İçimizdeki hırsız

Dünya dillerinde ‘devlet malı deniz yemeyen domuz’ diye bir söz var mı?

  • BORA ERCAN

Günlerdir kafamda dolanıp duruyor şu hırsızlık meselesi. Birilerinin bir şeyi var ve başka birileri bunu ondan alıyor. Peki bu alan kim, o mala sahip olan kim?

Gelin görün ki yazamıyorum bir türlü, elim kolum bağlanıyor.

Sağlıklı, doğru, tarafsız haber alma hakkımızı medya patronları iktidar aracılığıyla elimizden aldıkları için kendime koyduğum medya ve sosyal medya yasaklarını delmek zorunda kalıyorum zira ciddi bir deprem oldu.

1974 İzmir depremi çocukluğuma dair belirleyici bir anıydı. Sabaha karşı babamın beni yatağımdan kucakladığı an bunca yıldır tüm canlılığıyla zihnimde.

Bir tane hayatımız var. Onu da nasıl yaşayacağız ya da birilerinin çıkar uğruna yaptıkları kasıtlı hatalar yüzünden o hayatımızı ya yarım yaşayacağız ya da yaşayamayacağız. Tabii sevdiklerimizi kaybedince biz de eksiliyoruz. Kime söyleriz derdimizi, der Pir Sultan, arzuhal eylesem deftere sığmaz!

Sağlığımızı, zamanımızı, varlığımızı çalan ne varsa onlara direnmek galiba bu devirde yaşamak.

CEZASINI BULMAYANLAR…

Hırsız kelimesi ilginç bir kelime. Bir yansıma kelime olduğu su götürmez olan hır kökü kavgaya, hırlaşmaya işaret eder, bundan türeyen hırçın kelimesi anlaşılırdır, fakat hırsız bu durumda kavgasız demek olmuyor, aslında evet kavgasız demek belki, usta hırsız kavgaya gerek mi duyar?

Sonda söylenmesi gerekeni acele ederek burada söylemek durumundayım: hepimizin içinde bizim de inanamayacağımız kadar büyük bir hırsız yatar. Kimimiz bunu farkına varıp onu yok etmeye çalışıyoruz, kimimiz de onunla gayet barışık bir şekilde çala çırpa yaşıyoruz.

Mesela torpille küçük ya da büyük bir iş yapmayan bu ülkede yoktur. Fransızcada bir balık adı olan torpil Türkçede başka bir anlam kazanmıştır.

Dünya dillerinde ‘devlet malı deniz yemeyen domuz’ diye bir söz var mı? Vardır elbette, insan bu; ama, bazı yerlerde kolay kolay da yedirmezler, yiyenler, yeme girişiminde bulunanlar er ya da geç cezasını öder. Bakın halkın canına kasteden dar bıyıklı faşist Pinoche Şili’de nasıl da cezasını geç de olsa buldu.

Bizim derdimiz, acımız, sıkıntımız budur: Geç de olsa bunların cezalarını bulmamaları.

Ülkenin en güzel yerlerinden birindeki pansiyoncu yandaki devlete ait orman arazisini kendileştirdiğini (hacıladığını, üzerine yattığını), çevresine çit çektiğini o kadar rahat anlatıyordu ki dinlerken tüylerim diken diken, rahat çünkü çevredeki en büyük Türk bayrağını o asmıştı. Cumalarını aksatmıyor, mülki idarenin misafirlerini ‘ücretsiz’ ağırlıyordu.

Aman canım işte hepimizin bildiği hikaye. Hikaye olamayacak kadar gerçek!

Pansiyoncu masum kalır onca büyük ve organize örneklerin yanında .

KABULLENİLMİŞ ÇARESİZLİK

Evet kanıksadığımız bir durumdur daracık kaldırımda esnafın masası, sandalyesi, buzdolabı vs. durur. Kaldırımdan geçemezsiniz, hatta dükkanın önünde yolda da aynı esnafın arabası vardır. Yoldan da bebek arabasıyla, tekerli sandalyeyle vs. zorlukla geçersiniz.

Esnafın sokak hakimiyeti ciddi bir konudur, cinayet sebebidir. O kaldırım, o yol o esnafındır, belediyeyse bunu meşrulaştırır, işgaliye ücreti alır. Fakat hayır işte işgaliye ücreti bu durumu aklayamaz, işgali meşrulaştıramaz. İnsanlar belediyeye zaten konut vergisi, çevre vergisi ödüyorlar, hatta biz tarihi ve eski eser vergisi de ödüyoruz Üsküdar’da… ama yine de kaldırımda yürümek zor.

Bu organize, sistematik bir hırsızlık değil de nedir? Partiler, ideolojiler üstüdür bu durum. Değişmeyecek olan bir zihniyet meselesidir.

Zira ormanı, sahili, deresi her yeri bu toprakların büyük bir talan altındadır. Parasıyla da olsa kimse sahile, ormana, su kaynaklarına sahip olamaz. Ancak ne yazık ki herkes de bir yerinde bunun bir parçasıdır. Kabullenilmiş bir çaresizliktir. Bu müteahhitlerin malzemeden çalmasından farklı değildir. Cezası değil ödülü vardır.

Kurumsal hırsızlıklar, bankalar, enerji şirketleri, gsm şirketleri vs… bunlara hiç değinmiyorum bile. Vefat etmiş bir kişinin aboneliğini bile 10 ayda kapatamamışlığımız var.

Ülkemiz bir deprem ülkesidir, deprem bile hırsızlıklar için bir vesiledir. Buna da değinmeye gerek yok.

Çözüm mü?

Bir kez daha vurgulayalım hepimiz önce kendi ruhumuzdaki işgalci, hırsızla mücadele verelim, o zaman bu muktedir hırsızlara yer olmayacaktır.

Son Haberler

Maradona: Devrimci mi, serseri mi?

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğimiz gibi, Maradona’nın hakkını Maradona’ya vermek ve bu koşullarda, “serseri olduğu gibi devrimciydi de” demek lazım. YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Futbol dünyasından bir...

‘Medeniyet’in rezilliği!

Danimarka milyonlarca vizonu, koronavirüs mutasyonu endişesi ile katletti. Hayvanların cesetleri, gömüldükleri toplu mezardan fırladı!.. RED haber - Danimarka bir vahşet skandalıyla sarsılıyor. Milyonlarca vizon öldürüldü,...

Sıra dünyayı kandırmaya geldi

Türkiye Medrano Sirki'ne döndü. Vaka sayıları bir anda on binlere yükseltildi. Dün dünyayı "vaka yok" diye kandırmaya çalışan AKP iktidarı şimdi "vaka çok" demeye...

Yavru Arınç ‘reisçi’ çıktı

Bülent Arınç’ın AKP İstanbul Milletvekili olan oğlu Ahmet Mücahit Arınç, babasının istifasıyla sonuçlanan kriz sonrası açıklama yaparak, "Benim kabem Tayyip'tir" demeye getirdi... RED haber -...

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...