İYİ Parti’nin ekonomi programı ve ekonomistlerin delilik durumu!


‘Dolar Angutları’yla dolu bir ülkede ekonomi programı yazmaktan daha kolay bir şey yoktur!

İYİ Parti ekonomik programını  dikkatle okuduktan sonra aklıma gelen ilk soru “bu programı kim yazdı acaba?” oldu.

İYİ Parti ekonomi kadrosunda eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ve daha önce Hazine Müsteşarlığı yapmıış Ayfer Yılmaz gibi isimler olduğu biliniyorsa da, ekonomik programı yazan ekonomistlerin kimler olduğu henüz bilinmiyor. En azından, ben öğrenemedim henüz.

NEOKLASİK EKONOMİSTLERİN YAZDIĞI BİR PROGRAM

Yalnız, yazılanlardan açıkça gözüküyor ki yazarlar özellikle 2007’de başlayan Küresel Finansal Kriz (KFK) sonrasında gündeme oturmuş terimleri iyi bilen, ekonomik gündemi yakından izleyen ve iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler. Öyle bir program yazmışlar ki bu program IMF, Dünya Bankası, dünyanın büyük merkez bankaları, Uluslararası Ödemeler Bankası, erken kapitalistleşmiş ülkelerin maliye bakanlıkları ve benzeri kurumlarda çalışan ekonomistlerin yapacağı bir değerlendirmeden aferin/pekiyi notu ile geçer.

Bu yazarların iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler olduklarını da nereden çıkardın derseniz, şuradan:

İyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler, 2007’de başlayan KFK öncesinde serbest piyasaları kayıtsız koşulsuz desteklerlerken, sonrasında desteklerini kayıtlı koşullu sürdürmeye başladı. İYİ Parti’nin ekonomik programını yazanların yaptığı da o. Dolayısıyla, bu ekonomik programı yazanların iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler olmaları gerekiyor. Bu yazarlar İYİ Parti’nin kendi ekonomistleri olmayabilir ama iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler oldukları açık. Aşağıda birkaç örneğini veriyorum.

Kısa bir yazıda programın tüm maddelerine bakmam söz konusu olamayacağından önemli gördüğüm bazı maddelerine değineceğim. Programın tümüne buradan ulaşılabilir.

PROGRAMIN TEMEL İLKESİ

  • Serbest piyasa sisteminin her durumda kısıtlı kaynakları en etkin bir biçimde dağıtamadığı ve toplumsal ahengi bozacak boyutlarda gelir ve servet eşitsizliğine yol açtığı gerçeklerini göz ardı etmeden, özel mülkiyet, serbest girişim, serbest sözleşme ve çalışan haklarının evrensel hukuk kuralları ile güvence altına alındığı bir ekonomik yapıyı desteklemekteyiz.

Temel ilkeden de gözüktüğü üzere program serbest piyasacı ama kayıtsız koşulsuz değil. Serbest piyasa sisteminin her durumda kısıtlı kaynakları en etkin bir biçimde dağıtamadığı ve toplumsal ahengi bozacak boyutlarda gelir ve servet eşitsizliğine yol açtığı gerçeklerinin farkında. Bravo doğrusu.

MALİYE VE PARA POLİTİKALARI

  • Maliye politikalarımız enflasyonun kalıcı olarak düşük tek haneli seviyelere indirilmesine destek olacaktır. Diğer yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın operasyonel ve araçsal bağımsızlığı çerçevesinde kalıcı düşük enflasyon ve fiyat istikrarını hedefleyen para politikaları izlemesi desteklenecektir.

Burada ise bir yenilik yok. Bu yukarıdaki, kapitalizmi 1960’ların sonlarına doğru başlayan son aşırı birikim krizinden çıkartmak için ilk denemesi 1973’te Şili’de yapılıp 1978-80 Deng-Volker-Regean-Thatcher devrimiyle dünyada uygulamaya konan ve adına neoliberalizm de denen serbest piyasacı restorasyon programının direklerinden biridir.

PİYASA ETKİNLİĞİ-REKABET-DOĞAL TEKELLER

  • Piyasa ekonomisinin etkinliğinin artırılabilmesi ve özel sektör öncülüğünde bir büyümenin sağlanbilmesi amacıyla tüm tedbirleri alacak, bu çerçevede öncelikle Rekabet Kurumu’nun etkin çalışması sağlanarak, bazı sektörlerde gözlemlenen eksik rekabetin yol açtığı yüksek fiyatlandırma ve verimsizliğin önüne geçilecektir.

Bu da yeni değil ve bunun yanlış olduğunu herkes teorik olarak bilmese de hepimiz yaşayarak öğrenmiş bulunuyoruz. Rekabet her sektörde iyi değildir. Söz gelimi hava yolu taşımacılığı sektöründe fazla rekabet bu sektörü öldürür. Bunun nedenini açıklamak için bir de programın aşağıdaki maddesine bakalım.

  • Özellikle doğal tekel konumundaki sektörler başta olmak üzere, düzenleyici kurumlar aracılığıyla rant yaratılmasının önüne geçecek, yatırımcı, girişimci ve tüketici haklarının korunmasını sağlayacağız.

Bu maddede ne olduğu tanımlanmamıs bir doğal tekel kavramı geçiyor. İşte hava yolu taşımacılığı sektörü de burada adı geçen doğal tekel konumundaki sektörlerden biridir. Ve doğal tekel ise bir sektör, o sektörde bir tane tekel olması gerekir. Zaten tekelden birkaç tane olmaz. Olursa onlara tekel denmez. Ve böyle sektörlerde  düzenleyici kurumlar aracılığıyla rant yaratılmasının önüne geçilemez, yatırımcı, girişimci ve tüketici haklarının korunması sağlanamaz.

Bu maddedeki gibi saçma bir iddiayı da yapsa yapsa iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler yapar. Ben bu gibi cümlelerden bu programı yazanların iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler olduğunu çıkartmıştım zaten. Aksi takdirde böyle bir madde yazmazlardı.

Aşağıdaki iki maddeyi de yukarıda verdiğim linke tıklamak zorunda kalmayın,  size kolaylık olsun diye buraya aldım. Onlar da son 5-10 yılın modası iddialar. Gerçi aşağıdaki maddelerden ikincisinin ikinci cümlesi biraz ileri gitmiş gibi duruyor ve yukarıda sözünü ettiğim aferin/pekiyi notunu pekiyi notuna düşürebilir ama arada gözden kaçar öyle şeyler.

  • Özel sektör ve genel anlamda girişimcilerin hukuksal çerçevesi iyi belirlenmiş ve keyfiyete bağlı olmayan, rekabetçi piyasa koşullarında ekonominin yeniden itici gücü olmasının önü açılacaktır. Devlet, siyasi görüşünden bağımsız olarak her girişimciye eşit mesafede duracaktır.
  • Kamu kesimi, özel sektörün uzun dönemli kaynak eksikliği nedeniyle yeterince yatırım yapmadığı alanlarda, özel sektöre sermaye desteği de dahil gerekli kaynakları sağlayacaktır. Özel sektör yatırımlarının yetersiz olduğu alanlarda Kamu doğrudan yatırımcı olarak ekonomiye destek olacaktır.

BÜTÇE-TASARRUFLAR-YATIRIMLAR

  • Temel hedefimiz kısa vadede bütçe açıklarının sürdürülebilir bir seviyeye düşürülmesi, orta ve uzun vadelerde ise bütçenin yapısal ve kalıcı açık vermemesidir.

Bu da yukarıda sözünü ettiğim adına neoliberalizm de denen serbest piyasacı restorasyon programının direklerinden biridir. Burada da bir yenilik yok.

  • Kamu harcamalarının ekonomik istikrarın sağlanması amacıyla döngüsel olarak durgunluğun görüldüğü zamanlarda ekonomiye destek vermesi gereklidir. Diğer yandan yüksek büyümenin kaydedildiği zamanlarda bütçe fazlası verilmesini hedeflemekteyiz.

Bu da son 5-10 yılın modası bir iddia. IMF ekonomistleri bile uzundur böyle şeyler diyor.

  • Toplam tasarrufları artırmak için kamu kesimi açıklarının azaltılmasının yanı sıra, özel sektörün yüksek verimlilik, karlılık ve ücret seviyelerine erişmesinin siyasi, sosyal ve ekonomik altyapısı hazırlanacaktır. Hane halkı tasarruflarının artması için gereken altyapı düzenlemeleri hızla yürürlüğe sokulacaktır.

Bu da bu programı yazanların iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler olduklarına kuşku bırakmayan bir cümle. Adına ‘piçleştirilmiş Keynescilik’ de denilen o yanlış makroekonomik teori ile düşündüklerinden böyle bir cümle sarf edebiliyorlar. Bankaların para yaratan finansal kurumlar olduklarını bilselerdi böyle bir cümle sarf edemezlerdi. Ne yazık ki iyi eğitilmiş neoklasik ekonomistler bankaların para yaratan finansal kurumlar olduklarını bilmez.

Aşağıdaki madde de Daron Acemoğlucu, daha doğrusu kurumsalcı, bir önerme. Son zamanların moda önermelerinden. Yazarların modayı izledikleri açık. Zaten yazarların gündeme oturmuş terimleri iyi bildiklerini ve ekonomik gündemi yakından izlediklerini bu ve buna benzer önermelerden çıkartmıştım. Hani başlarken demiştim ya. Bravo arkadaşlar.

  • Yabancı yatırımcılara siyasi, yasal düzenleme ve ekonomi politikaları bağlamında güvenilir, öngörülebilir ve her şeyden önemlisi her türlü yolsuzluk ve kayırmacılıktan arındırılmış bir yatırım ortamı sağlanacaktır. Her türlü yabancı yatırımı desteklemekle birlikte, teknoloji ve know-how transferi yapacak olan, katma değerli ihracata dönük ve yüksek ücretli istihdam yaratan yabancı doğrudan yatırımları öncelikli olarak teşvik edeceğiz.

FİNANS

  • Bankacılık sektörü başta olmak üzere, ülkemizde finansal hizmetlerde çeşitliliğin artması, piyasaların derinleşmesi ve en önemlisi finansal piyasaların ekonomik büyümeye istikrarlı bir şekilde destek olması için gereken yasal düzenlemeler hızla hayata geçirilecektir.
  • Yatırımcılara sunulan ürün ve hizmetlerin rekabetçi olması ve şeffaflığa azami önemin verilmesi için gereken yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Bunlar da yukarıda sözünü ettiğim adına neoliberalizm de denen serbest piyasacı restorasyon programının direklerindendir. Bunlarda da bir yenilik yok.

  • Günümüzde hem reel sektörün hem de bireylerin güçlerinin ötesinde aşırı borçluluğa sahip olması ekonomik, sosyal ve finansal istikrarı tehdit eder hale gelmiştir. Bu bağlamda şirketlerin öz kaynaklarının, hane halklarının ise harcanabilir gelirlerinin üzerinde aşırı borçlanmaması için gereken tedbirler alınırken, finansal sistemin sağlıklı bir biçimde faaliyetlerine devam edebilmesi için makro-ihtiyati önlemlere önem verilecektir.

Bu madde de beni mutluluktan uçurdu. Hele o ‘makro-ihtiyati’ önlemler yok mu, o önlemler bugünlerde çok moda. Bir de onlar nelermiş, bir anlatan çıksa da daha da mutluluktan uçsam.

SONUÇ

Güneşin altında yeni bir şey yok. Eskiden AKP, CHP ve MHP’den mürekkep üç piyasacı partimiz vardı, İYİ Parti ile bir piyasacı partimiz daha oldu. Gidip diğer üç partinin ekonomik programlarına da bakarsanız görürsünüz. Bu dört partinin ekonomik programları arasında ciddi farklar yok. Hepsi meyveli yoğurt da, biri çilekli, diğeri böğürtlenli, öbürü ahududulu, sonuncusu da şeftalili meyveli yoğurtlar maalesef.

Yani hepsi piyasacı.

Ve meyveli yoğurdun bu sorunu çözemediği açık.

Niye hâlâ herkes meyveli yoğurtta ısrarcı, ben anlayamıyorum.

Einstein’ın da dediği gibi, “hep aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir!”

Kim bilir, belki de bir delilik durumu vardır!

1 Yorum

  1. En piyasaci ulkeler Hong Kong, Isvicre, Yeni Zelanda, Irlanda, Kanada. En piyasaci olmayanlar da Kuzey Kore, Venezuela, Kuba vs. Hangisi ise yariyor acaba? 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here