Gazete REDİnkalar, Türkiye, virüs

İnkalar, Türkiye, virüs

Bugün size Peru’yu anlatmak istiyorum, yazı biraz uzun olacak…

  • T. AKMAN

Çoğumuzun aklına Peru denildiğinde İnkalar, Machu Picchu, Nazca çizgileri, Lima, Titicaca gölü, Sechura ve Atacama (Şili ile ortak) çölleri, lamalar ve Simon Bolivar dışında pek bir şey gelmeyecektir.

Yüzölçümü Türkiye’nin 1,5 katından büyük olan Peru’da sadece 32 milyon kişi yaşıyor.

İnka imparatorluğunun merkezi konumundan, İspanyol sömürgesine dönüştürülen Peru 1821’de bağımsızlığını kazanmış, yavaş yavaş zenginleşmeye, gelişmeye çalışan ve birçok açıdan bize çok benzeyen bir ülke.

Halkın yüzde 45’i safkan yerlilerden (+ yüzde 37 melez, yüzde 15 Avrupa, yüzde 3 Afrika ve Asya kökenli) oluşsa da bizdeki gibi şehirlere doluşup, deprem korkusuyla çirkin apartmanlarda ya da sefalet içinde gecekondu mahallelerinde yaşamayı seviyorlar.

Nüfusun üçte biri başkent Lima’ya tıkılmış, ancak kırsalda bambaşka bir hayat yaşanıyor. Nevado Huascarán (6 bin 768 metre) gibi bol sisli devasa dağları, Amazon nehrine coşkuyla akan suları, aşırı kurak çöllerinin yanısıra geniş yağmur ormanları olan, 2 bin 400 km sahil şeridi boyunca Pasifik okyanusundan sürekli dayak yiyen ülkede vahşi yaşama bırakılmış çok büyük alanlar nedeni ile iklim, bitki ve hayvan çeşitliliği çok yüksek.

Kuyu kebabı (Pachamanca) ile gurur duyan, limonda pişmiş balık (Ceviche-Seviçe) ile dünyayı değiştiren Peru mutfağı oldukça önemlidir. Genelde yemeklerde acı ve ekşi tatlar öne çıktığı için bira içmeyi tercih eden Peru halkı bu yönüyle Güney Amerika’daki şarap akımından uzak kalmıştır.

90’ların başında yaşanan kolera salgınına kadar Peru’da sağlık sistemi oldukça yetersizdi. O döneme kadar şehirlerde yüzde 25, kırsalda yüzde 90 oranında temiz suya erişim yoktu. Salgında yaklaşık 9 bin vatandaşını kaybeden ülkede ciddi bir sağlık reformuna gidilerek öncelikle kalabalık yerleşim bölgelerindeki altyapı sorunları büyük ölçüde çözüldü.

Gelir dağılımı adaletsizliğinin yüksek olduğu ülkede, 2009’da Sağlık Bakanlığı tüm vatandaşların eşit sağlık hizmeti alabilmesi için tüm sağlık hizmetlerini ücretsiz hale getirdi, SSK devreye alındı.

Doktorlara zorunlu taşra hizmeti gibi bildiğimiz tedbirlerle sağlık hizmetlerinin kırsala yayılması çabaları devam etse de halen çoğu küçük yerlerde ve çaresiz hastalıklarda şamanlar (ne kadar aynıyız değil mi?) halen etkin bir rol oynuyor. Bizdeki üfürükçülerden önemli bir farkı, şaman tedavilerinde ruhun bedenden ayrılıp sağlıklı bir şekilde bedene geri dönüş yolculuğunu sağlayan yoğun avyazka kullanımı.

Peru halkı tüm kimyasal ilaçlara erişimi olsa dahi halen kocakarı ilaçlarını kullanmayı tercih ediyor, bunların arasında önemli bir yer tutan koka (evet kokainin elde edildiği bitki ama ilgisi yok; kokain bu bitkinin çok büyük işlemlerden geçirildikten sonra sentezlenmiş yüzde 1’lik bir parçası; medikal alanda kullanılıyor, üretimi, kullanımı ve ticareti yasal. 500 bin kişi koka yetiştiriciliğinden para kazanıyor) kullanımı özellikle artmış durumda.

Özellikle antibiyotik kullanımı çok tercih edilmiyor -ki COVID-19 bir virüs olduğu için biz neden bu kadar güçlü antibiyotikler kullanıyoruz acaba?

Nihayet Peru sağlık sistemine az para harcıyor gibi görünse de, Latin Amerika’da tek, dünyada çok ender ülkelerden biri olarak sağlık bütçesi askeri bütçesinden daha yüksek.

Legatum Prosperity (ülke zenginliği) indeksinde iki ülkeyi karşılaştırırsak Türkiye 91. sırada, Peru 56. sırada yer alıyor. Sağlık ve eğitim alanlarında genel olarak bizden daha iyiler; yüzde 3,3 işsizlik oranı, genel kültür seviyesi, kişisel özgürlükler, adalet ve güvenlikte bize fark atıyorlar.

Otoyolları, köprüleri, trafiği tıkayacak lüks Alman arabaları yok ama bizden daha mutlu, daha huzurlu ve çok daha özgür yaşıyorlar.

Gelelim COVID-19 ile olan öykülerine. Başkan Martín Vizcarra 2018’de başkan yardımcısıyken, başkanın yolsuzluktan istifası ile devraldığı koltuğa çok yakıştırılan, dürüstlüğü ve şeffaflığı ile yakın Peru tarihinin en sevilen başkanı. Bu felsefe devletin tüm kademelerine de indirildiği için doğru ve şeffaf raporlama yapıyorlar her şeyden önce, sayı servisi yok.

6 Mart’ta 25 yaşında Avrupa’dan yeni dönen bir vatandaşın ilk vakayı ülkeye getirdiğini başkan Vizcarra bizzat kendisi açıkladı. Acilen oluşturulan kriz kurulu, 11. vakayı görür görmez derhal 10 Mart’ta okulları kapatarak müdahaleye başladı.

15 Mart’ta, salgının 9. gününde, vaka sayısı 71’e çıkınca, henüz kimse vefat etmeden, ülke çapında sokağa çıkma yasağı ilan edildi. (Biz ise ancak 24 bin vaka ve 501 vefat olduğunda 26. gün kısmi tedbirler almaya başladık.)

19 Mart’ta ilk vefat duyuruldu ve 20’sinde Vizcarra Sağlık Bakanı’nın istifasını kabul ederek yerine salgın hastalıklarla mücadele etmiş, daha tecrübeli bir halk sağlığı uzmanını getirdi. Aynı gün 2019 Pan Amerikan oyunlarına evsahipliği yapan kompleksi acil 3 bin yataklı bir CoronaVirüs hastanesine çevirme kararı verildi ve ordu bu işle görevlendirildi; 1.000 yatağı 10 gün içinde hizmete alındı.

Nisan başında kırsaldaki 1 milyondan fazla haneye 225 dolar nakit yardım gönderildi; herkesin maaşı işsizlik fonundan karşılanmaya başladı. Sokağa çıkma kısıtlamaları sürekli sıkılaştırılarak tam şeffaf bir yönetimle, halkı, gerektiği yerde kolluk kuvvetleri aracılığı ile eğiterek devam etmekte.

18 Nisan’a kadar evinde eğitim imkanı olmayan 800.000 çocuğa tablet dağıtıldı, internet erişimi verildi. Elektriksiz köylerde eğitim veren 97 bin 756 öğretmene güneş enerjisi ile şarj edilebilecek tablet ve yeni e-müfredat gönderildi.

60 yaş üzerindeki doktor ve hemşirelerin COVID-19 hastalarıyla birebir ilgilenmesi yasaklanarak sağlık personeli biraz daha korumaya alındı.

19 Mart’ta 2 milyon hızlı test kiti tedarik edildi ve Peru en baştan beri ciddi test yapan ülkeler arasında.

Bu arada bizim gibi bir yoğun bakım kapasiteleri yok (19 Mart’ta 230 ventilatör vardı, şu anda 500 civarı, 1000 tane daha hizmete girmek üzere) ve bizim böbürlenerek kullandığımız üçlü tedavi uygulanmıyor, hatta ateş düşürücü ve vitamin takviyesi haricinde hiçbir ilaç tedavisi uygulanmıyor.

Şimdi özete gelelim:

Göreceğiniz gibi Peru işin başından beri ciddiyetle her tür tedbiri almaktan kaçınmayan ülkelerden biri. Ancak bu kadar tedbire rağmen Peru’da ne yazık ki virüs kontrol altına alınamıyor. 28 bin 699 (+1.182) vefat , 782 (+54) vefat ve 19.492 (+791) aktif vaka ile vaka/vefat oranı (Türkiye yüzde 2,58, Peru yüzde 2,72; Peru milyonda 24, Türkiye milyonda 34) ile bize göre daha iyi olan Peru istatistiği öncelikle bize bizdeki başarının koca bir balon olduğunun göstergesi. Vaka gizlemek için, sokağa çıkma yasağı olan günlerde bile nasıl oluyorsa 40 bin test yapabilen, günlük 60 bin test kapasitesinin sadece 20 binini kullanan, ancak Almanya’yı bile kıskandıran sağlık sistemimiz ve üçlü tedavimiz elindeki kısıtlı imkanlarla pek bir şey yapmayan Peru kadar başarılı sonuç vermiyor demek ki!

Üstelik vaka sayısı tüm dünyada tam saptanamasa da, Peru’nun vefat rakamlarının doğru ve net olduğunu da biliyoruz.

Ayrıca detaylı bakınca PCR testi ile pozitifleri ayrı, hızlı test ile pozitifleri ayrı, bulgudan pozitifleri ayrı raporladıkları için test/vaka oranları da çok daha gerçekçi.

Demek ki Peru gibi test yapılsa ve gerçek bir sokağa çıkma yasağı uygulansa ve servis edilen vefat sayısına inansak bile karşılığı çok daha büyük rakamlar olurdu. O da Peru kadar başarılı olabilseydik… Bizim servisçiler neresinden baksanız sınıfta kalıyor yani.

İkinci anlamamız gereken şey de insan faktörü. Siz istediğiniz kadar sert kararlar alın ve uygulayın, insanlar eğitilmedikçe, neden sosyal mesafe koyması gerektiğini, neden sokağa çıkmaması gerektiğini, neden düzenli elini yıkaması, dişini fırçalaması gerektiğini, neden herkese “virüslüymüş” gibi davranması gerektiğini anlamadığı ve daha da önemlisi bunu içselleştirmediği sürece böyle bir virüsü altetmeniz mümkün olamaz.

Milli Eğitim, Milli Savunma ve Sağlık Bakanlığın acil bir araya gelip oluşturacakları program ve eğitim şablonu ile, gerekirse orduyu kullanarak hane hane, vatandaş vatandaş olayın ciddiyetini anlatması ve eğitmesi gerekiyor. Uzaktan kolonya göndermekle bu iş çözülseydi kolonyaya adını veren Köln şehrinde hiç vaka olmaması gerekirdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,155BeğenenlerBeğen
17,030TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol