Gazete REDİslamcılığın ekonomi politiği

İslamcılığın ekonomi politiği

İslamcılar siyaseten başımıza nasıl musallat oldu?.. “Magazin” kısmı ayıklanmış bir analiz…

  • KEREM YILDIRIM

Bundan on yıl önce Bursa’da “Uğur Hoca” isimli bir tarikat şeyhi, tarikat üyelerini badeleyerek, onlara cenneti vaat ediyordu.

Yeni değil, münferit de değil. Memleket insanı uzun süredir buna benzer haberlere alışık hale geldi. Burada badeci şeyhi ve tarikatını inceleyecek değiliz. Yeterince konuşuldu, hakkında kitap bile yazıldı. Buna benzer vakaların yüzlercesini yaşadık, ilk değil, şimdilik son da olmayacağa benziyor.

Biz bu gerçeklik ile toplumun ve siyasetin ilişkisini mercek altına alacağız.

Toplum nasıl oldu da bir tarikat şeyhinin ağzından çıkan en saçma istekleri dahi normalce yapar oldu?

Toplum nasıl oldu da tarikatlara bu denli bağlandı? Peki, bütün bunlar olurken siyaset kurumunun en kurumsal ifadesi olan devlet olanların neresindeydi?

Meselenin sapkınlık boyutuyla ilgilenmiyoruz.

Nasıl oldu da toplum tarikatların kucağına itildi, bununla ilgileniyoruz.

Bu meseleyi ilk kez biz konuşmayacağız. Ama çarpıcı olan bir gerçekliği yeniden ifşa edeceğiz.

***

Toplumun tarikatlarla olan ilişkisi bir devlet operasyonudur. Türkiye sermeye sınıfının ihtiyaçlarıyla doğrudan ilgilidir. Özetle sistemlidir ve sadece bugünün meselesi değildir.

Türkiye’de İslamcı politik hat toplumsal tabanda tarikatlara dayanır, çünkü tarikatlar İslamcılığın can suyudur. İslamcılığın yaşaması bu anlamda toplumun tarikatlar eliyle zapturapt altına alınmasına bağlıdır.

Öncelikle tarikat ayırımı yapmadan, bir bütün olarak İslamcılığın ideolojik gelişimini tarihsel evrelere ayırarak kısaca özetleyelim. Dediğimiz gibi, mesele sadece bugünün meselesi değil. Bu meseleyi bütünsel olarak görmeye ihtiyacımız var.

****

Birinci evre (1923-1950):

Cumhuriyetin kurulduğu, genç Türkiye sermayesinin İslamcılığa karşı ilerici hamleler yaptığı bir dönemdi. Bu dönemde yaşam ve devlet ilişkileri, üstsel de olsa laisist bir radikalizmle planlandı. Tarikatlar ve İslamcı siyaset bu dönemde yeraltındaydı. Devrimci Cumhuriyet İslamcılığı sahnenin dışına çıkardı.

İkinci evre (1950-1973):

İkinci Dünya Savaşı sonrası palazlanan Türkiye sermayesi ve sermaye siyaseti, İslamcılığa karşı ilerici hamle yapma niteliğini bütünüyle kaybetti. Sermaye sınıfı, büyümesiyle doğru orantılı olarak halk düşmanı bir ideolojik karaktere büründü.

Türkiye egemen sınıflarının partileri olan DP ve CHP bu dönemde dincilik yarışına girdi. Nakşibendilik ve Nurculuk gibi tarikatlar yeraltında çıkma olanağı buldu. Sermaye sınıfı, tarikatları komünizme karşı mücadelede panzehir olarak kullandı. Komünizmle Mücadele Derneği ve İlim Yayma Cemiyeti bir devlet organizasyonu olarak bu dönemde peydahlandı.

Özellikle Nur tarikatı DP iktidarı döneminde, banka kredi ve imkanlarından yararlandı. 1970’lerde Müslüman iş çevresi oluşmaya başladı, “hacı” lakaplı taşra eşraflığı “iş adamına” dönüşüyordu. Müslüman Kapitalistlerin dönemi başlıyordu.

1970 yılında AKP’nin ideolojik-politik atası olan, Türkiye’nin ilk İslamcı partisi Milli Nizam Partisi Necmettin Erbakan önderliğinde kuruldu. O zamana kadar DP-AP çizgisini destekleyen bazı tarikatlar (Nakşibendi, Kadiri ve Süleymancılar) Erbakan’ı desteklemeye başladı. İslamcılık sermaye siyaseti içerisinde genişliyordu.

Üçüncü evre (1973-1983):

Devlet ve sosyalistler büyük bir hesaplaşmaya girişti. 12 Eylül faşist darbesiyle sosyalistler ve işçi sınıfı örgütleri devlet tarafından ezildi. 1970’lerin başında büyümeye başlayan tarikat merkezli İslami sermaye için 12 Eylül muazzam bir sıçrama oldu. İslamcılık bir yandan ekonomik olarak büyürken, diğer yandan 1970’li yıllardaki Milliyetçi Cephe hükümetleriyle birlikte devlet aygıtının da bir parçası olmuştu.

Sosyalistlerin 12 Eylül terörüyle işçi ve yoksul mahallelerinden sökülmesi ve işçi sınıfı örgütlerinin devlet tarafından dağıtılması tarikatlar için bulunmaz bir fırsattı. Tarikatlar büyük kentlerdeki işçi ve yoksul mahallelerinde bu dönemde kök saldı. Soldan koparılan yoksul halk tarikatların kucağına böyle bırakıldı.

Dördüncü evre (1983-1994):

İlk kez tarikatçı biri başbakan oldu. Turgut Özal Nakşibendiydi. Müslüman kapitalistlerin önünü açtı. Özal, Müslüman Kapitalistler için özel finans kurumları kararnamesi çıkardı.

Böylelikle İslamcılar ilk kez İslami bankacılık ve petrol ticareti işine girdiler. Artık büyük patronlar olmuşlardı. Tarikatlara bağlı yüzlerce şirket kurulmuştu, banka sahibi olanlar bile vardı.

Örneğin; İsmailağacılar Tahtakale piyasasında dolar ticaretine başladı, Erbakancılar ise Müslüman Kardeşler işbirliğiyle Orta Doğu-Türkiye- Avrupa arasında düşük ayarlı altın kaçakçılığı yaptılar. Yine Albaraka Türk, İhlas Holding, Anadolu Finans, Asya Finans gibi yapılar ve İslamcı işadamı teşkilatı MÜSİAD da bu dönemin ürünüydü.

Beşinci evre (1994-2002):

Erbakan’ın Refah Partisi 1994’te İstanbul ve Ankara belediyelerini aldı ve İslamcı gelenek 2019 yerel seçimlerine kadar, yani çeyrek asır boyunca iki büyük şehri yönetti. 1995 seçimlerinde ilk defa bir İslamcı parti seçimlerden birinci çıktı. Artık Müslüman kapitalistler siyasal iktidar aygıtını da dolaysız bir şekilde ele geçirmişlerdi. Refah Partisi iktidar olmuştu.

Örneğin; günümüzde beşli çete olarak anılan, AKP’nin kamu ihaleleri vererek ve vergi borçlarını silerek palazladığı sermaye çevresinden olan Kalyon İnşaat, ilk ihalelerini 1994’te Refah Partisi iktidarı döneminde almıştı.

Bu aşamada AKP-Fethullah ilişkisine de değinmekte fayda var. Fethullah’ın yakın adamı Nurettin Veren cemaatten ayrıldıktan sonra açıklayacaktı; Veren’e göre 1994 yılına gelindiğinde Fetullahçılık Türkiye örgütlenmesini çoktan tamamlamıştı. Fetullahçılık, 12 Eylül sonrası palazlanan tarikat örgütlenmelerinin en gelişkiniydi.

Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada örgütlü hale geliyordu. Ama yine de asıl atılımını 2002 sonrası AKP iktidarıyla yapacaktı.

Altıncı evre (2002-2021):

Kısa bir Ecevit-Bahçeli koalisyonundan sonra, İslamcılar bu kez AKP adıyla yeniden iktidar oldu. AKP’nin henüz devam etmekte olan serüveni böyle başladı.

AKP tam bir tarikatlar koalisyonuydu. Daha da somut ifade edecek olursak, AKP’nin ilk bakanlar kurulu Nakşibendi-Nurcu (asıl olarak Fethullahçılık) ortaklığıydı. Fethullah ile birlikte devletin islamizasyonu adına uzun bir yol yürüdüler.

İlk önce Fethullah, 2008’de Erdoğan’ı ve partisini kapatılmaktan kurtardı. Sonra birlikte Ergenekon palavrasını tezgahladılar ve TSK’yı İslamlaştırdılar. 2010 referandumunda yargıyı hükümete bağladılar ve böylelikle yargının islamizasyonu da tamamlanmış oldu.

Fethullah cemaati ordunun, yargının ve emniyetin bütün tepe noktalarını bu dönemde ele geçirdi.

Bu ortaklık özellikle 2013’te başlayan 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasına kadar sürdü ve 15 Temmuz 2016 Fetullahçı darbe girişimiyle birlikte sona erdi.

15 Temmuz İslamcı iktidarı zayıflatmadı. Bilakis daha da güçlendirdi. 2017 referandumu ile birlikte parlamento da tasfiye edilerek, dokunulmaz bir siyasal aygıt oluşturuldu. Medyanın bir bütün olarak İslamileştirilmesi programı da bu süreçte tamamlandı.

Keza, 15 Temmuz’un ardından iktidar mekanizması bütünüyle Nakşibendileşti. Haliyle Fetullahçıların iş sahaları ve devlet içindeki yerleri AKP aracılığıyla Nakşibendi tarikatına bağlı cemaatlerle dolduruldu.

Bu tarikatların en gözdeleri Menzil ve İsmailağa cemaatidir. Bunların dışındaki Nakşi cemaatler ve Nurculuğa bağlı bazı cemaatler de yaşamını zayıflamadan sürdürüyor. Ama Menzil ve İsmailağa müritleri devlet mekanizmasının yeni kadroları haline dönüştüler. Menzil’e ve İsmailağaya bağlı şirketler büyüme hacimlerini artırarak günümüzün en “hatırı sayılır” iş adamları oldular.

****

Nereden bakarsak bakalım, kendi aralarında her ne kadar anlaşmazlık ve kavga varsa da birlikte büyümüş, siyasete ve ekonomiye egemen olmuş bir ideolojik yaklaşımın hegemonyasıyla karşı karşıyayız.

Tarikatların ismi değişebiliyor ama tarikatların ideolojik kaynağı olan İslamcılığın politik zemindeki gücü yarım asrı aşkın bir süredir varlığını güçlenerek sürdürüyor.

Hele ki son çeyrek asra bakınca her türlü politik, ekonomik, kültürel ve sosyal olayın ardında tarikatların taleplerinin karşılanması olgusuna rastlıyoruz. Bütün güncel tartışmalar bu zeminde gelişiyor. Kadın cinayetleri referansından, kokainci “müminlerden”; Cüppeli Ahmet’in medyatik bir kişiliğe dönüşmesinden, iş cinayetlerinin “fıtrat” olarak anılmasına kadar.

İş dönüp dolaşıp, bütün yaşamın rengini solduran bir ideolojik köke dayanıyor.

Trilyonluk ihaleleri kendi aralarından pay eden “din kardeşleri”, yoksul mahallelerdeki insanların badelenmesine göz yumuyor. İşte yoksul halkı badeleyen sapkınlıkla, bu cahillik üzerinden yükselen ve büyüyen iktidar ve zenginleşen egemen sınıflar aynı ideolojiden besleniyor.

Yoksul halk hakkını aramasın ve hakları için örgütlenmesin de; ister badelensin, ister “fıtratı” gereği ekmek parası için “iş kazasında” ölsün.

İşte İslamcılık tam da bu ekonomi politik zemine oturuyor. İslamcılık, İslamcı olmayan (!) geleneksel/büyük sermaye sınıfı tarafından da bu yüzden desteklendi ve desteklenmeye devam ediyor.

Özetle; İslamcılık içinde yaşadığımız sömürü ilişkileri içinde, sermaye düzeni açısından bir ihtiyacı karşılıyor.

Bu arada, belirtmekte fayda var. Yalnız AKP değil, muhalefet diye önümüze sunulan diğer düzen figürleri de İslamcı hegemonyaya dahil. İslamcılık Türkiye düzen siyasetinin herhangi bir hattı değil artık, devletin güncel ve resmi ideolojisidir. Düzen yalnız iktidar mekanizmasıyla değil, muhalefetiyle de İslamcıdır. Şimdi burada tek tek saymayalım. Gözünüzün önünden geçirin şöyle bir AKP’ye “muhalif” düzen figürlerini.

Devlet mekanizmasıyla düzen muhalefetini ve onlarla badeci şeyhi bir araya getiren İslamcı ideolojik zemindir.

Önceki İçerikMenzil, köy ve cemaat -2-
Sonraki İçerikVirüs destanı…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol