Gazete RED‘Kızıl Milyarder’ KAVALA ne kadar ‘solcu’?

‘Kızıl Milyarder’ KAVALA ne kadar ‘solcu’?


“İnsanlar yaptıklarıyla kendilerini gösteriyorlar” diyordu Osman Kavala. Çok haklı!

12 Eylül faşist darbesiyle yıkılan burjuva hukuk sistemi ve 61 Anayasası, darbenin son hükümeti AKP elinde faşist diktatörlük nasıl olur diye adeta bir yeniden üretim sürecine girdi. Pragmatizm ve çıkarcılık bir virüs gibi tüm toplumu sarma eğiliminde. Demokratik kitle örgütleri, gerçek işçi sendikaları yerlerini bürokrasiye ve sivil toplum örgütlerine bıraktılar. Değerler ve ilkeler ise çıkarlara…

Önce değerlerimize saldırdılar, mücadele artık köhne bir yöntem ilan edildi; yerine “uzlaşma” denilen işbirliği konuldu. Dün bu iktidarın gelmesini ve güçlenmesini sağlayan Soros ve benzeri güçler bugün çıkarları ayrıştığı için karşı karşıya geldi. Bizden de bunların karşısındaki herkesi eleştirisiz kabul etmemiz bekleniyor.

Her iktidar gibi AKP de kendi ideolojisini yayma ve iktidarını tek elde toplamaya son hızla devam ederken, ağzını açan herkesi; işçileri, sosyalistleri, kadınları, başta Kürtler olmak üzere ezilen halkları, aydınları, gazetecileri, çocukları, kısaca bütün ötekileri susturmak için cezaevi, işten atma gibi bütün yöntemleri deniyor.

Son olarak insan hakları savunucuları ve ardından da Osman Kavala FETÖ’cü yöntemlerle, hukuksuz bir biçimde gözaltına alındılar; yargılanıyorlar. Bu zulme ve karanlığa karşı “birleşik bir mücadele görevimiz” ama “haddini aşan” yorumlara da dur demek zorundayız. Bu düzenin yedek lastikleri ve istediği kadar pay alamayan patronlarla; bu faşist düzeni yıkmak isteyen bizler aynı olmadığımız gibi aynı bedeli de ödemiyoruz. Onlar tutuklandığında sevinmeyiz, mücadele ederiz ama onlar bizim için aynı şeyleri yapmazlar çünkü öğrendikleri yöntemlerle bize yönelik saldırıları geçiştirmekte ustalaştılar. Onların çıkarına gelen işlerde, özellikle işçi çalıştırırken bu faşist düzenin olanaklarından ustalıkla faydalanıyorlar. “İşçi hakları”, insan hakları kavramı içinde sadece kitlesel iş cinayetlerinde -yani ölürsek- hatırlanıyor. İşten atılma, güvencesiz çalışma, yasal kazanımlar artık yok hükmünde. Sivil toplum örgütü dedikleri kurumlarda asgari ücret ve tazminat bile proje, geçici iş vb. bahanelerle ödenmemeye çalışılıyor. Sendikalarda bile keyfi işten atılmalarla karşılaşıyoruz çünkü bu tip sendikacılar da patronların haklarından faydalanıyor.

Kişisel yaşamımda iki kez işten atıldım. İlki Osman Kavala’nın artık tasfiye etme kararı verdiği Kavala Tütüncülük AŞ’den. 90’lı yıllarda tütün eksperi olarak çalışıyordum. Bu iyi eğitimli burjuva, tasfiye sürecini büyük bir ustalıkla yönetti ve biz işçiler, hak davalarını kazandığımız halde bir kuruş tazminat alamadık. Çünkü şirketin içi boşaltılmış başka şirketlerine aktarılmıştı fakat 12 Eylül yasaları onlardan yanaydı. Hiç duymadı, görmedi, bilmedi sizin “insan hakları savunucusu” saydığınız, bizim için ise “hırsız patron” olan Osman Kavala. “Ölmüş babası olsa kesinlikle tazminatlarımızı verirdi” diyordu eski işçiler.

Engin Bodur, IŞİD’e karşı savaşırken yaşamını yitiren Ulaş Bayraktaroğlu’nun anmasında… Gençlik yıllarından bu yana devrimci harekette yer alan Engin Bodur, aynı zamanda Ulaş Bayraktaroğlu’nun kayınpederiydi.

Son deneyimim de Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul temsilciliğinden. Burada işçi olarak çalışıyordum. Eskiden dayanışma ilişkileri ile yaşayan vakıf, AB ve benzeri uluslararası örgütlerden aldığı projelerle belirlenen çizgiye yönelmişti. Çalışanları geçici proje elemanı yapmaya kalktılar ve karşı çıkan işçi Engin Bodur ve Dr. Servet Çolak’ı işten attılar. Ne acı ki iş arkadaşlarımız yalancı tanıklık yaptığı gibi bazı insan hakları avukatları da vakfı savundu. Mahkemede işe iade davasını kazanmama rağmen işbaşı yaptırılmadım ve tazminat verdiler bütün hırsız patronlar gibi. Vakfın kurucu başkanı Yavuz Önen, daha önce biz sendikalaşmaya kalkınca “patron değiliz, bize karşı sendikalı olmanız doğru değil” demişti. Kendisi değildi de gerçekten ama AB projelerini yöneten Metin Bakkalcı onu ustaca “fahri” yapıp etkisizleştirmişti. Çünkü Önen, hala bağımsızlık yanlısıydı ve “biz yine dayanışmayla yaşarız” diyordu. Yani anlayacağınız TİHV tasfiye edilmediği için bize tazminat ödedi.

Bunları Osman Kavala’nın düzen karşıtı olmadığını, düzenin olanaklarından yararlanan bir burjuva olduğunu; bazı sivil toplum örgütlerinin ise süreç içerisinde kuruluş amaçlarından uzaklaşarak kendi öz güçlerinden daha çok proje bağımlısı örgütler haline geldiklerini göstermesi açısından örnekledim.

İçinde yaşadığımız dönem 3. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın kızıştığı bir dönem. Bu paylaşım savaşı patronlar arasında bir savaş. AB de bir patronlar örgütü ve onlarla birlikte çalışanlar da o safta, yani işçilerle aynı tarafta değil. Bunları faşistlerle aynı kefeye koymayız ve devletin karanlığı içinde dayanışma içinde oluruz ama sınıf düşmanı olduklarını unutmadan. “Sermayenin kızılı, emperyalizmin insan hakları savunanı olmaz” kardeşim.

  • ENGİN BODUR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,153BeğenenlerBeğen
17,018TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol