RED Yazarları

Gazete REDKabusu yalanla gizliyorlar

Kabusu yalanla gizliyorlar

Bu ülkede geliştirilmiş bir ilacı, aşıyı geçtim, cehaletin önüne geçecek bir tedbir de alınmıyor.

  • T. AKMAN

Bugün 23 Nisan 2020… Bugün onurlu bir ulusun, “Kendi kendini yönetmeye başladığı” günün 100. yıldönümünü, “kendi kendine yetmeye çalışarak” kutluyoruz.

Bugün başımızda gerçek bir Türkiye Büyük Millet Meclisi olsaydı; virüste algı ve skor yönetimi mi olurdu, yoksa her vatandaşın evinde tüm soruları cevaplayan, herkesin neler yapması gerektiğini anlatan eğitmenler ordusu seferberliği mi?

Her şey gizlenmeye mi çalışılırdı, yoksa tüm dünya pür dikkat Türkiye’den gelecek bir aşı/tedaviyi mi beklerdi?

İnsanlar basiretsiz kararlarla evlerinde göz göre göre ruh hastası olmaya mahkûm edilmeye isyan edip sokakları mı doldururdu, yoksa bayramda nasıl bayramlaşması gerektiğini bilerek huzurlu bir şekilde işine mi bakardı?

Yazılacak binlerce cümle var burada. Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin padişah iradesini aşarak yüzyıl önce yaptıklarının ne kadar imkânsıza yakın zorluktaki şartlarda gerçekleştiğini de göz önüne alarak, bugün gelinen yerden sadece utanmamız lâzım. Tabii neredeyse bir asır öncesinden bir adım ileriye gidemediğimiz, hatta bazı alanlarda gerilemeye izin verdiğimiz için de ayrıca utanmamız gerekiyor.

Bizdeki skor servisini dün akşam bir kez daha utanarak ve artık sinirle gülerek izledik: “İşte algı yönetimi, işte muhteşem sayı servisi!”

Vaka sayısının 100 bin psikolojik sınırını kesinlikle geçirilmeyeceğini net bir şekilde söylemiştim ama bu kadar da oynayacaklarını tahmin etmemiştim açıkçası. Salgın değil ama algı yönetimine son hız devam ediliyor. 200 bin deseler de aynı, 20 bin deseler de ne yazık ki, gerçek değişmiyor.

Hastanelere hasta kabul edilmiyor, doktorlar normal hasta bakamıyor, sağlık personeli virüsten kırılıyor ama, sağlık bakanımıza göre her şey güllük gülistanlık. “Pandemiye rağmen gerek servis gerek yoğun bakım odalarımız pandemiden önceki kadar bile dolu değildir. Bu hastanelerin salgınla mücadeleye nasıl hazırlandığını ortaya koymaktadır.”

Peki…

Sokaklarda maskeyi çenesinde tutan, marketten çıkan tanımadığı adamın çöpe gidecek maskesini ricayla alıp kullanan, sosyal mesafeyi 3 cm sanan ve sokakları hıncahınç dolduran yurdum insanına rağmen bu rakamlar gerçekse hakikaten aptal olmalı tüm dünya…

Vefat sayıları analizi yaptık bugün bir büyüğümle, onun vardığı sonuç x2, ben halen x5 diye hesaplıyorum ama hangisi olursa olsun dünyaya göre başarılıyız, çünkü vaka sayımız gerçekten açıklanandan çok çok daha yüksek. Keşke gerçeği bilsek de gerçekçi ölüm oranlarına ulaşsak.

Bizim vardığımız rakam binde 8 civarında; bunun sebebi de nispeten genç nüfus, hastaneye her gidene erken ilaç tedavisine başlanması ve doktorlarımızın müthiş tecrübesi ile fedakarlıkları olarak açıklanabilir.

Ancak kullanılan ilaçların dünyada neden aynı şekilde kullanılmadığının da anlatılması gerekiyor. Örneğin kullanılan sıtma ilacının uzun vadedeki sıkıntılı yan etkileri ve kullanılan antibiyotikle ciddi ters etkileşimi çok uzun zamandır biliniyor. Umarım ekonomi ve bayramlaşma uğruna ilerisi düşünülmeden kullanılmıyordur bu tüm dünyanın şüpheyle bakıp yavaş yavaş terk ettiği tedavi yöntemi.

Şaibeli skor tabelalarında hiç görmediğimiz bir şey daha var: Ülkemizde yaşayan Suriyeli sığınmacılar

Sayıları 4-7 milyon arası tahmin edilen, gerçek sayıyı artık kimsenin tahmin edemediği bunca insan, hem de berbat şartlarına rağmen, hiç hasta olmadan nasıl duruyorlar acaba? Hiçbir yerde yoklar, zira sayın bakanımız net bir şekilde “vatandaşımız” diye yapıyor servisleri. Bu arkadaşlar da vatandaş olmadıklarına göre herhalde tabloları ayrı tutuluyordur.

Salgının başlangıcında yüzde 62-63 oranında olan yoğun bakım doluluk oranı, önce yüzde 59,5’e düşmüştü, bugün de bakan bu oranı yüzde 30 olarak güncelledi!?! Benim matematik filan bilmediğim bir kez daha tescillendi böylece.

Türkiye’de kamuda 11 bin 171, üniversite hastanelerinde 4 bin 49 ve özelde 8 bin 851 adet olmak üzere toplam 24 bin 71 erişkin yoğun bakım yatağı var. Hadi eklemeler yapıldı diyelim, çocuklardan da dönüşüm yapalım, yuvarlak hesap 30 bin olsun. Yüzde 62’si dolu olsaydı, bize 11 bin 400 yatak kalırdı. Aktif vaka sayımız 80 binin üzerine çıkarken boş yatak sayımız 21 bine nasıl yükseldi?

TTB bugün sesini yükseltti bir kez daha. Silifke’de görev yapan, sağlığı ve koşulları gayet yerinde 51 yaşındaki aile hekimi Dr. Erdinç Şahin üç gün içinde kötüleşip CoVID-19 şehitleri arasına katıldı ne yazık ki.

Testleri iki kez negatif çıkan, ancak klinik bulguları itibarıyla bariz bir CoVID-19 vakası olan Dr. Şahin bulaşıcı hastalıktan mütevellit doğal yollarla vefat etmiş ve istatistiklere dahi dahil olamamıştır. Aileleri yas tutmak yerine, otopsilerle uğraştırmak nasıl bir zihniyettir, neyi amaçlamaktadır? 30 Nisan’da olmayan zirveyi gösterip, Ramazan Bayramı’nda olmayacak müjdenin peşinden daha fazla insanı hasta etmenin vebali kimin boynunda kalacaktır?

Buraya kadar okuduklarınız 22/23 Nisan 2020’de yazdıklarımdan derleme. Geçen yıl yazdığım yazıların halen güncelliğini aynı şekilde koruduğunu görmek kendimi çok tuhaf ve aldatılmış hissettirdi açıkçası… Ne değişmiş diye bakıyorum. Koca bir hiç…

Suriyeliler halen hasta olmadı. Turkuaz tablo yine turizmden gelecek üç beş kuruş için on binleri kurban etmenin altyapısını pazarlıyor. Belli ki bire bir aynı tarihlerde, yani Nisan sonu zirve gösterilecek ve ardından başarı hikayeleri ile müjdeler yağmaya başlayacak.

Bu ülkede geliştirilmiş bir ilacı, aşıyı geçtim, cehaletin önüne geçecek bir tedbir de alınmıyor.

Halen nüfusun büyük çoğunluğu neyle mücadele ettiğimizi dahi anlamış değil. Bunca zaman sonra ilk ve tek savunma hattımız, doktorların yer kalmadı çığlıklarına rağmen tablolarda boşmuş gibi gösterilen hastaneler. Sayılar artışa rağmen ziyadesiyle gizleniyor ve sürekli oynanmaktan bozulan tablolar neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Vefat sayıları x5 gibiydi geçen sene, şimdilerde de x5-x7. Vaka sayıları çok daha oynaktı, keza yine öyle.

Dünyanın hiçbir bölgesi, ulusu, ırkı ya da coğrafyasından gelen verilerin grafikleri bizim grafiklere benzemiyor.

Virüsün doğal bir bulaş şekli var, kümeler halinde bulaşıyor. Yani aileden biri eve getiriyor ve aile bir anda toptan hasta oluyor, zira güvenlik çemberi kırılmış durumda oluyor. Bu ne kadar kırsal-geniş aileden, büyük şehir-çekirdek aileye kayarsa değişen bir grafik ama biz ve yalan raporlamada ısrar eden birkaç diktatörlük hariç tüm dünyada birbirine benzerlik gösteriyor.

Demografik yayılım ne olursa olsun vaka/vefat sayılarının hatta iniş çıkışların dahi bizdeki gibi cilalı ve düzenli olması mümkün değil. Hiç seyrettiniz mi bilmiyorum, dünyada görebileceğiniz en hüzünlü ve dehşet verici şeylerden biri orman yangınlarıdır. İşte virüsün yayılması da aynen kontrolden çıkmış orman yangını gibidir ve gelişimini grafiğe yansıtmak için dört işlem yetmez (sana diyorum turkuaz Excel’ci arkadaş!), öyle sunarsanız da kimse yemez.

Tabloya göre hastaneler boş, yoğun bakımlar boş, filyasyon yüzde 99,9 (bu en çok güldüğüm saçmalık; öbür verilerin yalan olduğunu bilsem de ispatlayamam ama, her gün sadece benim kişisel olarak şahit olduğum vakalardan yola çıkarak bile bunun yalan olduğunu rahatlıkla ispatlayabilirim), zaten vaka var ama hasta yok, hasta olmayan da iyileşiyor olmalı ki tabloda iyileşen sayısı hastalananın 20 katı!

Çok üzücü ve düşündürücü bir yalan fırtınası ile yine aynı sona doğru ilerliyoruz. Yaz mevsiminde açık hava, bol güneş ve sıcağın etkisi ile biraz rahatlayacağız, ancak Ekim-Kasım aylarında artık iyice sıtkı sıyrılmış bir şekilde, “yeter artık” diyecek olan 84 milyonla koronavirüs kâbusunun bir sonraki bölümüne uyanacağız.

Neden?

Çünkü Türkiye’de güven çemberi tümüyle kırıldı. Kimse diğer insanlara ya da kurumlara güvenmiyor; kendisine yalan söylenen insanımız artık karşısındakini dürüstlüğe davet etmek yerine yalan söylemeyi tercih ediyor. Bunun sonucunda oluşan ortamda virüs hem rahatça yayılmaya hem de mutasyona fırsat buluyor. Hasta hastalığını, temaslı temasını gizliyor. Hadi bir nedenle gizledi ve o sırada kendini karantinaya alıp çevresini korudu, bunu belki anlayabilirim, ama adam hasta olduğunu bile bile toplu taşıma kullanarak işine, AVM’ye gidiyor!

Bu fasit daireyi kırabilmenin tek yolu siyasetçilerin, en azından bu konuda yalan söylemekten vazgeçmesi ve halkın eğitimi için ciddi bir seferberlik başlatılması.

Dünya çok mu matah işler yaptı diyeceksiniz? Hayır.

Herkes bilmediği, tanımadığı, göremediği bir düşmana karşı bir şeyler deniyor. Okul aç, okul kapa. Maçlar seyircili oynansın, oynanmasın. Oteller, restoranlar, kafeler, uçuşlar açılsın, kapansın. Herkes her zaman sokağa çıkmasın.

Evet, tüm dünya bir arayış içinde ve her alandan uzamanlar ve bilim adamları toplanıyor, kendi tecrübelerine göre ortak bir akılla bir şeyler denenmesini kararlaştırıp hükümetlere öneriyorlar. Devletleri yönetenler de önerileri ölçüp biçiyor ve uygulanabilirliği olan önlemleri öncelikle bölgesel düzeyde alarak etkinliğini ölçüyor ve başarılı olabildilerse genele yaymaya çalışıyorlar. Bunları yaparken de vatandaşlarının maddi manevi, hiçbir hakkına tecavüz etmeden, mağduriyet yaratmadan ilerlemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bizde ise dünyanın değişik bölgelerinde alınmış bazı kararlar incelenip “aaa bu güzelmiş, hadi yapalım” diyerek, incelemeden, bilimsel gerçeklere dayandırılmadan, topluma uyarlanmadan, bir şey yapmış olmak için sıfır hazırlıkla tüm ülkede uygulanmaya başlıyor.

O kadar düşünmeden ve ani kararlar alınıyor ki, hemen ertesi gün kararların güncellenmesi, değiştirilmesi ve eksiklerin giderilmesi gerekiyor (bkz. bugün Cuma namazı kılınabilecek mi sorusu; baştan planlarken düşüneceksiniz bunu). Ya da kararların açıklanmasının üzerinden on gün geçtiği halde herkes farklı bir şey anlamış olabiliyor (bkz. özel araçla şehirlerarası seyahat serbest mi? Serbest ise ne zaman serbest?).

Tam bir kaos ama basiretsiz, bilinçsiz deneme yanılma uygulamaları başarı olarak ilan edilerek, aynı şekilde uygulanmaya devam ediyor.

65 yaş üzeri madem aşılandı artık sıkıntı yok, o zaman, en az 15 gün önce çift doz aşısını tamamlamış insanlar neden bugün evlerinde hapis bilen, anlayan var mı? HES koduna ekleyin aşı detayını da soran olursa göstersin amcam, teyzem hayatına devam etsin.

Aşıda bir sorun mu var yoksa? Bize pompalanan hikayelerdeki gibi yüzde 100 etki ile dünyanın en iyi aşısı bizde değil mi acaba? Sahi aşılanma arttıkça ölü sayıları neden artıyor? Bu sayıları daha önce hiç görmedik ya ben de merak ettim.

Virüs Wuhan’da ilk insana bulaştığından beri 500+ gün, virüsün bize uğramadığı yalanının bitmesinden bu yana 400+ gün geçti, halen maske tartışıyoruz, mesafelere uymuyoruz ve temizlik alışkanlıklarımız eskisinden farklı değil.

Devlet başta olmak üzere, herkes şeffaflıktan uzak biçimde, bildiğini okumaya devam ettiği sürece bu iş böyle süregider ve biz bağımsızlığımızın 100. yılına bir başka ülkenin, milletin, ırkın bilimsel buluşu sayesinde virüsten kurtulma beklentisi ile düşe kalka ve fakirleşerek ilerlemeye devam ederiz.

Bayramları, bayram tadında yaşayabileceğimiz günlere özlemle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

RED Sosyal

24,556BeğenenlerBeğen
17,805TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil ama artık vakit, bugüne kadar...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına yazının sonundan ulaşabilirsiniz.) Muhammed Raşid Erol’un...

Yaşasın çocuklar!

Tedavisi olan hastalıktan çocukların öldüğü ülkede, vatandaşın vergisi saray yapımına harcanıyor. SMA gerçeğini en yalın biçimiyle ancak böyle anlatabiliriz. DİDEM BERKES Arel, Erkan, Eymen, Hasan,...

Bir devrin sonu

Beyinciğin biri Cumhuriyet’e reklam arası demişti hani. Aslında farkında olmadan gerçeği on ikiden vurdu! CEM ASLAN Kanal İstanbul’un Trakya’daki birliklerin ikmalini zorlaştıracağı için Trakya’nın...

RED Arşiv