hastalık olarak bakmıyor, sonradan yaratılmış bir kültür olarak bakıyorum.

Kanaatimce, tıp disiplininde kullanılan bir yöntem olan “Tedaviden Tanıya” yöntemi kullanılmış olsa bile yine organik, fizyolojik, biyolojik bulgu yoktur, çünkü sonradan yaratılmış bir kültürdür.  

Bu durumun tedavisinin, ‘terapi” ile de yapıldığından da anlaşılmaktadır, ilaçlarla değil. 

Kültür kuramı ile ilgili olarak da, değil hırsızlık kültürü, tarih içerisinde ve farklı coğrafyalarda insan evladının yaratmış oluğu bütün kültürlerin, insanlığın, doğanın… sorunu çözememiş ve yönlendirilebilir olduğundan dolayı da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. 

Ayrıca, insan evladının soyut düşüncesini somut düşünceye çevirebilme kabiliyeti, fiziksel özelliğinin işlevi, konuşabilme, yaratıcılık… vs. özelliğinin kombinasyonu sayesinde, insanlık, sonsuz bir kültür de yaratabilir.

Öyle ki, organik bir sorun olsa bile, aşk konusunda, yukarıda da söylendiği gibi sonsuz bir kültür yaratabilme özelliği sayesinde, içgüdüsünü yönlendirerek, -tasarrufları tabii ki kendilerinde olmak üzere- intihar edip, dağları delip, çölleri aşmaktansa, bir farmakolog ya da psikiyatri doktoruna görünüp ilaç almanın daha sağlıklı, “kültürlü” ve “medeni” bir davranış olması gerektiğini düşünüyorum.

İnsanlık, sonradan yaratmış olduğu hırsızlık kültürünü bile, nice kültürleri yok ettiği gibi yok edebilir.

Hatta yarattığı kültürle kendi kendini bile yok edebilir. (Öyle de görünüyor.)

Bu yüzden “MÜLKİYET HIRSIZLIKTIR!”

Not: Bu ülkede polis “aramak üzere” girdiği evde hırsızlık yaparken kameraya yakalanmıştır! İşte o görüntüler:

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,980BeğenenlerBeğen
16,900TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol