Gazete REDKıbrıslı ‘olay’ gazeteci: “Evet, çok terbiyesizim!”

Kıbrıslı ‘olay’ gazeteci: “Evet, çok terbiyesizim!”


Tayyip Erdoğan Şener Levent ve gazetesini böyle hedef göstermişti…

Kuzey Kıbrıs’ta yayınlanan ve geçtiğimiz ay faşistlerin saldırısına uğrayan Afrika Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Şener Levent, yine çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Linç girişimleri, bombalamalar, gazetenin kapısına ölü köpek bırakmalar ve daha bin türlü tehdit vakası atlatan Şener Levent, korkup sinmek yerine gazetesini çıkarmaya ve yazılarını korkusuzca yazmaya devam ediyor. Son yazdığı yazıyla, kendisine ‘Terbiyesiz’ diyenlere seslendi. İşte o yazı:

Şener Levent

EVET ÇOK TERBİYESİZİM 
Terbiyesiz mi dedin efendi?
Haklısın…
Terbiyesizim…
Hem de çok terbiyesiz…
Anamdan babamdan hiç terbiye görmedim…
Yalan söylemeyi öğretmediler bana…
Çalmayı…
Haram yemeyi…
İftira atmayı öğretmediler…
Babam çarık giyerdi bandabuliyadan eve dönünce, yeni potin alacak parası olmadığı için evimizde potin kutuları yoktu…
Bunun için paranın potin kutuları içinde saklanması gerektiğini de bilmezdi…
Terbiyesizim, çünkü onu da öğretmedi babam bana…
“Çok paran olursa potin kutusunda sakla oğlum” demedi…
Mustafa Kemal’i çok severdi…
Onun için ilk iki çocuğunun adını Mustafa ile Kemal koydu…
Onun ayyaş birisi olduğunu hiç söylemedi…
Bundan dolayı ikiyüzden fazla küçük kızla yatıp kalkan Padişah Abdülhamit’in değerini bilemedim…
Hele hacıların, hocaların ve mollaların değerini hiç bilemedim…
Bilsem ben de senin gibi terbiyeli olmaz mıydım?
Ama öğretmediler ki…
Terbiyesizim, çünkü kadınların erkeklerin kölesi olması gerektiğini de bilmem…
Kadın kız dediğin gözlerine kadar örtünmeli…
Saçının teli ve tırnağının ucu bile görünmemeli…
Erkeğine karşı hiç sesini yükseltmemeli…
İşten eve dönünce ayaklarını yıkamalı, masayı hazır etmeli…
Tüm bunların mükafatı olarak birkaç tokat yese de caizdir değil mi?
Bak işte, bunları da bilmediğim için çok terbiyesizim…
Beş vakit camiye gideceğime kitap okurum…
Çok terbiyesiz kitaplar üstelik…
Yalnız Milan Kundera değil, Henry Miller de okurum…
Ahlaksız ve utanmaz Pasolini’yi seyrederim…
Muhabbet sofrasında içki içerim…
Mustafa Kemal’in rakılı sigaralı resimlerini severim…
Nicole Kidman’a bayılırım…
Bir vakitler İtalya’da milletvekili seçilen porno yıldızı Cicciolina’yı Bush’tan, Trump’tan ve Merkel’den daha makbul bulurum…
Terbiyesizim çünkü…
Bir ilkokul çocuğunun yağlıboya bir natürmort resmine verdiğim değer kadar değer vermem bayrağa…
Terbiyesiz olduğum için zeytinliklerin ve çamların doğranıp dağlara bayrak boyanmasına şiddetle karşıyım…
Sevda şiirlerini severim, kahramanlık şiirlerini sevmem…
***
O kadar çok terbiyesizim ki, hiçbir zaman minareler kılıcım, kubbeler miğferim ve camiler kışlam olmadı.
Kabahat bende değil, babamda…
Yalnız bayramdan bayrama camiye giderdi…
Beni de götürmezdi…
O kadar terbiyesiz büyüdüm ki, bir babanın öz kızına şehvet duymasının haram olmadığını, 7 yaşındaki kızı erkek hocanın okutamayacağını, 3 yaşındaki kız çocuğunun amcasının karşısına iç çamaşırı ile çıkamayacağını, dinimizin anne ile evliliğe karışmadığını ve karısı öldükten sonra kocasının onunla ilişkiye girebileceğini çok geç öğrendim…
Sizin gibi terbiyeli kimselerden öğrendim…
Tecavüzcülere çok öfkeliydim ve bu da benim terbiyesizliğimde önemli bir rol oynadı…
Ah, terbiyesiz olduğumu keşke daha önce hatırlatsaydınız…
Sizin aldığınız terbiyeyi alsaydım, tecavüzcünün zannettiğim gibi kötü bir adam olmadığını anlardım ve kurbanı ile evlenmesi halinde ben de onu bağışlardım…
Çok terbiyesizim çok…
Okullarda zorla öğretilen Fatiha’dan başka hiçbir sure bilmem…
Kâbe’ye gidip şeytan taşlamak hiç aklıma gelmedi…
Terbiyeli Suudi krallarına sizin gösterdiğiniz nezaketi hiçbir zaman göstermedim…
Kıbrıs’ta bizi kurtardınız da size şükran çekmeyi bile öğrenemedim…
Cübbeli Ahmet Hoca’nın öğrencisi olsam belki terbiyeli olurdum sizin gibi, ama benim öğretmenim Zeynel Bey idi…
Müdür Balman Bey ona,
– Salla o zilini, derdi…
O da sallardı…
Öyle terbiyesizim ki, ben bundan başka manalar çıkarırdım…
Afrodit’e aşıktım…
Çünkü onun nasıl bir fahişe olduğunu bilmezdim…
Kahpe İngiliz sevgili adamıza “Akdeniz’in Fahişesi” deyince durumu çaktım…
Sıkışıp da boş bir yere işeyenlere hiç kötü gözle bakmadım…
Tanzimat Sokağı’nın erkek gibi kadınlarının küfürlü konuşmalarını hala sevgiyle hatırlıyorum…
Neden?
Terbiyesizim çünkü…
İşgale kurtuluş dendiğini bilmem…
20 Temmuz’u bayram saymam ve kutlamam…
Kıbrıslırumlara düşman gözüyle bakmam…
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez” haykırışlarını sevmem…
Tekbir getirerek insan öldürmeye gidenlere saygı duymam…
Ölünce imam istemem…
Namaz istemem, sela istemem…
Yakılmak isterim…
Küllerim denize savrulsun…
Ölünce de terbiyesiz öleyim…
Çatlarsa şeytanlar çatlasın!

Şener Levent
2 Mart 2018
Afrika

Afrika Gazetesi’nin kapısına ölü köpek bırakılmıştı:

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,052BeğenenlerBeğen
17,009TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol