Gazete REDHollanda’nın tavrına dair…

Hollanda’nın tavrına dair…

Almanya’nın eski şansölyelerinden Helmut Kohl dünürlük etmek amacı ile İstanbul’a geldiğinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken en iyi çalıştıkları Türk hükümetinin Kenan Evren döneminde olduğunu söylemişti. Kenan Evren’in bu dönemde Türkiye’ye tarihinin en korkunç dönemlerinden birisini yaşatıyor olmasının Kohl açısından hiç bir mahsuru yoktu.

Aynı durum günümüz Avrupası için de geçerlidir.

Türkiye’nin teokratik bir din devleti olması ya da laikliği seçmesi Avrupa’nın gündeminde bulunmayan, üstelik hiç te dert etmediği bir ikilemdir. Türkiye’nin tek kişilik bir diktatörlüğe dönüşmesi de Avrupa’nın derdi değildir. Hatta bu iki olasılık, Türkiye’nin AB üyeliğine “hayır” demek için yeterince makul gerekçeleri sunması nedeni ile, laik ve demokratik bir yönetime göre çok daha sempatik bile olabilir.

Avrupa’nın AKP’ye tavır koyması

Son sözü en başta söyleyelim: Kendisini bakan sanan kimi AKP’li yöneticilerin uçaklarına Hollanda’da iniş izni verilmemesi, Avusturya ya da Almanya’da toplantıların yasaklanması ya da bir bakanın ülkeye gizlice girerken yakalanıp sınırdışı edilmesi gibi olaylara bakarak “Avrupa’nın artık kesin tavır koyduğu”, “AKP’nin işini bitirmeye karar verdiği” türünden sonuçlar çıkartmak özünde “Ey Avrupa duy sesimizi” diye böğürerek portakal kesen milliyetçi güruhun bakış açısının karşı yansımasından başka bir şey değildir. Dünya olaylarını okuma konusunda ki zayıflığı ve emperyalizm konusunda bilgisizliği içerir.

Dış güçler (buna adını koyarak “emperyalist güçler” dersek daha doğru bir terminoloji kullanmış oluruz) Türkiye’de ya da bir başka ülkede, bir yönetime destek olup olmayacaklarına karar verirken sadece ama sadece kendi çıkarlarına göre hareket ederler. Bu dış gücün Avrupa, Amerika, Rusya ya da Çin olmasının hiç bir önemi yoktur. O ülkeyi yöneten partinin Cumhuriyetçi, Demokrat, Sosyal Demokrat ya da Hristiyan Demokrat olmasının ya da tıpkı desteklenen ülkenin Türkiye, Suriye ya da Uganda olmasının da hiç bir önemi olmadığı gibi.

Emperyalist güçler artık AKP’yi istemiyor mu?

Bunu söyleyemeyiz.

Birincisi AKP’yi devirdikleri taktirde yerine getirmeyi isteyecekleri bir alternatife sahip değiller. “Burjuva Sol” cenahta CHP’nin kendisi dahi kendisini bir alternatif olarak görmemektedir. Sağ cenahta durum daha da içler acısıdır. Sağ muhalefet yoktur. MHP her zaman olduğu gibi hükümetin gölgesinde kalmayı tercik etmektedir; AKP’nin kendi içinden başka bir lider çıkması da olası değildir. Benim burada sadece gazete haberlerini okuyarak görebildiğim bu durumu, güçlü ajanlar ve informantlar ağına dayanan Hollanda ya da Almanya gibi ülkeler çok daha net görebilmektedir.

Bu nedenle; Erdoğan’ın şahsından hoşnutsuz olsalar, onu –kendi tabirleri ile- dengesiz bulsalar, Rusya ile flörtünden de hiç hoşlanmıyor olsalar bile, Türk hükümetinin önüne uzatılan her anlaşmaya imza atması koşulu ile ve şimdilik devrimeyi düşündüklerini sanmıyorum.

Hollanda’nın çok özel durumu:

Avrupa’nın neyi istediğine geçmezden önce, 15 Mart Çarşamba günü parlamento seçimlerine gidecek olan Hollanda hakkında bir kaç kelime etmekte fayda var. Kamuoyu yoklamaları şu anda yönetimde bulunan VVD partisi ile müslüman karşıtlığından beslenen, ırkçı Geerd Wilders’in partisi PVV arasında sadece 3 puanlık küçük bir fark olduğunu gösteriyor ki, bu koşullar altında örneğin Erdoğan’ın ya da Çavuşoğlu’nun bu ülkede yapacağı bir gövde gösterisi, Wilders’in aradaki küçük farkı kapatıp birinci parti olarak çıkıvermesini sağlayabilir. Bu durum Hollanda hükümetinin AKP’nin toplantılarına engel olmak konusundaki ısrarını da, giderek sertleşmesini de açıklayacaktır. Hollanda hükümetinin Wilders’e tanrının bir nimeti gibi gelecek AKP gösterilerine -en azından Çarşamba gününe kadar- izin vermesi düşünülemez.

“Avrupa değerlerine bağlı Hollanda’nın demokrasi aşkı içinde AKP’ye karşı olması” ya da “Hollanda devleti ile AKP arasında gizli bir anlaşma yapılıp danışıklı dövüş sahnelenmesi” gibi yorumlar olaya diyalektik olmayan bir yaklaşımın itiraflarıdır.

Avrupa neyi amaçlıyor?

Elde varolan veriler ışığında ben kendi yorumumu yapabilirim. Avrupa Putin’in uçak düşürme olayı sonrasındaki tavrından önemli dersler çıkartmış gibi görünmektedir. Merkel’in yakın zamana kadar izlediği, büyük tavizler vererek Türkiye’yi yatıştırma politikasının; kendi sınırlarını bilmeyen, cahil adam ve kadınlardan oluşan AKP karşısında etkili olamadığını göstermiştir. Aynı dönemde abasının altında gizlediği sopayı çıkartmış olan (hatta vurmakta olan) Rusya Türkiye karşısında AB’nin tamamından daha etkili sonuçlar elde etmiş durumdadır.

Bu durumda Avrupa’nın Erdoğan yönetimini desteklemek ya da devirmek değil sadece hizaya sokmak gibi bir amacı olduğu söylersek yanlış olmaz. Evet ya da hayır bizi ilgilendiren bir sorudur, Avrupa’yı değil.

Sonuç ne olursa olsun AKP’nin dans ettiği pist biraz daha daralmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,815BeğenenlerBeğen
17,090TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol