‘İslami Finans’ İslami midir?

Bu makale, 16 Eylül 2017’de Hindistan dergisi Economic and Polical Weekly’de yayımlanmış “Is ‘Islamic Finance’ Islamic?” başlıklı makalenin çevirisidir. Türkçesi ilk kez RED’in 2019 Temmuz sayısında yayınlanıyor. Derginin tamamına PDF olarak ulaşmak için TIKLAYIN 

Özet. Riba, tefecilik, faiz, ekonomik kira ve hatta (Marxçı anlamda) artık değeri içeren bir kategoridir. Riba “gayr-ı İslami”dir. Riba olmadan sermaye birikimi  ve dolayısıyla kapitalizmin kendisi mümkün değildir. Böyle olduğu halde İslam dünyasındaki sermaye sahipleri neyin İslami olup neyin olmadığını tanımlama yönetimini ele geçirdiler. Sonuç? Tıpkı gayr-ı İslami karşılıkları gibi yalnızca kendilerine fayda sağlayan modlarda sermayelerini katlamanın yollarını buluyorlar.

Soruyu tartışabilmek için önce Kuran’ın Bakara Suresi’nde riba(ربا)yı yasaklayan beş ayeti alıntılayayım, ribayı sonra açıklarım:

  1. Ayet: Riba yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de riba gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, ribayı haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de ribadan vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. Kim tekrar dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.
  2. Ayet: Allah ribayı mahveder ve sadakaları artırır. Ve Allah günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez.
  3. Ayet: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, ribadan geriye kalanı bırakın.
  4. Ayet: Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, sermayeniz sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
  5. Ayet: Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, borcu sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.

Bu alıntılar tek çeviriler değiller. Ve Kuran’ın başka dillere doğru çevirilip çevirilemeyeceği tartışmaları yüzyıllardır sürüyor. Bu çeviriIeri bir sürü aday arasından seçtim ve biraz düzelltim.

Riba kelimesi İngilizceye bazen “tefecilik”, bazen “faiz”, bazen de “tefecilik/faiz” olarak çeviriliyor.

Ancak, eğer ribayı faiz olarak görürseniz, yukarıdaki ayetlerin geniş tanımlı bir borç yapılandırma programından başka bir şey olmadığı açıktır. Ve 275. Ayet yapılardırma sonrasında faizi sonsuza dek yasaklıyor.

Ve tefecilik kelimesi bu borç yapılandırma programına uymadığından ribanın uygun bir çevirisi olamaz.

Bu programdaki anahtar kelimelerden biri 279. Ayet’te sözü geçen sermaye kelimesidir. Sermaye, Arapça res’ül mal (رأس المال) kelimesinin çoğulu olan ruüs-ü emval (رُءُوسُ أَمْوَال) kelimesinin çevirisidir. Ancak sermaye İngilizcede sayılamaz olduğundan hem tekili hem de çoğulu sermaye olarak çevirilmek zorundadır.

Ribayı yalnızca faiz olarak gören çevirmenler kelimeyi bir borcun anaparası anlamında “anapara” olarak da çeviriyorlar. Ancak anapara kelimesi sermayenin yalnızca para formuna işaret ettiği halde sermayenin birçok formu vardır.

Örneğin Piketty (2014) sermayeyi, kullanılıp kullanılmamasından bağımsız olarak özel bireylerin, şirketlerin ve hükümetlerin piyasada ticareti yapılabilecek tüm varlıklarının stoğu olarak tanımlıyor. Tabii ki Marxçı ekonomistler bu tanıma şiddetle karşı çıkıyorlar ve sermayenin bir şey değil bir süreç olduğuna işaret ediyorlar (Marx 1992). Sermayenin tanımları sadece bunlar değil ve sözünü etmeliyim ki Hazreti Muhammed zamanında—antik çağdan beri—var olan bir başka sermaye formu da ticari sermayeydi.

Her halükârda, Arapça res’ül mal kelimesi yalnızca sermayenin para formuna—yani faiz getiren ya da tefeci sermayeye— işaret etmediğinden, riba yalnızca faiz olarak görülemez.

Şüphe yok ki faiz de bir riba formudur ama riba yalnızca faizden çok daha fazladır.

 ‘Haksız Fayda’ Olarak Riba

Arapçada riba “artık” ya da “ek” anlamına gelen bir isimdir ve Kuran bağlamında “haksız fazla” ya da, denk olarak, “haksız fayda” anlamına gelir. Bir İslam alimi ribayı şöyle tarif ediyor:

Ancak riba kavramı çoğunlukla anlaşıldığından çok daha geniştir. Riba terimi yalnızca paraya eklenen yük miktarıyla sınırlı değildir, herhangi bir mal ya da ürün üzerinde verilen her tür fazla anlamına da gelir. Öyle ki söz gelimi bir buğday borçulusunun kreditörüne geri ödeme yaparken verdiği fazla buğday da riba ima eder. (Najeeb 2012)

İlerlemeden, İslam uleması arasında Kuran bağlamında ribanın ne anlama geldiği tartışmalarının hiç bitmediğini ve yakın zamanda bitecek gibi durmadığını da belirtmeme izin verin. Bu da birçok İslam aliminin bana şiddetle karşı çıkarken birçok başkasının da gönülden katılacağı anlamına gelir.

Adam Smith ve çağdaşlarından başlayarak klasik ekonomistler “kazanılmamış gelir”i “ekonomik kira” olarak tanımladılar ve şüphesiz ki kazanılmamış gelir bir haksız fayda formudur. Dolayısıyla, ribanın haksız fayda olduğu ve klasik ekonomistlerin kazanılmamış gelir tanımı kabul edildiğinde riba faizin ötesine geçip ekonomik kirayı da kapsar.

Arsadan ya da gayrımenkulden toplanılan kira bir ekonomik kira formudur ve faiz de paranın kirasından başka bir şey değilidir ama, Hudson’ın da tarif ettiği gibi, ekonomik kira daha fazla bir şeydir (Hudson 2016):

[H]erkes emeğinin meyvelerini toplamayı hak eder ama başkalarınınkini değil. Klasik değer ve fiyat teorisi kazanılmamış geliri toprağa, madenlere veya diğer doğal kaynaklara, banka kredilerine veya tekelleştirilmiş diğer ihtiyaçlara erişimin ek-yük ücreti olarak tanımlama ve ölçme analitik araçlarını sağladı. Üretimin gerekli maliyetlerini—değer—bu üretim maliyetlerinin ötesindeki gereksiz (ve dolayısıyla asalaklık olan) fazla fiyattan ayrıştırmak amacındaydı. Toprak kirası veya içsel değer üzerinde krediyle birlikte bu tekelci kiraya ekonomik kira denilmeye başlandı ki bunlar rantiye gelirinin kaynaklarıdır.

Hudson (2016) sürdürüyor:

Toprak kirası toprak sahiplerinin birilerinin atalarının fethetmiş olduğu yerler için aldığı ücrettir. Tekelci kira, özel hakları ya da piyasa gücü olan işletmelerin yüksek fiyatlarla para sızdırmalarıdır. Bu özel haklara patentler denir: bu haklar işi yapmanın gerçek maliyetine bakılmasızın piyasanın kaldırabileceği fiyat neyse onu yüklemenin haklarıdır. Örneğin bankerler sundukları servis için gerçekten gerekli olandan çok daha fazla ücret alırlar.

Bu bölümü bitirmeden söyleyeyim ki sermaye sahipliği yoluyla çıkartıldığından Marx’ın (Marx 1990) “artık değer” (işçilerin yabancı bir girişimciye çalışırken girişimciye bıraktıkları emeklerinin ürünü olan parça) dediği şeyin de bir haksız fayda formu olduğu sorgulanamaz. Dolayısıyla, artık değer bir ekonomik kira bileşenine ayrıştırılır da ayrıştırılmaz da olabildiğinden tam olarak bir ekonomik kira olmasa da (Marx 2000) riba olarak düşünülmelidir.

Diğer nedenler bir yana, ribanın yasaklanmış olması basit nedeniyle İslam and kapitalizm uyumlu olamazlar.

Çeviriye Not (1): Diğer nedenlerin başında kenz ayetleri olarak da bilinen Tevbe 34 ve 35   ayetleri gelir. Bu ayetlerde geçen Arapça kenz kelimesi biriktirmek, infâk kelimesi de        paylaşmak anlamındadır.

  1. Ayet: Ey iman edenler! Ahbarlardan ve ruhbanlardan birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve onları Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü kenz eden ve bunları Allah yolunda infâk etmeyen kimseleri elem dolu bir azapla müjdele.
  2. Ayet: O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için kenz edip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, kenz edip sakladıklarınızı!” denilecek.

Ribayı yasakla, sermaye birikimi ve dolayısıyla kapitalizm olamaz.

Çeviriye Not (2): Zaten Tevbe 34 ve 35 ayetleri sermaye birikimini doğrudan yasaklıyorlar.

Şeriat ve İslami Finans

Çok iyi bilindiği üzere şeriat İslam hukukudur. Ve İslam ulemasına göre şeriatla uyumlu “İslami finans” sözleşmeleri (ulema sözleşmelerin başlangıcının Hazreti Mumammed zamanına götürlebileceğini iddia ediyor) sözleşenler arasında risk paylaşımına dayanmak zorundadırlar. Ayrıca, İslam uleması İslami finans sözleşleşmelerinde İngilizcede kelimenin tam anlamıyla belirsizlik demek olan garar (غرر‎) olamaz diyor. Bunu demelerinin nedeni de gararın (kelime Kuran’da geçmiyor ama Bakara 188 ve Nisa 29 ayetlerinin garardan söz ettiğine inanılıyor) Kuran’da yasakalanmış olması.

Ama bu bir çelişki.

Çok iyi bilindiği gibi iki tür belirsizlik var: (i) olabilecek olayları ve ne olasılıkla olabileceklerini biliriz, (ii) bırakın olasılıklarını, neler olabileceğini bile bilemeyiz. Risk bu belirsizliklerin ilkiyle ilişkilidir ama garar olmadığında paylaşılacak risk de yoktur..

Dahası, özellikle finans ve ekonomi söz konusu olduğunda ilk belirsizlik türü neredeyse hiç yoktur. Çünkü bazı durumlarda olası sonuçlar bilinse bile bu sonuçlarla ilişkilendirilebilecek olasılıklar pek öyle nesnel değillerdir. Finans ve ekonomi durumunda bilinen olası sonuçlarla ilişkilendirilebilecek çoğu olasılık tartışmasız özneldir.

İslami Bankacılığın Kökenleri

Kuran’ın (2004) belirttiği gibi, 19. yüzyıldan önce Müslüman dünyasında banka olarak görülebilecek kalıcı finansal kurumlar yoktu. Her ne kadar birçok Müslüman ülkede bankalar (çoğunlukla İslami olmayan veya geleneksel) 19. ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olsalar da, ilk “modern” ticari “İslam” bankası olan Dubai İslam Bankası 1979’da kurulmuştur.

Tesadüf o ki 1979, İslamcıları ilk kez modern bir devlette iktidara getiren İran devriminin yılıdır ve İran devriminin Asya’da, Afrika’da ve dünyanın başka yerlerinde İslam’ın geniş bir dirilişine yol açtığını savunanlar var (Hefner. 2010).

Ancak bu tek ilginç tesadüf değil.

1979 aynı zamanda 1978–80 Deng-Volcker–Thatcher-Reagan devriminin (neo-liberal restorasyon programı olarak da bilinir) başlangıcıyla da çakışır. Bu devrimle birlikte, ekonomiler alacaklılar ve borçlular arasında kutuplaşmaya başladı ve borçlanma yükü kamu sektöründen özel sektöre kaydırılmaya başladı (bkz. Örneğin, Öncü 2016).

Müslümanları finansal sisteme katılmaya (bugünlerde buna “finansal içerme” demiyorlar mı?) ikna edemiyorsanız, borç yükünü İslam ülkelerinde kamudan özele nasıl kaydıracaksınız?

İslami Finans

Hem İslam Dünyası Birliği (İDB) hem de İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Birleşik Devletler’in (BD) Birleşik Krallık’tan (BK) 1944’teki Bretton Woods Konferansı’nda “dünya liderliğini devralışıyla” başlayan dönemin görece başlarında ortaya çıktılar. Bu kurumların her ikisi de BD’den icazetli ve Suudi Arabistan’ın ve Körfez’in petrodollarıyla destekliydi. Şu anda dünyaca ünlü Müslüman Kardeşler ile birlikte, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin güneyinde SSCB’ye bir engel inşası için gerçekleştirilen BD’nin meşhur yeşil kuşak projesinin önemli araçları arasında oldular.

İDB (Müslüman dünyasında Rabitat el-Alam el İslami veya Rabita olarak bilinir), Suudi Arabistan’da Mekke merkezli bir “sivil toplum” kuruluşudur. Suudi Arabistan Hükümeti tarafından 1962 yılında kuruldu ve bugüne dek finanse edildi. Rabita’nın Hukuk Komitesi üyelerinden birçoğu, “İslami Finans” dünyasında bu konuda hükümetlerin yanı sıra bankalara danışmanlık yapanların önde gelen isimleridir.

İİT, 1969 yılında Kudüs El Aksa Camii’nin kundaklanmasının ardından Müslüman ülkelerin Fas’ın Rabat kentinde yaptıkları bir zirvede alınan karar ile ortaya çıktı. İlk dışişleri bakanları konferansı 1970 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde yapıldı ve İİT’nin bir genel sekreter başkanlığında Cidde’de kalıcı bir sekreterlik olarak devamına karar verildi. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile birlikte−Wall Street’i anmadım bile− İİT, yıllardır İslami finansın ana destekçilerinden biriydi. Zaten, yatırım ve finans, ve dolayısıyla İslami finans, İİT’nin şu anki öncelikleri arasındadır.

Wall Street’ten Helal Street’e

Malezya’yı benden çok daha iyi tanıyan bir araştırmacının konuşmasına izin vereyim (Rudnyckyj 2013: 833–35):

İslam, devletin kalkınma stratejisinde, devlet giderek daha eğitimli ve yetenekli bir emekçi nüfusa uygun görülen sanayi ve hizmetler geliştirmeye çalıştığı için önemli bir rol oynamıştır. Araştırmacılar, devletin nüfusu disiplin altına almak ve ekonomik büyümeye elverişli bir ortam yaratmak için İslam’ı stratejik olarak nasıl kullandığını anlatıyorlar.

Kalkınmacı devletin aktif teşvikiyle, Japon, Amerikan ve Avrupalı firmalar geniş sanayi bölgelerinde dükkan açtılar ve ihracata yönelik büyüme amacıyla emek sağlamak için çok sayıda yeni işçi istihdam ettiler. İslam, şirketler ve devlet tarafından özellikle yüksek teknoloji montajında çalışan genç ve kadın emekçi nüfusu disiplin altına almak için konuşlandırıldı.

Bu nedenle, “devlet politikaları”, devletin kalkınma hedefleriyle tam olarak uyumlu bir İslam şekli geliştirerek, “ İslam’ı kapitalizmle aynı çizgiye getirmeye çalışıyor”.

Malezya’nın İslami finans için küresel bir merkez olarak öne çıkarılması, 1970’lerin başından bu yana ülkenin göz kamaştırıcı ekonomik kalkınma kaydını sürdürmek için kullanılan devlet stratejilerinin bir parçasıdır. İslami finansın büyümesini teşvik etme çabaları da Malezya’da din ve etnisitenin … “sonra-kalkınmacılık” ile bütünleştirilmesinin bir sonucudur.

Bu bölümü Rudnyckyj’den son bir alıntı ile bitirmeme izin verin (2013: 843):

İslami finans uzmanları uzun zamandır İslami finans eğitimi almış potansiyel çalışanların saygınlığını ve bu tür profesyonellerin eğitildiği eğitim programlarının eksikliğini ortaya koymuşlardı… Örneğin, Merkez Bankası’nın eski başkan yardımcılarından, Bankanın İslami finans portföyünden sorumlu, Muhammed Razif “Malezya’da bile eleştirel bir inceleme yaparsanız, [İslami finans] inovasyondan ziyade taklite dayanıyor… Başlangıç ​​noktamız uyumluluk, şeriat üzerinde temellendirilmiş değil. Şu an bankacılar döneklerdir; geleneksel bankacılar İslami bankacılar oldular. Tabii ki zihinleri gelenekseldir… Benim önerim, bankaların şeriat ulemasını bankacı olarak kullanmaları.”

İnovasyon ya da Taklit?

İslami finans ürünlerinin çoğu özel amaç araçlarının (ÖAA’ların) bir formudur. Ve ÖAA’lar ABD’de Hükümet Milli Morgıç Derneği bir morgıç kredileri portföyüne dayalı menkul kıymetler satmak istediğinde Wall Street’te, 1970’lerin başında icat edildiler.

Şimdi Gorton and Souleles (2007: 550) konuşsun izninizle:

Bir ÖAA veya özel amaçlı varlık (ÖAV), belirli bir amaç veya sınırlandırılmış bir faliyet ya da bir dizi bu tür işlem yürütmek üzere varlıkların ÖAA’ya devredilmesiyle bir firma tarafından (sponsor veya kurucu olarak bilinir) kurulan bir tüzel kişiliktir. ÖAA’ların yürütsünler diye kuruldukları işlem(ler)den başka bir amacı yoktur ve önemli kararlar veremezler; onları düzenleyen kurallar önceden belirlenir ve faaliyetlerini dikkatlice sınırlar. Gerçekten, bir ÖAA’nın ne bir çalışanı ve ne de fiziksel bir yeri vardır.

Ayrıca şöyle diyorlar:

Kısacası, ÖAA’lar esas olarak çalışanı olmayan, önemli ekonomik kararlar vermeyen, fiziksel bir yeri olmayan ve iflas edemeyen robot firmalardır.

 

Riba hakkında dediklerim sonrasında Allah’ın bunların herhangi birini kabul edeceği konusunda şüphelerim var.

İslami bankacılık hakkında son bir şey diyeyim. İslami bankacılığın olduğu bütün ükelerde “İslami” bankalar ve geleneksel bankalar birlikte varlar. Ve İslami ya da değil bütün bankalar rezerv zorunluluğuna tabiler.

Herhangi bir bankanın üzerine faiz ödemeden rezerv borç alabileceğini düşünüyor musunuz?

Şimdi izin verin başladığım gibi bitireyim.

‘İslami Finans’ İslami midir?

Kaynaklar

Gorton, G B and N S Souleles (2007): “Special Purpose Vehicles and Securitization,” The Risks of Financial Institutions, M Carey and
R M Slutz R M (eds), National Bureau of Economic Research, pp 549–602.

Hefner, R (2010): “Religious Resurgence in Contemporary Asia: Southeast Asian Perspectives on Capitalism, the State, and the New Piety,” Journal of Asian Studies, Vol 69, No 4, pp 1031–47.

Hudson, Michael (2016): Killing the Host: How Financial Parasites and Debt Bondage Destroy the Global Economy, California: CounterPunch Books.

Kuran, T (2004): Islam and Mammon: The Economic Predicaments of Islamism, Princeton University Press.

Marx, K (1990): Capital, Volume I, Penguin Books.

— (1992): Capital, Volume II, Penguin Books.

— (2000): Theories of Surplus Value, Prometheus Books and Humanity Books.

Najeeb (2012): “What Is ربا (Riba) according to the Quran?” Stackexchangehttps://islam.stackexchange.com/questions/5620/what-is-%D8%B1%D8%A8%D8%A….

Öncü, T S (2016): “TINA, India and Economic Liberalisation,” Economic & Political Weekly, Vol 51, No 29, pp 67–71.

Piketty, T (2014): Capital in the Twenty-first Century, Belknap Press.

Rudnyckyj, D (2013): “From Wall Street to Halal Street: Malaysia and the Globalization of Islamic Finance,” Journal of Asian Studies, Vol 72, No 4, pp 831–48.

Önceki İçerikRED Temmuz sayısı online
Sonraki İçerikNazi zamanı…

Son Haberler

Uçan tekmeyle hırsızlık

Hepimizin cebinden kamyon yüküyle para emen bir Türkiye Wushu Federasyonu olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız, lütfen artık bilin! ÖZGÜR TOPSAKAL Wushu isminde Türkiye'de pek popüler olmayan...

Özerk değilse, üniversite değildir

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsen Bu nice okumaktır" Yunus Emre FİKRET BAŞKAYA Bir yüksek öğrenim kurumunun üniversite sayılabilmesi için özerklik olmazsa olmaz koşuldur. Bir bakıma...

Koca memleket arpalık oldu!..

Yurt içinde arpa fiyatları 1550 ile 1650 TL arasında seyrederken, TMO’nun yurt dışından 2000 TL’den arpa ithal etmesi tepkilere neden oldu. RED haber - Artık Türkiye'de...

“Açılın, ben avukatım!..”

AKP'lilerin suyunun suyu aşıları bitirdi. Herkes birbirine, "Aşı nerede?" diye bakıyor. AKP'liler aşı torpilini yüzsüzce savunuyor. Armağan Çağlayan, "Açılın, ben de avukatım!" diyor... RED haber...

Artistik/Akademik Ortam Mühendisliği

Boğaziçi Üniveristesi’nin yeni 'Rektör'ü Nuri Alço... ZAFER ERCAN Biz "aşmış" insanlarız, kişilerle uğraşmayız; nitelik üzerinden hareket ederiz. Bu bağlamda da Boğaziçi Üniversitesi’ne (BÜ) rektör olarak...