Gazete RED‘Kırmızı Çizgi’ Şövalyeleri, Filistin ve Sol

‘Kırmızı Çizgi’ Şövalyeleri, Filistin ve Sol


Tayyip Erdoğan İsrail’e atıp tutuyor ama iş bir şeyler yapmaya gelince hiçbir netice çıkmıyor. Ses var, görüntü yok!

Ortadoğu macerası tam bir hayal kırıklığıyla sona eren Erdoğan’ın, birkaç hafta önce sürpriz biçimde andığı Menbiç’de, YPG’nin Amerikan askerleriyle halay çektiği bilgisi medyaya düşmeden kendisine ulaşmış olmalı ki, Menbiç’den vazgeçip son haftalarda birkaç kez Afrin’i andı. Ancak, sıkıştıkça ansızın andığı Afrin’e bir gece ansızın dalma tehdidi de bir kez daha, geçenlerde YPG’yi ziyaret eden Ruslara takıldı.

Saray’ın ‘Kırmızı Çizgi’ Şövalyeleri!

Nihayetinde, ortaya koyduğu ne kadar “kırmızı çizgi” varsa hepsi paramparça edilen, dış politikaya dair tüm öngörüleri darmadağın olan ama kuyruğu dik tutuyormuş görüntüsüyle sıkışmışlığını örtmek için “kırmızı çizgi” şövalyeliğinden de vazgeçmeyen bir Saray iktidarından söz ediyoruz.

Erdoğan iktidarı, öylesine köşeye sıkışmış vaziyette ki, bulduğu her fırsatı “çıktı çıkacak” bir savaş gündemini, bir teyakkuz halini sürekli canlı tutarak ayakta durmaya çalışıyor. Her sıkıştığı günün akşamı, güney sınırında bir “askeri hareketlilik” haberi ekranlarda patlatılıyor.

Ortadoğu’daki her gelişme, Ortadoğu kapılarının Erdoğan’ın arkasından sürgülendiğini, bu coğrafyada hiçbir hükmü, fonksiyonu kalmadığını bir kez daha teyit ediyor.

Zarrab Davası’nın itiraflarla devam ettiği, MAN adası belgelerinin havada uçuştuğu, Flynn davasında itirafların yağmak üzere olduğu şu günlerde, gündemi değiştirecek “sert” açıklamalara, gerilime, taze sorunlara ihtiyaç duyan Erdoğan, 6 Aralık’ta gündem belirleme fırsatını Trump’a kaptırdı.

Emperyalizmin kıskacında Filistin

Suriye’de beklediğini bulamayan ABD, Ortadoğu’da İsrail ve Suudi işbirliği ile Filistin ve İran üzerinden eskimeyen defterleri karıştırıyor.

Kendisi de iç politikada sıkışmış durumda olan Trump, bir yandan da yargı kıskacında terlerken biraz nefes almak, durumu geçici bir süre için de olsa aşma fırsatı yaratmak için, seçim kampanyasında verdiği sözü hatırlayıp Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını, ABD Büyükelçiliği’ni de Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını açıklayınca kıyamet koptu!

Durumdan vazife çıkarıp, Trump’ın bu hamlesinden rol tırtıklamaya kalkan ve hemen mikrofonu kapan Erdoğan, “Sayın Trump” diye başladı, saygılı bir ifadeyle! Kudüs, Müslümanların kırmızı çizgisidir, dedi. Sesini biraz daha yükselterek, “Bu, bizim diplomatik ilişkilerimizi İsrail ile koparmaya kadar gidebilir” uyarısında bulundu! Devamında, “aşılırsa…” diye söze başladı. Herkesin korktuğu o savaş baltasını iki eliyle tutup havayı çapraz kesen “çok sert mesaj” yüklü bir hareket çekecek, baltanın keskin ağzını yalayıp sivri ucunda parlayan bir ışık hüzmesi Trump’ın gözünü alacak ve Trump, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde en yakın olduğu şu günlerde hatasını anlayıp “herşeyi bir kez daha gözden geçirdim, sarhoştum, hatırlamıyorum!”, diyecekti! Hayır, demedi tabi. İmzayı atınca uyandık! Arkasını dönüp giden Trump’ın ardından Erdoğan, kısık sesle söylenmiş bir “van münüt” anlamına gelebilecek şu adımdan söz etti; “Aşılırsa, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirvesi’ni beş on gün içinde İstanbul’da toplayacağız!”. Nitekim, “İslam İşbirliği” 13’ünde toplandı. Neyin işbirliği?

İİT Kudüs Zirvesi: İşbirlikçilerin tezgahına çekilen Filistin

Erdoğan’ın, İsrail ile arasındaki ticari tezgaha hiç değinmeyen uyarılarından sonra, Saray kabilesinin “kırmızı çizgi” şövalyelerinden Mevlüt Çavuşoğlu, peşin peşin büyük beklentilere girip heyecanlanmayasınız, tansiyonunuz depreşmesin diye, zirveden hemen önce “yaptırımdan yana değiliz” açıklamasında bulunmuştu. Yaptırım, diplomatik ilişkilerin askıya alınması gibi fiili kararlar çıkmayacaksa, kuş çıkacağı belli olan bu şapkanın altında dün toplanan ülke liderlerinin her biri ikiyüzlülüğün parlayan birer yıldızıydı.

Trump’ın bu kararından çok önce, İsrail ile imzalanan ikili anlaşmalarda zaten Kudüs’ü başkent olarak kabul etmiş olan, İsrail’in OECD üyeliğine onay veren, Kürt petrollerinin İsrail’e taşınmasında aracılık yapan ve aile eşrafı ile birlikte bundan menfaat sağlayan, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda kullandığı jet yakıtına kadar lojistik destek temin eden Erdoğan, bu İsrail dostu kendisi değilmiş gibi, görünürde Trump’a kafa tutuyor ama bu kararı alan ABD ile değil sadece İsrail ile, o da ticari değil, diplomatik ilişkilerin bozulabileceğinden dem vuruyor. Ancak, beklendiği üzere yaptırım çıkmadığı gibi İsrail ile diplomatik ilişkiler de taş gibi yerinde duruyor; hormonlu, bozulmuyor! Trump’ın kararından sonra Oslo Görüşmeleri’nin sona erdirileceğini ilan eden Mahmud Abbas, İslam İşbirliği zirvesinde kafa kola alınıp tepkisizliğe ve Oslo Görüşmeleri’nin devamına razı edilmiş gibi, sonuç bildirgesinde Kudüs’ün değil, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu ilan ediliyor! Koskoca zirveden çıkan bu sonuçla kendi sözünü yiyen Abbas, bütün İslam aleminin arkasında olduğu hissiyle bunu bastırabilmiş midir?

Sonuç; Filistin meselesinde aynı tas aynı hamam! İsrail’in ve uyguladığı terörün meşrulaştırılmasına Mahmud Abbas’ı da ortak ederek, ABD ve İsrail’in değirmenine beraberce su taşıyıp emperyalizme karşı görevlerini ifa etmenin huzuruyla, zirveden çıkan bildiriyi ikiyüzlülüklerinin üzerine örttüler.

Zirveden önce, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), İİT’de ortaya çıkan sonucun tam tersine, Trump’ın kararını “Filistin halkına karşı savaş ilanı” olarak tanımladı. Ayrıca, Filistin yönetimini, müzakerelerden ve ABD’den medet ummanın verdiği zararlardan ders çıkarmaya, Oslo Anlaşması’ndan ve buna bağlı bütün yükümlülüklerden çekilmeye davet etti. Filistinli kitleleri ve örgütleri, bu karara karşı birleşerek halk hareketi eylemleri ve genel grevle yanıt vermeye çağırdı.

Elbette özgür Filistin mücadelesini mevcut Abbas yönetiminden ve emperyalizmin boyunduruğundan kurtaracak yeni bir süreç yaratılacaksa, bu, emperyalizme değnekçi yazılmak için sıraya giren liderlerin zirvesinden çıkan üstü örtülü dayatmalarla gerçekleşmeyecek.

Bugünün işini yarına, dahası kuzu postu giymiş kurtlara bırakmanın ceremesini çeken halklardan sadece biridir Filistin.

Fikret Hoca’dan iki not

Fikret Başkaya, Filistin meselesinin geldiği noktaya ilişkin kısa, öz bir açıklama ve iki tespit yaptı: “Filistin halkı, kahraman bir halktır. Yüz yıldır direniyor, direnmeye devam edecek. Ancak Filistin direnişi son dönemde iki hayati hata yaptı. Bir; silahlı mücadeleyi bıraktı. İki; kendisine en çok yardım eden güçler olan İran ve Hizbullah’a sırt çevirdi” dedi.

Fikret Hoca’nın uyarılarından ikincisi, hem coğrafi açıdan hem bölgesel dengeler açısından Filistin’e özgü bir tespit. Ancak ilki, emperyalizmin boyunduruğu altında inleyen, emperyalizmin açık veya örtülü iş birlikçisi konumunda olan ve hele de bu konumunu çoktan yitirip arada oluşan boşluğu faşizmle doldurarak açığını kapatmaya çalışan iktidarlarca yönetilen tüm halklar için geçerlidir.

İşbirlikçilikten değnekçiliğe Saray iktidarı

“Anti emperyalizm” masalları anlatıp, emperyalizm ile işbirlikçilik oynamak riskli iştir ve sonu değnekçiliktir!

Ortadoğu lideri olayım, bunun rüzgarıyla da ülkenin tapusunu üzerime geçireyim, derken her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıp iktidarını kurtarmak pahasına ülkenin tapusunu emperyalizme altın tepside sunmaya hazır bir iktidar, “Türkiye, Arabistan olur mu?” tartışmaları arasında ülkeyi, işgal altında yeni bir Filistin’e dönüştürüp, bir sömürge olarak ABD’ye teslim edebilir. İslamcı aklı budur. Şaka değil!

Ve, sol!

FHKC’nin, ders almaya davet ettiği “emperyalizm ile ilişkiler” meselesi, hele ki emperyalizm ile ilişkilerini her ne pahasına olursa olsun yeniden tesis etmeye adanmış Saray iktidarı özelinde bizi de fazlasıyla ilgilendiriyor. Bununla beraber, Türkiye solunun kendi yakın tarihinden ders almak ve toparlanmak konusundaki sıkıntıları da devam ediyor.

Türkiye’de, Erdoğan’ın Saray iktidarı ve onun “kırmızı çizgi” şövalyelerine karşı mücadele yöntemleri sorulduğunda, halen “CHP, HDP ve sosyalistlerin birlikteliği”nden dem vuran açıklamalara rastlayabiliyoruz. Eğer varsa, kaldıysa, olmayacak bu duaya amin diyecek muhaliflerimize Allah’tan zihin açıklığı ve sabır niyaz ediyorum!

Öngörülen bu formülün bileşenlerine bakın, çözümsüzlüğü çözüm diye sunan çaresizliği görün: Bileşenlerinden biri, diğerinin toptan tutuklanması için “Anayasaya aykırı ama…” diyerek meclise koşup dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay veren CHP, diğeri 7 Haziran’dan sonraki süreçte çözüm masasını kendi iktidarının istikbali için deviren ve Kürt halkının yaşadığı toprakları kan gölüne çeviren AKP iktidarından medet ummayı sürdürerek, evet “her zaman, her koşulda barış” diyen ama “kimle, hangi koşullarda, hangi yöntemlerle barış?” sorusunu havada bırakan bir illüzyonla, seçimlerde elde ettiği meclis gücünü ve toplumsal desteği heba eden HDP!

Sosyalistler açısından da durum pek parlak değil şüphesiz; Gezi’de oluşan potansiyeli hızlı ve sağlıklı bir örgütlenmeye çeviremeyen, hiçbir açıklamasında Gezi’ye referans vermeyi ihmal etmeyen ama Gezi’nin tüm kazanımlarını hızla tüketen Türkiye Solu, AKP faşizmi karşısında yeniktir.

Bizim için de yeni bir başlangıç noktası, ancak bu ön kabulün kendisi olabilir. Mevcut parti ve örgüt deneyimlerini aşmak zorunda olduğumuzun kabulü ikinci adımdır.  Neredeyse 4 yıldır tekerlemeye dönen ama yaprak kıpırdatamayan o “birlik” formülleriyle 1+1’i 2 ettiremeyen Türkiye Solu, bu eski alışkanlıkları gömüp, değişen Türkiye ve dünya koşullarını kendi ideolojisinden görerek belirleyebileceği mücadele araçlarıyla sahne almalıdır. Mevcut örgüt ve parti yapılarının, kiminde ise kadroların bizatihi kendisinin, bırakın birleşik mücadele kurmayı, toplumsal muhalefetin önünde engel teşkil ettiğini görmek durumundayız. Yukarıdan birleşemeyenleri oldukları yerde bırakıp, toplumun tüm ilerici kesimlerini, işçileri, hayatını emeği ile kazanan kitleleri aşağıdan birleştirmeyi hedefleyen, aşağıdakilerin tamamına dokunan bir irade ve program da bu sürecin üçüncü adımını oluşturmalıdır. Sonrası, o programın gerektirdiği mücadeleyi sahaya taşımak ve tavizsiz uygulamaktır.

Sol adına, halk adına işgal edilen ama toplumsal muhalefetin önünde engel teşkil ettiği yetmiyormuş gibi apaçık iktidarın yanında konumlanan her kurumun, her unsurun bu mücadelenin hedefi olması gerektiği de açıktır. Bu mücadele, bugüne kadar birleşemeyenlerin birlik formülleriyle ne bir programda can bulabilir, ne de dergi sayfalarından çıkıp sokakları kuşatabilir. Örgütlenmenin, kendi yandaşını yaratıp kendi dükkanına abone etmek olmadığı kavranmadıkça, birer ajitasyon kulübünden öteye gitmeyecek yapılarla yola devam etme şansı yoktur.

“Kim beşyüzbin ister” yarışmasına taş çıkaracak söylemlerle tüketilen şey, bu ülkenin soldan medet uman insanlarının umudu ve bu ülkenin geleceğidir.

Erdoğan iktidarının yaptığı her manevrada tezleri ıskartaya çıkan kimi “sol” öbekleri artık bir kenara bırakalım. Ancak diğerleri, tekerleme söylemeyi bırakıp sosyalizm mücadelesine dönmek, güven veren somut bir program üzerinden halkla bağlarını kurmak ve istikrarlı bir çalışma azmi içinde olmak, buna imkan verecek araçları yaratmak zorundadır.

Gölge edenin altında kalacağı acımasız bir süreç, şimdi bizi, sosyalist solu bir de böyle sınayacak. Buna göre vaziyet almanın vaktidir.

Atıp tutması kolay… “Başkent” Kudüs’te İsrail’in misafiri olmaya ne diyelim?

Önceki İçerikLanetli kent: Kudüs!
Sonraki İçerikŞeytan cehalette gizlidir!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol