İnsan: En inatçı virüs

Benzetmek gibi olmasın ama tarihe baktığımızda, insanoğlu gelmiş geçmiş en arsız, en yayılımcı ve en inatçı virüs olmuş. Yok etmişiz, yok etmişiz, yok etmişiz…

  • T. AKMAN

Sürekli yok etmişiz, şehirleşme denilen korkunç bir akıma kapılarak doğanın tüm dengesini bozmayı başarmışız. Dünyadaki tüm diğer canlıları köşeye kıstırmışız; büyük canlıları iyi ihtimalle, çıkamayacakları dar bölgelerde “korumaya” ya da kapalı alanlarda “sergilemeye” almışız. Gözün gördüğü küçük canlıları hiç düşünmeden yok etmeyi hak saymış ve normalleştirmişiz.

Nihayetinde de dünyanın sahipliğine soyunmuşuz.

65 bin yıldır yerel halkların huzur içinde yaşadığı ve “medeniyetin” en son ulaşabildiği topraklardan biri olan Avustralya’da 17. Yüzyıl işgalcileri olan Hollanda denizcileri sadece bayrak dikmiş, ancak James Cook önderliğindeki İngiliz işgalciler hem sömürgeciliğe hem de katliamlara başlamış.

Zaten pek bir ihtiyaç da kalmamış, zira ilk kez kızamık, suçiçeği ve grip ile tanışan ve ne olduğunu bile anlayamayan yerel halkın yüzde 90’ı hastalıklara yenik düşmüş.

İngilizler sadece taşıdıkları virüsler ve Tazmanya soykırımı gibi tarihsel ayıplarla diğer insan ırklarını yok etmekle kalmamış, adadaki hayvan soylarını da yok etmiş.

Bugün dünyada 320 civarı keseli hayvan yaşıyor ve bunların çoğu Avustralya ve Güney Amerika’da. Ancak keselilerin kralı diyebileceğimiz kanguru sadece bir tane ve benzersiz.

Oysa ki İngilizler adaya geldiklerinde kangurudan daha büyük, daha etkileyici, daha güzel yirmiden fazla keseli türünü çok kısa sürede yok ettiler. Hayvanların yaşam alanlarının tarlaya veya otluğa çevrilmesi, aşırı avcılık ve özellikle Avrupa’dan getirilen kızıl tilki ve ev kedilerinin Avustralya’da her yere yayılması, savunmasız keseli türlerini ortadan kaldırdı ve günümüzde halen birçok türü tehdit ediyor.

Bir zamanlar 1 ton ağırlığında keselilerin, hatta uçan keselilerin cirit attığı adada, bugün kabaca erişkin bir insan boyutlarında olan kangurunun yanı sıra bize kalan keselilerden koala Koala, vombat, keseli sansar, Tazmanya canavarı, süzülen kuskus, Bandikut faresi, sarı karınlı planör, kısakuyruklu kanguru, valabi, opossum, minik peri gibi hayvanlar Avustralya’ya özgü hayvan çeşitliliğini tamamlıyor: Dingolar, Ornitorenkler (Platypus), dikenli karınca yiyenler, Avustralya yalıçapkınları (Kookaburra), Emu (Avustralya devekuşu), Lir kuşu…

Pandemi başlamadan önce dünyanın en büyük dertlerinden biri Avustralya’da aylardır kontrol edilememiş olan yangınlardı. Her gün yangınlarda kavrulan koalaların ve kanguruların fotoğrafları içimizi yakıyordu; sonra pandemi ile herkes kendi derdine düştü; yangınlar da onlarca insan, milyonlarca hayvan ve 25 tane İstanbul büyüklüğünde ormanı yok ettikten sonra mevsim değişimi ve yakacak şey kalmadığı için söndü.

Peki neydi bu yangınların sebebi?

Yüzyıllardır doğanın gizemlerini tecrübe ile çözen Aborjinler, zamanı geldiğinde yabani otları ve dünyanın en büyük yangınlarının müsebbibi olan okaliptüs ormanlarını kontrollü yakma ustası olmuşlardı. Bu sayede hem büyük yangınları engelliyor, hem koala ve kangurulara yeni yaşam alanları açıyor, hem de bitki örtüsünü tazeliyorlardı.

Yakın dönemde art arda çıkan kanunlarla, karbondioksit emisyonlarını filan bahane edilerek Aborjinlerin kontrollü yangınları yasaklanınca bu felakete adeta davetiye çıkarıldı ve Avustralya ile insanlık bunun bedelini çok ağır ödedi.

İnsanoğlunun başındaki en büyük dert şehirleşme çılgınlığı ve bunun için bilinçsizce doğayı yok etmesi. Bu konuda kitaplar yazılabilir, çok uzatmayacağım ama problemin kökeninde insanın ormanlık bölgeleri yok ederek kendine yaşam alanı açarken yaptığı hatalar var.

Ne yapıyoruz?

Ormanlık alanın kıyısına yaklaşıp, mümkünse orman içinde kafamıza göre bir yer açıp oraya yerleşiveriyoruz. Kendi hayvanlarımızı yetiştirmeye başlıyoruz; tarım yapıyoruz ve henüz altyapı olmadığı için ortalığı bayağı bir kirletiyoruz. Kendi pisliğimizde boğulurken, oradaki yabani hayatın içinde kendi memeli hayvanlarımızla yer almaya başlıyoruz.

Ancak oradaki yabani hayatın içerisindeki bakteri, mikrop, parazit ve virüsleri hiç dikkate almadığımız gibi yabani memelileri de öldürüp, hijyenik olmayan ortamlarda tüketiyoruz; en iyi durumda da yabani ortamların süper taşıyıcısı olan yarasalarla yakın temasa geçiyoruz.

Vampir hikâyelerini gençler için “cool” ve muhteşem bir şeymiş gibi şekillendirip, hiçbirimiz dönüp bu hikâyelerin neden ve nasıl çıktığını düşünmüyoruz. İşte nadiren de olsa, ortamdaki diğer hayvanlarla huzur içinde yaşayıp giden bazı virüsler ya hayvanlar üzerinden ya da doğrudan insana geçmeyi başarıyor.

En önemli vektör de yarasalar.

Demeye çalıştığım şey CoVID-19’un insanlığın başına gelecek son virüs tehlikesi olmayacağı ve insanoğlu doğayla uyum içinde yaşamayı bırakıp çarpık şehirleşmeye devam ettiği sürece bu tehlikenin artarak devam edeceği.

Bugün dünyanın en ücra köşesine girmiş virüsten kaçma şansı dikey yerleşkelerden uzak yaşayabilme lüksünüze paralel artacaktır.

Türkiye’nin salgınla savaştaki şanssızlığı cehaletin yanı sıra doğayla bilinçsizce savaşmaya alışkın nesiller yetiştirmiş olmak. Son 20 yılda Türkiye’deki doğa ve ağaç katliamı, her konuda olduğu gibi resmi olarak inkâr edildiği için gerçeği bilemiyoruz, ancak tahminen dünyada Brezilya’dan sonra en çok kasıtlı orman katleden ülke olabiliriz. Resmi rakamlara göre bile son 18 yılda Türkiye İstanbul büyüklüğünde (5 bin 461 km2) orman alanı kaybetmiş ve bunun ciddi bir kısmı İzmir, Muğla ve Antalya gibi rant bölgelerinde gerçekleşmiş.

Bu dönemde İstanbul’da güya hiç orman alanı kaybedilmemiş; artık siz düşünün resmi rakamların ne kadar gerçeği yansıttığını!

Sadece üçüncü havalimanı saçmalığı için kesilen ağaç sayısı 40 km2 içinde 13 milyon! Hiçbir işe yaramayan 3. köprü çevreyolları için yok edilen yoğun orman alanı 21 km2, tahminen 7 milyondan fazla ağaç!

Ve milyonlarca gözle görülen, milyarlarca gözle görülemeyen canlı…

Bütün bunların karşılığında güya dikilen ağaç sayısı 1,5 milyon. O da nereye nasıl belli değil.

Doğanın kendisiyle uyumsuz yaşayanları silkeleme isteğinden kurtulmanın ve CoVID-19 gibi virüslerden (inanın henüz insana bulaşamamış, bilmek isteyeceğinizden çok daha fazla sayıda virüs çeşidi var) uzak durabilmenin tek yolu, daha da geç olmadan insanoğlunun girdiği hatalı yoldan çıkması.

İnsanoğlu anlamsız bir şekilde Mars’a yerleşme, uçma kaçma hayallerini terk edip elindeki cennet dünyanın, hele bu cennet ülkenin değerini bilmeye başlamazsa bir sonraki pandemi bize bugünleri aratacak kadar yıkıcı olabilir…

Son Haberler

Aşı sallaması

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın sayı saymayı bilmediği veya hayal aleminde gezdiği anlaşıldı. Gripteki aşı muamması COVID'e gelince 'aşı sallaması'na dönüştü... RED haber - Sağlık Bakanı...

Remzi’nin unutulmayan tekmesi…

1992 yılında Türkiye'de polis tezgahları bir tekmeyle yıkıldı. Bir daha devrimcileri masa önlerine dizip teşhir etmeye cesaret edemediler. Remzi şu aşağılık düzene tekme vurduğu...

Saray para emiyor!

İşçiye, emekliye, memura yüzde 5 maaş zammı bahşeden Saray, kendi bütçesini 3,1 milyar liradan 4,3 milyar liraya yükseltti! RED haber - Vatandaşın önüne askıda ekmek...

ABD kapıları kapattı!

ABD'nin Türkiye Büyükelçiliği ve tüm konsolosluklar kapılarını kapattı. Vize dahil tüm işlemler askıya alındı. RED haber - ABD Türkiye'deki Büyükelçiliği'nin ve tüm konsolosluklarının kapısını bir...

Madencinin sesi yükseliyor

Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Tahir Çetin... Soma ve Ermenekli madenciler, kimsenin sesini çıkaramadığı bir dönemde tüm Türkiyeli emekçilerin yükselen çığlığı oldu... RED haber - Somalı...