Kanalizasyon İstanbul

Kanal İstanbul’dan giren, Tuna Nehri’nde seyredip Budapeşte’den çıkan bir yazı…

  • T. AKMAN

Dünyada Dubai’deki Halife gökdeleninden (Burj Khalifa) sonra belki de en gereksiz ve saçma rant projesi olan Kanal İstanbul tartışmalarında öğrendiğim en ilginç şeylerden biri Karadeniz ile Marmara Denizi arasında ciddi bir kot farkı olduğu, Karadeniz’in 30 cm daha yüksek olmasının Marmara’ya doğru yüzeyden bir akıntı oluşturduğu, buna karşılık boğazın altında iki deniz arası yoğunluk farkından dolayı Marmara’dan Karadeniz’e doğru bir ters akıntı olduğu idi.

Bu sayede Marmara Denizi’nin 25 metrelik üst tarafı acı-tatlı Karadeniz suyu, alt tarafı ise bol tuzlu Akdeniz suyundan oluştuğu için eşsiz bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Filtre görevi gördüğü yüzlerce akarsudan beslenen Karadeniz’den gelen temiz su, Marmara’nın yüzeyini 3 ayda bir tamamen yeniliyor.

Kanal İstanbul gibi ucube bir fikrin hayata geçirilmesi durumunda ise açılacak ikinci su yolu Karadeniz’den Marmara’ya bir müddet daha fazla suyun akmasına, ancak kısa bir süre sonra belki Karadeniz’in boşalmasına ve mevcut akıntıların durması sonucu Güney Ege’ye kadar bir ekolojik faciaya ve iklim değişimine neden olacak.

Karadeniz’in yüksekliğinin sebebi Kırım, Belarus, Rusya ve Ukrayna’nın kirli sularını Karadeniz’e taşıyan, 1.670 m³/s debili Dinyeper nehri ile, Almanya’nın kıskanılası kara ormanlarından pırıl pırıl akmaya başlayan, ancak uğradığı Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna’dan geçerken kirlendikçe kirlenen, dünyanın en uluslararası su havzası olan, 6.460 m³/s debili Tuna nehrinin engin suları.

Tuna Karadeniz’e akan suyun yüzde 57,5’inden tek başına sorumlu, Dinyeper yüzde 12,5 pay alıyor. Türkiye’den dökülen, içerisinde Sakarya, Yeşilırmak ve Kızılırmak nehirlerinin de dahil olduğu yüzlerce akarsuyun toplam payı ise yüzde 10,9. Tuna’nın büyüklüğünü belki bu şekilde daha iyi anlayabilirsiniz.

Bu sular Karadeniz’i yükseltirken, bir yandan da hayat veriyor. Hatta öyle bir hayat ki, oradan akıntılarla denizlerin çölü sayılan Akdeniz’e kadar tüm canlıları besliyor.

Ancak ikinci bir suyolu açılması ile birlikte Avrupa’nın atıklarıyla kirlenen ve biyolojik çeşitliliği düşük olan başta Tuna ve Dinyeper’in Karadeniz’e akan suları Marmara Denizi’ne daha büyük hacimlerde geçecek, başta Marmara denizi bu nedenle daha da ciddi şekilde kirlenecek, ısısı değişecek, iklim değişecek.

Su kalitesinin kötüleşmesi Marmara deniziyle birlikte Ege ve Akdeniz’in belirli ısı şartlarında oluşan dengesini ve ekosistemlerini tehdit edecek.

Sonuç mu?

Mesela, boğazın seviyesi değişecek ve tahminen yer yer kokmaya başlayacak. Mesela, üç tarafı denizlerle çevrili olduğu halde, bugün dahi doğru dürüst balık yiyemeyen Türkiye, balığa iyice hasret kalacak.

“Bir zamanlar buralarda denize girerdik; ahtapotlar yaşardı, hamsi, palamut, kalkan, lüfer dediğimiz, şimdi soyu tükenmiş balıklar vardı, artık sadece denizanaları, balon balıkları ve deniz bitleri kaldı” diye torunlara anlatacağız.

Karadeniz zaten deniz yaşantısı bakımından çok zor bir dönemeçten geçiyor ve biyolojik çeşitliliğini hızla kaybediyor.

Normalde Batı Atlantik kıyılarının sakini olan, denizanası deyip geçtiğimiz, işgalci bir jelimsi hayvan olan Mnemiopsis Leidyi (deniz cevizi de denebilir) 1980’lerden itibaren, tahminen ticari gemilerin balast suyunda gelerek Karadeniz’e yerleşti ve ne yazık ki Karadeniz’i çok sevdi. Çünkü doğal düşmanı sayılabilecek tek balık olan orkinos Karadeniz’de aşırı avlanmadan dolayı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Meydanı boş bulan cevizler, besin zincirinin en önemli halkası olan ve plankton, larva ve yumurtalardan oluşan ufak deniz canlılarının neredeyse tamamını tüketerek bütün ekosistemi kısa sürede kapladı.

Araştırmalardan sonra, cevizlerle mücadele için bir başka jelimsi hayvan kullanılmaya başlandı. Avcı yapısı ile öne çıkan Beroe Ovata (hıyar medüzü), kısa sürede deniz cevizi nüfusunun artışını sınırlasa da onların da besin zincirinde yer alması sonucu Karadeniz’de klasik fitoplankton-zooplankton-balık beslenme zinciri, 1980’lerde fitoplankton- zooplankton-fırsatçı jelimsi türler olarak değişim gösterdi.

Bugün Karadeniz’deki jelimsi miktarı 1 milyar tona (bu rakam dünyadaki tüm balıkların miktarından daha fazla!) ulaşmış olup, ekosistemin yapısını dramatik şekilde değiştirmiş ve kısa sürede hamsi başta olmak üzere, Karadeniz balıkçılığının çökmesine yol açmıştır.

Bir hükümet klasiği olan “saldım çayıra, Mevla’m kayıra” stratejisi ile ‘yürütülen’ mücadele kaybedilirken, Kanal İstanbul’un potansiyel zararları da eklenince, gelecekte Anadolu’nun üç tarafı denizlerle değil, deniz çölleriyle çevrilmiş olacak.

Ama olsundu; hepsine değerdi!

Sonuçta bazı elit, yalaka, komisyoncu ve rüşvetçilerin, off-shore hesaplarda mezarlarına götüreceklerine firavunlar derecesinde inandıkları, tümü haram birkaç yüz milyar dolar daha birikirken, rüşvetçi Katar (eğer önümüzdeki 10 yılda öyle bir ülke kalırsa) emirinin de itibardan tasarruf etmeyeceği, şahane çakma boğaz manzaralı, ancak hiç uğramadığı bir sarayı olacak.

Viyana, Budapeşte, Linz, Bratislava ve Belgrad gibi büyüleyici şehirlere hayat veren, anlam, zenginlik, güzellik ve duygu katan Tuna nehri de bizim için bir romantizm sembolü olmaktan çıkıp, sürekli gündemimizde kalan uluslararası bir sorun ve potansiyel felaket habercisi olacak.

Ne aşklara, öykülere sahne olmuş, gözyaşları taşımış; nice kavgalar, savaşlar görmüş, kan göllerini temizlemiş Tuna nehrindeki yaşamı, hatta nehrin suyunu, dolayısı ile nehre bağlı yaşayan toplamda 19 ülkede 80 milyondan fazla insanı tehdit etmek her babayiğidin harcı değil.

Romanya’nın kuzeyinden Karadeniz’e dökülen Tuna, deltasında oldukça kirlenmiş ve gürdür.

Saniyede 7 bin metreküpe yakın suyu denize taşıyan nehre tersten girip, ülkeyi önce güneye doğru kat edip, Romanya ile Bulgaristan doğal sınırını belirledikten sonra, Sırbistan’ın ortasından geçerek, Hırvat doğal sınırını yapıyor ve kuzeye kıvrılıp, nehrin belki en keyifli olduğu orta bölümdeki Budapeşte’ye geliyoruz.

Macaristan’ın başkentinin sahip olduğu belki de en önemli şey, tıpkı İstanbul’un boğazının olduğu gibi, Tuna nehri. Açıkçası o nehir olmasaymış, o şehir de olmazmış dedirtecek kadar önemli. Batıdaki Budin (Buda’nın eski adı) ve doğudaki Peşte şehirleri nehrin iki yanına kurulmuş eski yerleşim merkezi, Mohaç muharebesinden sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilene kadar oldukça güçlü ve varlıklı iken, kendini toparlama süreci yüzyıllara yayılmıştır.

Tuna nehri sayesinde, Budin birçok kereler el değiştirmesine karşın, Peşte genelde hep sakin kalmış ve Budin savaşlar ve işgaller nedeni ile bir türlü gelişemezken, Peşte ekonomik, siyasi ve kültürel olarak gelişmeye devam ederek 19. yüzyıl başlarında bölgede ekonomik bir güç olmayı başarmıştır.

1849’da devrin önemli inşaat mühendislerinden William Tierney Clark’ın eseri Széchenyi Zincir Köprüsü Buda ile Peşte’yi birbirine bağlayınca, şehir bir süre sonra birleşerek Budapeşte adını aldı. İyice zenginleşen Budapeşte, 1867 Avusturya-Macaristan Antlaşması ile doğan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun iki başkentinden birisi oldu.

Mimari olarak Viyana’yı izleyen şehrin, Tuna’nın incisi olarak anılmasına giden süreç ve haftasonu hikayemiz böyle başlar.

Yazının gerisini ve virüsümüze çetrefilli bağlantısını da yarın yapalım…

Son Haberler

Aşı sallaması

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın sayı saymayı bilmediği veya hayal aleminde gezdiği anlaşıldı. Gripteki aşı muamması COVID'e gelince 'aşı sallaması'na dönüştü... RED haber - Sağlık Bakanı...

Remzi’nin unutulmayan tekmesi…

1992 yılında Türkiye'de polis tezgahları bir tekmeyle yıkıldı. Bir daha devrimcileri masa önlerine dizip teşhir etmeye cesaret edemediler. Remzi şu aşağılık düzene tekme vurduğu...

Saray para emiyor!

İşçiye, emekliye, memura yüzde 5 maaş zammı bahşeden Saray, kendi bütçesini 3,1 milyar liradan 4,3 milyar liraya yükseltti! RED haber - Vatandaşın önüne askıda ekmek...

ABD kapıları kapattı!

ABD'nin Türkiye Büyükelçiliği ve tüm konsolosluklar kapılarını kapattı. Vize dahil tüm işlemler askıya alındı. RED haber - ABD Türkiye'deki Büyükelçiliği'nin ve tüm konsolosluklarının kapısını bir...

Madencinin sesi yükseliyor

Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Tahir Çetin... Soma ve Ermenekli madenciler, kimsenin sesini çıkaramadığı bir dönemde tüm Türkiyeli emekçilerin yükselen çığlığı oldu... RED haber - Somalı...