Gazete REDHıdrellez…

Hıdrellez…

O günden beri Hıdrellez; sudaki balıklara, göklerdeki kuşlara, derelere, tepelere olduğu kadar Denizler’e ve dahi halkların kardeşliğine de saygı duruşudur.

  • NİHAL DİZDAR

Baharın gelişi, toprağın bereketlenmesi. Anadolu’nun kadim kültüründe, insanın doğayla kucaklaşmasının bayramı…

Tohumlara, fidanlara, topraktan yeni çıkan ota saygı duymanın; doğanın hakikatlı uyanışına yoldaş olmanın bayramı…

Kapitalist iktidarlarınsa, tek hakikati paradır, ranttır. Ve tabi ki; gölgesinden para kazanamadığı ağacı yakıp yıkıp, kül etmek için bizim uyuşmamıza ihtiyacı vardır. Egemenliği ele geçirdiler diye hakikati de ele geçirdik sanır.

Oysa hakikat, tabiattır.

Ne diyordu Pablo Neruda: “Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz.”

Öyle işte!

Çünkü yaşam, saltanat için değildir.

Yaşam, tüm canlıların eşitçe, ahenkle yaşaması içindir.

Bak, insanın tüm vahşiliğine ve onca betona rağmen; kaldırımlardan fışkırıyor çimenler, kayalara kök salıyor ağaçlar…

Onca yağmaya, yıkıma, talana rağmen sarı sıcak bir ışık sızıyor her sabah gökyüzünden…

Rivayete göre, Hızır toprak, İlyas su elementini temsil eder. İnanışa göre; gece, su dolu kaplar bırakırsan, evin her köşesine, kavanozların kapaklarını, cüzdanını açık bırakırsan; Hızır ve İlyas, o gece dünyayı dolaşıyorlarken, ruhlarının değdiği yerler de bereketlenir.

Sabah erkenden kalkar, ilk iş pencereyi açar buyur edersin baharı içeri.

Geceden bıraktığın o suyla, bütün evi savura savura ıslar, “Baharın bolluğu, bereketi özüme değsin” dersin.

Tütsüler yakarsın şarkılar eşliğinde, sirkeli suyla silersin kıyıyı köşeyi. Atarsın üstünden kötü düşünceleri. Çiçek açmaya niyet edersin, aynı bahar dalları gibi.

Ateş yakarsın ve bir kağıda gönlünden geçen iyi dilekleri yazarsın, bir tohumu gömersin toprağa. ‘Bütün canlıların, huzurunu ve refahını ektim’ dersin; herşeyden önce bunu dilersin. Coşku ve neşe içinde dans edersin, ayakta karşılarsın baharı, dostça kucaklarsın…

Ve daha neler neler…

Ne kadar güzel, iç açıcı ritüeller değil mi?

Ama bunları uygulamıyor şimdilerde kimse, Hıdrellez deyince, sadece gül ağacının dibine ya da saksıya para gömüp, ev ya da araba çizmek gibi bencil ve kapital istekler var şimdilerde.
Toprağın uyanış bayramına gencecik üç fidanının karıştığı o kara geceden beri böyle…. 6 Mayıs 1972…

Bir tarafta, dilek dileme hakkı verildiğinde; ev, araba dileyip haybeden, sınıf atlamayı bekleyenler…

Bir tarafta, eşitlik, kardeşlik ve bağımsızlık uğruna can verenler; Denizler…

5 Mayis’i 6 Mayis’a baglayan o gece..

Hani toprağın ve hayatın bereketlenme müjdecisi olması gereken gece…

Emperyalizme, faşizme ve cuntaya karşı ölüme yürüyordu Denizler… Dik ve vakur…

5 Mayis’ı 6’ya baglayan gece… O gece işte, o kara gece!

Toprağa bereket yerine, karışan üç gencecik can olacaktı…

İnandıkları yolda, idam sehpasına giden koridorda, yüzlerinde, her zamanki gülümseme vardı…

Ve hayat, gül ağacıyla, dar ağacı arasında sıkışıp kalmıştı.

“Kendimi, Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum” oldu son sözü.
Hıdrellezdi…

Ne kendilerine ait ev, ne de araba dilemişlerdi. Ölümüne verdikleri mücadele, sadece tam bağımsız Türkiye içindi.

İşte o günden beri Hıdrellez; sudaki balıklara, göklerdeki kuşlara, derelere, tepelere olduğu kadar Denizler’e ve dahi halkların kardeşliğine de saygı duruşudur.

İşte o yüzden, aç pencereni bu gece; Hızır da girsin İlyas da… Deniz’i de, Yusuf’u da, İnan’ı da ağırla…

Biraz umut, biraz inat, biraz cesaret alalım yiğitlerden.

Yok öyle ümitsizliğe kapılmak. Yaşam aktığı müddetçe, yüzümüz güneşe dönük, elden ele yayacağız bağımsızlık inancını.

Yok öyle ümitsizliğe kapılmak, hadi kalk silkelen; dağlara sis, derelere ses olacağız!

Ne diyordu Birhan Keskin:

“Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı…
Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya, bir inanç, bir inat koydum.
Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun.”

Hıdrellez kutlu olsun.

Önceki İçerikKutsallık ve Hıdrellez
Sonraki İçerikMutsuzluk salgını

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol