Kendimize ve evrene saygısızlık

Ölüm korkusu ya da geçmişe özlemle yaşamı durdurmak önce kendimize, sonra da evrene saygısızlıktır.

  • T. AKMAN

İyi pazarlar.. Acaba ölmemek yaşamak mıdır? Chandra Mohan Jain (Acharya Rajneesh) ya da daha iyi bildiğimiz adı ile Osho “Hayatın amaçsız olduğunu anlamak, özellikle Batı dünyası için çok zor… Hayatın bir amacı yok ve onun güzelliği de bu” der ve ekler:

“Hayat, kendisinin amacıdır; bir sona doğru ilerlemek için bir araç değildir, kendinin sonudur. Kanatlanmış kuş, rüzgardaki gül, sabah doğan güneş, gecenin yıldızları, bir kadına âşık olan adam, sokakta oynayan bir çocuk…

Bunların amacı yoktur. Hayat yalnızca kendisinin tadını çıkartmakta, varlığından haz almaktadır. Enerji, hiçbir amaç olmadan yerinde durmamakta, artmakta ve adeta dans etmektedir. Bu bir performans ya da bir görev değildir. Hayat bir aşk ilişkisidir, şiirdir, müziktir.

‘Bunun amacı ne?’ gibi çirkin sorular sorma; çünkü sorduğun anda hayatla bağlantını koparırsın. Hayat felsefi sorularla anlam kazanmaz ve felsefe bir kenara bırakılmalıdır, zira varoluş felsefi değildir. Eğer felsefi olursan, seninle varoluş arasında bir boşluk oluşur.

Varoluş, hiçbir amaç olmadan sadece var olmaktır. Ve gerçekten yaşamak isteyen insan, bir amaç aramaktan kurtulmalıdır. Eğer hiçbir amaç olmaksızın, yoğunlukla, bütünlükle, aşk ve güvenle yaşamaya başlayabilirsen, ölüm geldiğinde, nasıl öleceğini de bilirsin. Çünkü ölüm yaşamın sonu değil, yaşamın bir parçasıdır.”

Richard Dawkins ise şöyle diyor:

“Doğada her yıl yaşanan acıların toplamı en büyük tahminlerinizin çok ötesindedir. Benim bu cümleyi kurabilmem için geçen dakikada bile binlerce hayvan canlı canlı yem oluyor, daha fazlası canını kurtarmak için, dehşet içinde kaçmaya çalışıyor, diğerleri yavaş yavaş parazitler tarafından içten içe yok ediliyor ve binlerce çeşitlilikte canlı açlık, susuzluk ve hastalığa yenik düşüyor.

Öyle de olmalı.

Bu gerçek, kıtlık ve zavallılık yeniden başlayana kadar yaşanan bolluk dönemlerinde otomatik olarak nüfusun artmasına neden olur. Elektronların ve bencil genlerin, kör fiziksel güçlerin ve genetik kopyalamanın olduğu bir evrende, bazı insanlar zarar görecek, diğer insanlar şanslı olacak ve siz onda herhangi bir anlam, sebep ya da adalet bulamayacaksınız.

Nihayetinde, gözlemlediğimiz evren sadece beklememiz gereken özellikleri taşıyor: tasarım yok, amaç yok, iyi ya da kötü yok, sadece acımasız bir kayıtsızlık var.”

Richard Dawkins bunları söyleyerek sadece yaşamın değil, evrenin de bir amacı olmadığını öne sürer.

Biz sonsuz bir evrim döngüsünün içinde kendine ayrılmış zaman aralığında yaşam şansı bulabilen şanslı azınlığı oluşturuyoruz. Dawkins “Bizler öleceğiz ve bu yüzden şanslı olanlarız. Pek çok insan hiç ölmeyecek çünkü hiç doğmadılar” derken de bunu vurguluyor.

Evrim teorisini hem insana hem virüsümüze bağlamak için size onlarca sayfa okutmak yerine hayal gücünüzü kullanmanızı rica ediyorum.

Virüse karşı kazanılacak her savaşta bayrağı, evrim teorisi ile hayatın ve evrenin, en azından bize ayrılan kronolojik süre içinde değerlendirildiğinde amaçsızlığını anlayarak çalışan, kendi ulvi amaçlarını belirlemiş, kaderciliğe isyan eden bilim insanları taşıyacaktır.

Bu süreçte yapmamız gereken şey tedbirlerimizi alarak yaşam enerjimizi yükseltmek ve virüsün naklen yayınladığı evrim teorisi gösterisini izlerken yaşamdan keyif almaya devam etmek.

Bunu yapmak yerine amacı sorgulamaya devam ettiğimiz sürece ne sevdiğimiz insanlara ne de hayata bir katkımız olamayacaktır.

Virüse yakalanmamak için hayatı tümüyle durdurmak ve hiçbir şeyden keyif alamaz hale gelmemizde bir önemli faktör de geçmişe özlem.

Bir insanın tek özlemi bir pazar sabahı Emirgan’da kahvaltı yapmaya indirgendiğinde de bu durum büyük bir soruna dönüşüyor. Bu kadar mı eşsiz bir şey acaba onca trafik eziyeti çektikten sonra, arabayı 45 dakikada geri getirecek valelere tonla para kaptırıp, tıklım tıklım dolu mekanlarda berbat bir kalabalık sonrası apar topar eve dönmek için bir kez daha trafiğe girmek ve bunun için bütün bir günü harcamak? Yok mudur bu görgüsüzlüğün yerini doldurabilecek bir keyif bu dünyada?

Sadece maske takmamak için, x kahve zincirinin, kanserojen kahve bardağını saatlerce elde gezdirmek bu kadar mı önemli? Restoranlarda akıldışı paralar karşılığı berbat kalabalıklar eşliğinde, tatsız ve bayat yemek artıklarıyla doldurulmuş sofralar kurulması o kadar mı alternatifsiz?

Bu takıntılara yapışmak, virüsün artık çok yakın çevrelerimizde yarattığı tahribatı göre göre alışkanlıkları değiştirmemekte ısrar etmek, sokağa çıkma yasağı olan günlerde dahi hiçbir şey yokmuş gibi, sadece yasağı delmek adına boş boş gezmek midir iyi yaşamak?

Her günün, hatta her anın tadını çıkarmak yerine sürekli sorunları gündeme getirmek, yarınlardan bugüne sorun ödünç almak ve hayatı kendimize zehir etmek, yaşamak değildir.

Yaşamak bir sanattır, yaşam aşktır, sevgidir ve kendimize saygıdır. Ölüm korkusu ya da geçmişe özlemle yaşamı durdurmak ise önce kendimize, sonra da evrene saygısızlıktır.

Son Haberler