Gazete REDİstismar, ideoloji, iktidar ve isyan!

İstismar, ideoloji, iktidar ve isyan!

Çocukluğumuzdan beri, “çekirdek aile”yi toplumun en küçük yapı taşı olarak biliriz. Bu haliyle “aile”, sosyolojik gerçeklikten arındırılmış çekirdekten bir tanımdır! Kavramsallaştırma, dolayısıyla oluşum ve değişim süreçleri içinde kendi gerçekliğine uygun biçimde kavrama açısından olguların tarihsel geçmişi ile beraber ve üretim ilişkileri içindeki yerine göre değerlendirilmesi, konunun özüne inilebilmesi ve aydınlatılabilmesi açısından belirleyicidir.

Karl Marx ve Friedrich Engels’e göre aile, kapitalist sistem içinde biçimlendirilen toplumlarda var olan bölüşüm ilişkilerindeki çarpıklık ve mülkiyet dağılımındaki adaletsizlik gibi sistemik sorunların yansımalarının görülebileceği “çekirdek” kurumdur. Buna bağlı olarak, aile içindeki işbölümü de işin, üretimin ve bölüşümün hem nitelik hem de nicelik olarak adil olmayan dağılımına dayanır. Neo-liberal düzen içinde üretim-bölüşüm ilişkilerindeki değişikliklerin yansımasıyla ailenin yapısı da süreç içinde değişiklikler gösterir. Kapitalist sistemin dayattığı yaşam koşullarında kadın ve çocuklar bu sistemin hedefindeki ailenin iki zayıf halkasıdır. O kadar ki, Marx ve Engels’ten neredeyse bir buçuk asır sonra bugün Türkiye’de kadın ve çocuk, bu neo-liberal düzen içinde sadece emeği ile değil bedeni ile de sömürü mekanizmasının dişlileri arasında öğütülürken, diğer taraftan son 15 yıldır ülkeye kabus gibi çöken AKP iktidarının bir yöntem olarak gericiliği, sömürü ve istismarı kurumsallaştırma çabaları, kaçınılmaz olarak çürümüşlüğün de kaynağı haline dönüşmüştür.

DİN, KADER VE DİĞERLERİ

Marx, sermaye sınıfının kendi politikalarına rıza üretmek için kullandığı dini “afyon” olarak tanımlamıştı. Bu gün de Siyasal İslam, AKP elinde halka uygulanan bir tür anesteziye dönüşmüştür. İslam’ın siyasallaşarak vardığı noktanın ne kadar pespaye, ne kadar alçakça bir hal aldığını göstermesi bakımından, olabilecek en ağır travmaların hemen her gün yaşandığı bu cehennemde halka reva görülen acıların, ideolojik ve sistematik bir aygıt olarak kullanılagelen o “dil”le “Allah’ın takdiri” olarak sunulması, “kader” diye yutturulmaya çalışılması sadece iki örnek. Aynı zamanda, mücadele alanlarından biri olarak bu iktidar dili, topluma çevrilmiş bir namlu işlevi görmeye devam etmekte, “Allah’ın takdiri” dendiği anda eller yukarı kaldırılarak teslim olunmakta, “kader” dendiğinde olay da faillere ilişkin sorgulamalar da bir daha gündeme getirilmemecesine rafa kaldırılmaktadır. O dil, Siyasal İslami ideolojinin dayatılması ve hegemonyasının kurulması sürecinde, gericiliği yeniden üreten etkin bir enstrüman olarak “Allah’ın takdiri” ve “kader” diye tanımladığı her olayda, yaşatılan her acıda muhatabını o olayı sorgulamaktan men etmeye cüret etmiş iktidar dilidir ve her fırsatta teşhir edilmesi gerekir.

Cehaletin mayın gibi döşendiği ataerkil toplum düzeni ve feodal ilişkiler içinde kadınlar ve çocuklar, Siyasal İslam’ın ele geçirdiği devletin başta kendisi olmak üzere, örgütlediği veya örgütlenmesine göz yumduğu vakıflar, dernekler, tarikatlar vb kurumlar eli ile yaratılan travmatik olayların birinci dereceden muhatabı durumundalar. Bu sistematik kötülük, devletin sadece kadın ve çocuk üzerindeki tahakkümünü sağlayan ve yaratmak istediği gerici toplumu örgütleyen bir model olmanın ötesinde, açıkça suç olan fiillerin faillerini de bu tahakkümün inşasında birer “iş ortağı” olarak kabul edip korunmasına dönük hamlelere girişmekte, bunun yasal kılıfını hazırlamaya kalkışmakta bir tereddüt duymuyor. Suç ortaklığı kurumsallaştırılıyor!

TECAVÜZÜN YASALLAŞMASI

AKP’li milletvekillerince Meclis’e sunulan, Başbakan ve Adalet Bakanı’na varana kadar bütün iktidar erkince savunulan tecavüz yasası da, 16 Kasım 2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçlarında failin mağdurla evlenmesi durumunda infazın ertelenmesini ve faillerin salıverilmesini öngörürken, hem adıyla sanıyla fail ve mağduru tanımlamış, hem de bu tanımlarla apaçık çelişki içinde faili ödüllendirmenin ve mağduru ömür boyu tecavüzcüsü ile yaşamaya mahkum etmenin yasalarla kurumsallaştırılmasına kalkışabilecek kadar ileri gitmiştir. Hazır kıta yandaş medyanın, konuya ideolojik yaklaşılmamasını salık veren savunması ise gerçeği perdelemeye kalkan utanmazlığın ideolojisidir. Bu yasa, mağduriyeti derinleştirecek ve yeni mağduriyetler yaratacak, çocukları ve kadınları toplumsal yaşamdan izole ederek mahkum edecek bir hamle olarak, tam da AKP’nin arzu ettiği toplum biçiminin yaratılmasına hizmet eden bütün boyutlarıyla ideolojik bir girişimdir.

İktidarın başından beri göz yumduğu aile içi şiddet, kadın cinayetleri, sadece aile içinde değil artık toplumsal yaşam alanlarında ve istihdamda yaşanan kadına yönelik saldırılar sürerken, kadın cinayetlerinden yargılanan faillerin “takım elbise” ve “besmele” ile iyi hal indirimlerinden yararlandığı yargı düzeni hukuku ve vicdanı teslim alırken, diğer taraftan kendisini Ensar’dan Süleymancılara kadar iktidara yamanan çeşitli tarikatların eline bırakılmış alanlarda gösteren çocuk istismarları, bu haliyle toplumun temeline yerleştirilmiş dinamitten farksızdır.

ÇOCUKLARIN YOBAZLARA TESLİMİ

En son Aladağ’da yaşanan felaketle gün yüzüne çıkan olay, AKP iktidarının devletin bütün imkanlarıyla gericiliği nasıl örgütlediğine ilişkin çarpıcı bir örnektir. Eğitim ve barınma gibi insanların en temel ihtiyaçları üzerinden uygulanan politika, iktidar tarafından bilinçli bir tercihle devlete el çektirilen bu alanları, üstelik denetimsiz olarak tarikatlara teslim etmiştir. Olayla ilgili olarak, bir babanın “köydeki okul kapatılınca buraya yönlendirildik, çocuğum yandı!” ifadesi, bu iktidarın gericiliği örgütlerken izlediği yöntemin ve yarattığı tehdidin özetidir.

Kapatılan 20 bin köy okulundan sonra çocukların tıkıldığı denetimsiz tarikat yurtlarında yanarak ölmesi, bu iktidarın siyasi tercihlerinin sonuçlarından sadece biridir.

Tarikat yurtları; denetimsizliği, yasa dışılığı ile insan yaşamına dönük bir tehdit oluşturmasının yanı sıra, sürdürülebilir bir sömürü düzeninin girdisi olarak kabul edilen dindar gelecek neslin, sömürü düzenini sorgulamaktan men edilmiş itaatkar işsiz ordusunun yaratılmasında ve bu sömürü düzeni üzerine kurgulanan iktidarın bekasında işlev üstlenmiş birer yapı taşıdır.

İDEOLOJİK KARŞI ÇIKIŞ

Neo-liberal iktidarların izlediği politikalar, muhalefeti bölerek etkisizleştirme yöntemlerini aşalı çok oldu. Şimdilerde algı operasyonlarına eşlik eden bir sahtekarlık silsilesi içinde toplumu ve toplumsal kurumları parçalayarak etkisizleştirme, yabancılaşmaya eşlik eden yalnızlaştırma, kullaştırma ile bireyi devlet ve dolayısıyla sistem karşısında hiçleştirme yöntemleri üzerinden saldırılarını örgütlüyor.

Bu çerçevede, sorunun laiklik ve bilimsel eğitimi esas alan sınıfsal bir ideolojik karşı çıkışla çözümüne yönelik çabalar ve örgütlenme biçimleri hayati önem arz ediyor. Sistemin kendine has yöntemler ve algı operasyonlarıyla parçaladığı muhalefet biçimleri içinde şekillenen düzen içi kanallar bir süre sonra tıkanarak etkisizleşiyor ve çözümsüzlüğün kaynağı haline dönüşüyor. Bu işin içinden, aklını liberalizme teslim etmiş feminizmle, sistemi karşısına alan ideolojik formasyondan yoksun derneklerle, pozitif ayrımcılığı sorunun çözümü gibi sunan ve kadın kotasıyla övünen siyasi partilerle, tekke ve zaviyelerin açılması için TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi veren Altan Tan’ı taşıyan bir HDP ile, kara çarşaflı kadınlara rozet takarak AKP ile dincilik yarışına giren ve din adamlarını toplayıp dinsiz bir parti olmadığını anlatma acizliğine düşen CHP ile çıkılamayacağı açıktır.

ZEHİRLİ DİL

Çocukların ve kadınların istismarında sorumluluğu olan herkesin “Allah’ın takdiridir, kaderdir” derken kullandığı o zehirli dille, gerçekleri ters yüz ederek bir anestezi olarak kullandığı dincilikle, yalanla, hileyle, yolsuzlukla, öldürerek hegemonyasını inşa eden bu iktidara ve yaşatmaya çalıştığı korkuya onursuzca boyun eğmektense gericiliği reddeden en haklı en meşru isyanı kuşanarak karşı koymak, geleceğimizi birlikte kuracağımız kadınlar ve çocuklarımız için kadın erkek, çoluk çocuk hep beraber direnmek haktır.

İktidarın bu konuda atacağı bir sonraki adımda, kendimizi bu seferde recm yasasına muhalefet ederken bulmak istemiyorsak, laiklik ve bilimsel eğitimi esas alan, eşit haklar için kadın erkek birlikte ve örgütlü bir muhalefetle mücadeleyi inşa etmek kaçınılmazdır.

Gelecek, hiç kuşku yok ki direnenlerindir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,820BeğenenlerBeğen
17,106TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol