Gazete REDKızılderililer ve simitler…

Kızılderililer ve simitler…

Hareket, zaman, sonsuzluk, Kızılderili çadırı ve simit parası üzerine…

  • ZAFER ERCAN

Sonluluğun resmini bir çocuk gibi çizdim, başka türlü çizemezdim. Hemen yanıbaşımda duran zaman beni sürekli rahatsız ediyor; zaman, zamanın resmini çizmeme engel oluyordu.

Zamanı benden uzaklaştırıp, sağlam bir direğe bağladıktan sonra zamansız bir ortamda zamanın resmini de çizebildim. Zamanı bağladığım o direğin Güneş olduğunu sonradan farkettim.

Onun öncesinde potansiyel sonsuzu zaten çizmiştim. Zamansızlığın resmini çizme fikri aklıma geldi, ama bu, beni ürküttü.

Devam ettim, potansiyel sonsuzun tepesine zamanın resmini ekledim, al sana sonsuz.

Duramadım, iki farklı sonsuzun resmini de çizebildim. Hareketin resmini de çizdim, ama onu sizinle paylaşmayacağım!

Anladım ki, sonsuzun sınırları var.  Çizdiğim resimlere bakan bir yabancı, “sen Kızılderili çadırı çizmişin” dedi.

Basit resmimin derinliklerinde sonsuzluğu ararken karşıma çıkan kızılderili çadırının içindeki yaşam aklıma geldi, acaba kızılderililer o çadırlarında yaptıkları çorba ile mutlu oluyorlar mıydı?

Neydi mutluluk?

Mutluluk, sonsuzluktan daha derinlerdeydi, belki de ikisi de birbirlerinin derinliklerine yuva yapmış  Saman Sarısı’ydı:

“…Küba’dan döndüm bu sabah
Küba meydanında altı milyon kişi akı karası sarısı melezi ışıklı bir çekirdek
dikiyor çekirdeklerin çekirdeğini güle oynaya
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin’’

Sonsuzluk tek bir tane değildi, çoktular. Zaten ikisinin resmini yukarıda çizmiştim. Bunun gibi, başka mutlulukarda vardı, Abidin Dino şöyle diyordu:

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi

Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tuval yeterdi;
ne boya…

Mutluluğun Resmi’ni şiir ile değil çizgilerle anlamaya da çalıştım, Dienna Dengel’in yaptığı  Home Sweet Home adlı tablodaki gibi olabilir mi diye düşündüm…

Bu fırsatla şunları yazdım:

Home Sweet Home adlı tabloya ‘mutluluğun resmi’ diyorlar.
Halbuki tabloda,
Bütün çoçuklar birbirlerine benzer,
Sanki hepsi Dört Buçuk Yaşında,
Hepsi sarısaçlı
Birbirine tıpatıp benzeyen
Belki de aynı yumurta altızı.
En az altısı bir yatakta,
Mutluluğun resmi olamaz, Dienna Dengel!
Mutluluğun resmi;
Sonsuz bir yolun sonunda
Yani, hemen yanıbaşımda durandı.
O sonsuz yolda;
Gökyüzünde uçmaya çalışan balık,
Denizin derinliklerinde yüzmek isteyen kuşun heyecanı,
Güneşten serinlemek için gelen sıcaklık,
Alın terinin kahkahası,
Hepsi dört buçuk yaşında olmayan çocuklar
vardı.
Kızılderili çadırlarının bacalarından çıkan dumanlar da
vardı.
Bir de uyuyan çoçukların rüyaları.

Sonluluk, sonsuzluk, mutluluk, Saman Sarısı, Kızılderili Çadırı…? Nedir bunların arakesiti? Örneğin mutlulukla sonsuzluğun arakesiti ne olabilir? Bu oldukca zor bir soru gibi durmasına karşın, sonsuzlukla sonluluğun arakesitine bir yanıt arayışı şöyle olabilir: Nazım’ın Saman Sarısı şiirinde 1961 Kübasını anlatırken, aynı yıl  insanlık, Vostok uzay aracıyla uzaya çıkıyor, ve uzayın boşluğunda Yuri Alekseyeviç Gagarin yürümeye başlıyordu. Bu yürüyüş, belki de sonsuzlukla sonluluğun kesiştiği bir alanda yapılıyordu.

Çok ilginçtir; insanlık uzaya gitmeden yaklaşık 70-80 yıl önce sozsuzluğa gitmişti, ama çok az kişi bunun farkındaydı. 1800’li yılların sonunda Geore Ferdinand Philipp Cantor, insanlığı sonsuza götürdüğünü iddia etmiş, sonsuzda yürümüş ama evinin içerisindeydi. Bu inanılmaz “tuhaf durum”, David Hilbert’ce bunun doğru olduğunu onaylamıştı.

Sonsuzlukla sonsuzluğun arakesitine gidebilmek için insanlık belki de milyarlarca para harcarken, sonsuzluğa gitmek için harcanan para, belki de simit parası kadardı…

İlk fırsatta çok anlaşılır bir biçimde insanlığın sonsuzlukta nasıl yürüdüğünü çok ve çok basit bir biçimde anlatacağım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol