İran üzerine…

Yayınlayacağımız bu yazı, geçtiğimiz yaz kaybettiğimiz Ahmet Haşim Doğançayır tarafından, ölümünden 10 yıl önce, 2009’da, İran’da patlak veren siyasi kriz üzerine kaleme alınmıştı. Bugün İran’da molla rejimine karşı kitle hareketi patlamalı karakterini sürdürüyor, bir yandan da ABD ile İran arasındaki gerilim iç politikada halka karşı gerici molla iktidarının elini kuvvetlendiriyor.

Bugün Ahmet Doğançayır’ın doğumgünü. O bizim için hem bir ağabey, hem bir dost, hem de örnek bir devrimciydi. Onu saygıyla anıyor, RED Dergisi‘nin 34. sayısında İran’a nasıl ilkesel olarak nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatan yedi maddelik yazısını bir kez daha dikkatinize sunuyoruz:

1. 1979 devriminden sonra İran’da tesis edilen yeni İslami-kapitalist rejimin yöneticileri halkın örgütlerini boğmak ve İranlı emekçilerin, ezilen kitlelerin taleplerini reddetmekten ibaret olan yeni bir manevra düzenledi: Sözde bir başkanlık rejimi. İslam kılıfı altında halkın siyasal egemenliğini gasp eden gerici rejim, Şii hiyerarşisinin bir kesimini İran’ın kadir-i mutlak önderleri yaptı. İslam cumhuriyeti etiketi altında İran’a despotik bir halifelik dayatıldı.

2. İktidardaki mollalar, seçim senaryosunu cumhurbaşkanının İran halk iradesini hiçbir biçimde ifade edemeyerek seçileceği ve iktidarda etkinlikten mahrum olarak ancak alet olabileceği şekilde düzenledi. Anayasaya göre ‘seçilen’ başkanın tek görevi Fıkıh’ın ya da muhafızlar konseyinin söylediklerini yerine getirmektir. Seçim düzenlendiği biçimde öyle karikatür ve gericidir ki, en temel demokratik hak yani aday gösterme hakkı bile halka çok görülmüştür. Bir aday fiili olarak tanınmadan önce dini liderin onayından geçmek zorundadır. İran anayasası adayın ‘İslam cumhuriyetinin ilkelerine ve bu ülkenin resmi dinine karşı dürüst ve bağlı olan seçkin siyaset ve din adamları’ arasından seçilmesi gerektiğini açıklar.

3. Anayasa ancak kapitalist sömürünün meşru olduğunu kabul eden, büyük toprak sahiplerine karşı çıkmayan, toplumsal üretim araçlarının özel mülkiyetini sınırlamayı reddeden, kadınların eşitsizliğini bir zorunluluk olarak gören bir anayasadır. Ayrıca bu anayasa ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını tanımayan ve üstüne üstlük dini inançlar arasında yalnızca Şii dinine ya da daha doğrusu bu dinin özel bir yorumuna inanan adayları seçilebilir olarak kabul eden bir anayasadır. Bütün seçimlerde olduğu gibi bu sözde seçimde de yalnızca demokratların, sosyalistlerin ve devrimcilerin katılma hakkı değil fakat diğer dinlere mensup olanlarında aday gösterme yetkileri gasp edilmiştir. Katiller ve gerici hükümet yöneticileri ‘gerekli koşullara’ uygun düşmekte buna karşılık emekçi ve ezilen kitleleri savunanlar ‘meşru’ aday olamamaktadır.

4. Kitlelerin bağımsız siyasal mücadelelerini ve örgütlenmelerini oluşturma sorunu her siyasi çalışmanın bel kemiğidir. Gericiliğin tasarıları ve karşı devrimci önlemleriyle mücadele etmenin tek yolu geniş ezilen kitlelerin siyasal ve bağımsız hareketliliğini canlandırmaktır.

5. Kendilerine dayatılan önderlerden daima daha kalabalık olan halk kesimlerinin hoşnutsuzluğu her gün biraz daha artıyor ve yanılgıları parçalanıyor. Ancak birçok yanılsamanın parçalanmasına karşın merkezi siyasi talepler ekseninde bütün ülke içinde yaygınlık kazanabilecek, emekçi ve ezilen kitleleri bir araya toplayabilecek bağımsız bir hareket henüz oluşmadı. Önderlik sorunu yakıcı bir görev olarak ortada duruyor.

6. İran’daki 2009 başkanlık seçimi sonucu Ahmedinecad bir kez daha başkan olarak oldu. Kitlelerin, kuruluşundan beri iktidardaki gericiliğin şiddetli saldırılarına uğrayan fikir ve örgütlenme özgürlüğü, siyasal parti hakları, kadın hakları, kitle iletişim araçları üzerinde ki sansürün kaldırılması, işçi akımlarının faaliyet özgürlüğü vb. demokratik kazanımların ele geçirilmesi, güçlendirilmesi ve korunması için mücadeleye girmeleri önemli bir adımdır. Bu mücadelelere emperyalist güçlerin tezgâhı olarak daha baştan cephe almak, iktidardaki kliğin taraflarından birinin destekçisi olarak bakmak, anti-emperyalizm adına gericiliğin tasarı ve karşı devrimci önlemlerine kurban etmek demektir. Böylesi politikaların acı sonuçları 1979 İran devriminde şubat ayaklanmasından sonra yaşandı. Gösteriler Tahranda patlak verdiği zamanda çoğu kişi dudak bükmüştü. Önderliklerin mollaların referandumunu boykot etmek yerine çekimser kalmaları, anayasaya karşı mücadele ve ayaklanmanın getirdiği demokratik kazanımları savunmak üzere emekçilerin ve ezilen kitlelerin birleşik cephesini seferber etmek yerine hareketsiz kalmaları, ulema meclisi seçimi sırasında devrimci bir alternatif önererek bu meclisin niteliğini teşhir etmemeleri, ABD’ye karşı girişilen seferberlik sırasında hareketi anti-emperyalist talepler etrafında yönlendiremeyişi egemen sınıfa sonuçları işine geldiği gibi ayarlamak için tüm fırsatları vermişti. Özet olarak 1979 İran devriminde mollaların önderliği alması devrimi göremeyen, kitlelerin taleplerine sırt çeviren önderliklerin ihanetleriyle açıklanabilir ancak.

7. İran’da daha işin başlangıcındayız. Neyin ne olacağı işin nereye varacağını ilan etmek için henüz çok erken. Devrimci bir durum mu yaşanıyor tartışmalarına ilişkin olarak şu söylenebilir. Devrimi ölçmek için bir barometre henüz icat edilmedi. Ancak kitlelerde eskisi gibi yönetilmeme eğilimi var. Yönetici elit içinde bölünme var, hem de çok ciddi bir bölünme. Bu onların eskisi gibi yönetemeyecekleri anlamına gelir. İnsanlar öldürüldü. Bir rejim halkı öldürmeye başlamışsa meşruiyeti tartışılmaya başlanır…

Son Haberler

Ne güzel tedbir!

İstanbul virüs kaynıyor. Resmi kurumlar alınacak tedbirleri konuşmak için toplanıyor. Ama birisini çağırmayı unutuyorlar! RED haber - Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul'da toplam koronavirüs vaka...

Grip aşısı muamması

Kış yaklaşıyor, yeterli grip aşısı yok, vatandaş tedirgin, ortak kanı şu: Aşıda da torpil dönüyor!.. RED haber - 'Yerli ve milli' Türkiye'de grip aşısı üretilmiyor;...

Nereden çıktı bu fosiller?!

'Adnan Oktar Suç Örgütü'ne yönelik fosil operasyonu dün şaşaalı bir şekilde medyaya sunuldu. 'Kedicikler' tabir edilen Adnan Hoca müritleri bugün isyan etti. Her şey...

Ya ‘o’na yapılsaydı?

Türkiye'deki dincilerin sesi akit gazetesi Bekir Coşkun'un vefatı ardından alışıldık üslubuyla çirkin bir saldırıda bulundu. Peki, aynısı Tayyip Erdoğan'ın bir yakını için yapılsaydı ne...

Günü provokasyonla kurtarmak… Ve gerisi…

Toplumdaki desteği iyice eriyen ve meşruiyetini kaybeden Saray Rejimi, sonunu geciktirmek için muhalefet içinde provokasyonlar yaratma ve tüm muhalefeti 'suçlu' haline getirme yönelimine girdi....