Gazete REDKemalist-Faşist Uzay Konfederasyonu!

Kemalist-Faşist Uzay Konfederasyonu!

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Kartal’da düzenlenen Laiklik Mitingi’nde değişik bir manzaraya tanık olduk. Mitinge katılan Partizan adlı grup, özenle hazırlanmış pankart ve dövizlerle alana girdiğinde, dövizlerin bir kısmının üzerinde “Kahrolsun Kemalist-Faşist Diktatörlük” yazdığını gördük. Öyle anlaşılıyordu ki, Partizan grubu ülkemizde bir “Kemalist-Faşist Diktatörlük”ün hüküm sürdüğünü düşünüyor ve bunun kahrolmasını istiyordu…

Bundan kısa bir süre sonra, Partizan gibi Maocu gelenekten gelen Doğu Perinçek de tam zıddı bir noktadan, olumlayarak, Tayyip Erdoğan’ın “İslami-Kemalist” bir karaktere sahip olduğunu vurgulayarak, “Türkiye Vatan Partisi’nin rotasına gelmiştir” dedi. Evet! Bir mahalleden muhtar adayı olsa seçilemeyecek Doğu Perinçek, Harikalar Diyarı Lordu olarak karşımıza çıktı!

Uzun süre RED‘de yazdıktan sonra Aydınlık‘a ve Doğu Perinçek’in siyasi hattına iltihak eden talihsiz dostumuz Yavuz Alogan, bu gelişmeler üzerine, son derece isabetli bir tespitle, “Türkiye’ye bir tımarhane ortamının hakim olduğunu ve bu tımarhane ortamının yavaş yavaş kendisini akıllı bulduğu ya da sandığı ortama da yayılmaya başladığını” itiraf ederek, “ister istemez biraz telaşlandığını” yazdı.

Gerçeklik algısını yitirmek kişiler için çok acıdır elbette ama konu köklü siyasi hareketler olunca durum farklı bir boyut kazanır; artık söz konusu olan kişisel komediler değil, toplu ve/veya toplumsal trajedilerdir. “Tımarhane ortamı” insan hayatları kadar, yaşadığımız çevreyi de tahrip etmekte ve kuşaklara yayılacak derin izler bırakmaktadır.

Sola gelince… Sınıf bağı, dolayısıyla sınıf çıpası olmayan sosyalist sol, aydın ya da yarı-aydın zevat tarafından kumanda edilmektedir. Uzun yıllar Marksizm okumaları gerçekleştirmiş, onun da ötesine geçerek farklı fikir cereyanlarını takip etmiş, bunlar arasında entelektüel karşılaştırmalar yapabilme kapasitesine sahip aydınlarda bile tipik bir deformasyon olduğunu düşünüyorum bir süredir. Gerçek kuvvetleri temsil eden hareketlerin parçası olmadıkları için, yaşadığımız her politik/toplumsal gelişmeyi fikir alanında izah edilebilir cebirsel bir toplam gibi ele alıp, doğru cebirsel formüller önererek çözebileceklerini zannediyorlar. Haliyle stratosferdeki bulutların birbiriyle teması gibi görülen ‘yüksek siyaset’ her şeyden önemli hale geliyor. Komplo teorileriyle harmanlanan ve satranç hamlesi gibi dikkatle -kimi zaman da ahmakça- öne sürülen siyasi yaklaşımların toplumun geleceği üzerinde etkili olması umuluyor. (Aslında küçük bir kesim tarafından “ciddiye alınmak” yeterli ve tatmin edici hale gelmiş de haberimiz yok!)

Sonuç? Her seferinde yeni bir hüsran, her seferinde ‘yüksek siyaset’ adına eklemlenilen yeni bir karşıdevrimci kuvvet… Mesela Aydınlık hareketinin ve şahsi etkisi hareketin kaderini her zaman belirleyen Doğu Perinçek’in siyasi tarihi tam olarak böyle özetlenebilir. (Partizan ise, içinden çıktığı Aydınlıkçılığın tam zıddı olarak, hiçbir analiz yapma zahmetine katlanmaksızın, tek bir doktrinle -ki yanlış kurgulanmıştır- 50 sene nasıl var olunabileceğini gösteren muazzam bir örnektir. Bu örneğe, Alaska’da, uzun süre donmuş halde kaldıktan sonra tekrar yaşama dönebilen Rana Sylvatica türü ağaç kurbağalarında rastlanmaktadır ancak.)

Tüm bunlar, esasen kendini solda tanımlayan kesimlerin hiçbir toplumsal zemine oturmamasından kaynaklanıyor. Bu sebeple, körün fili tarifi gibi, ancak kendi dokundukları yeri anlatabiliyorlar. Sınırlı yaşam alanlarına hapsolmuşluk, hiçbir toplumsal karşılığı olmayan analiz ve tezler ortaya atmayı, sonrasında ise, “Vay! Ne akıllı bir şahıs!”, “Vay! Ne kadar keskin devrimci bir sol örgüt!”, “Vay! Ne kadar gerçekçi bir siyaset!” gibi çeşitlenen boş alkışlar almayı ve nihayet kendi kendine oyalanmayı beraberinde getiriyor.

Sonuç? Tımarhane ortamı…

Bir bütün olarak sosyalist sol hangi siyaseti savunursa savunsun, bunun gerçek bir toplumsal zemini ve karşılığını yaratamadığı sürece, durmadan kurbağalar gibi gürültü çıkaran lakin düzen içi çatışmalarda “kolaylaştırıcılık”tan öteye geçemeyen bir toplam olarak kalacaktır.

Bu durumdan kurtulmanın kestirme bir yolu yok. Bugün bir mahalleyi bile temsil yeteneğine sahip olmayan sosyalist sol büyük uğraşlar vererek işçi sınıfının parçası haline gelmeli ve en azından belli kesimlerini temsil yeteneğine kavuşmalıdır. Hepimizin merkezi görevi, buna uygun konumlanmak, eldeki üç-beş içi boş işçi/emekçi örgütünü hep beraber güçlendirmek ve sınıfın örgütlenmesine ne kadar becerebiliyorsak katkıda bulunmaktır. Gerçeklik algısını yitirmemenin, solun ettiği lafta bir ağırlık olmasının tek koşulu budur. Aydın ya da entelektüel, adına ne derseniz deyin, bu sınıf çıpasına tutunduğu ölçüde sorumlu, ölçülü ve tutarlı olma ihtiyacı duyacak, sol örgüt ya da partiler ancak bu aşamadan sonra sırtında yumurta küfesi taşımaya başladığını hissedecektir.

Aksi takdirde, ne olacak ki? Bugün Tayyip’i Kemalist, yarın Fethullah’ı Maoist ilan edersiniz, hatta Kemalist-Faşist Uzay Konfederasyonu bile kurarsınız. Bunun bir mizah unsuru olmanın dışında gerçek bir karşılığı olmaz. En fazla size inanan bir kısım talihsiz insanın hayatını tımarhaneye çevirirsiniz, o kadar…

(Not: Bu vesileyle, YÖN Dergisi‘nin Eylül sayısında yayınlanan ve Türkiye’de devrim/karşıdevrim sürecini ele alan, Kemalizmin tarihsel yerini de belli ölçülerde tartıştığım yazının, YÖN idaresinin de izniyle, yarın bu sitede yayınlanacağını belirteyim.)

3 YORUM

  1. ne alakası var kullandığın pankartla ..perinçek kıyaslamasının..ayrıca gündemi takip etmediğiniz apaçık ortada iftira ve yalan söylemek için o pankartı kullanmayın..çünkü o pankart emperyalizm siyasetlerinin ürünüdür…vatan partisi ve perinçeği de iyi takip et hakan efendi…

  2. Partizan hareketine ağır suçlamalar yerine, kendi sınıf içindeki konumunu göz önüne getirsen daha iyi olmaz mı?
    Sınıf belli düşünceler etrafında örgütlenmez mi? İbrahim Kaypakkaya programatik düşüncelerini ortaya koymuştur. Hala okuma zahmetine katılmayan devrimciler yok mudur?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol