Hessen eyalet seçimleri: Sandıktan hangi tavşan çıkacak?

Benim de yaşamımın 30 senesini geçirmiş olduğum Hessen eyaletinde 28 Ekim 2018 günü eyalet parlamentosu seçimleri var. Bu parlamento önümüzdeki dönem boyunca ülkeyi yönetecek olan eyalet başbakanını ve bakanlar kurulunu da belirleyecek. Bu nedenle çok büyük öneme sahip. Yaşamımda ilk defa yakın çevremden insanlar da parlamento seçimlerinde aday. Die Linke’den (Sol Parti) aday olan bu adaylardan birisi de benim “manevi kızım” diye nitelediğim Violetta Bock. Seçilme şansının az olduğu bir bölgenin doğrudan adayı. Ancak önemli olan seçilmek değil, yarışmak ve seçimleri bir propaganda platformu olarak kullanmak.

Hessen eyaletinin yönetimi 1998’den bu yana Hristiyan Demokrat Parti’nin sağ kanadına mensup, ırkçılıkla “normal sağcılık” arasında gidip gelen bir klik tarafından yönetilmekte. Şu andakinden bir önceki başbakan Roland Koch ortaya çıkan yolsuzlukları için “dumm gelaufen” yani “bir aptallık oldu” demesiyle tarihe geçse de, göreve devam edemedi ve 2010’da istifa edip inşaat şirketi Bilfinger’in yönetim kurulunda çok yüksek bir maaşla göreve başladı. Tesadüfe bakın ki, bu inşaat şirketi ilginç bir şekilde Hessen eyaletinin inşaat ihalelerinin çok büyük bir bölümünü alan yüklenici şirketti ve bu ihalelerin neredeyse tamamı o “aptallık eden” sabık başbakan tarafından verilmişti.

Şu andaki başbakan VolkerBouffier geçmiş hükümette içişleri bakanıydı. Başbakanlık görevini 2010’da devraldı.O da siyasi yelpazenin en sağ ucunda yer alıyordu ve son derece renkli bir karakterdi. Örneğin NSU adlı faşist örgütün Kassel’de işlediği dokuzuncu cinayeti sırasında cinayet mahallinde bulunan bir gizli servis elemanının ifadesinin alınmasına engel olmasıyla tarihe geçmişti. Bununla da kalmamış, ifade almaya kalkışan cinayet masası dedektiflerini görevden almıştı. Hatta bununla da kalmamış, cinayet mekanında bulunan gizli servis ajanının dosyasının 120 seneliğine kapatılması kararını da onaylamıştı.

Dediğim gibi, söz konusu olan ırkçılıkla “normal sağcılık” arasında ince bir çizgi üzerinde gidip gelen bir klikti.

2013 seçimlerinde hükümet mutlak çoğunluğu kaybedince var olan cümbüşe bir de yeşil renk eklendi. Yeşiller Partisi’nin eyalet lideri Tarık Al Wazir babası Lübnan kökenli bir politikacıydı. Bu nedenle Volker Bouffier gibi sağ kanat bir politikacının normal koşullarda görüşmeyi bile kabul etmeyeceği bir tipti. Ancak iktidardan düşmek gibi bir lükse sahip değildi. Kendisinden sonra gelecek birileri “şu Kassel’deki cinayet dosyasını açın bir bakalım neler olmuş” gibi bir cümle kurabilirdi. Bu koşullarda, midesi bulandı mı bilmiyorum ancak Bouffier Yeşillerin bir ucundan Lübnan kökenli lideriyle koalisyon görüşmelerine oturdu.

Kendisi de göçmen kökenli bir aileden gelen Wazir ise tıpkı adı gibi bir vezir (yani bakan) olmak için her şeyi kabul etmeye hazırdı. İşin içinde Arap kökenli ilk eyalet bakanı olmak gibi tarihsel bir unvana sahip olmak vardı. Bu nedenle iktidarda bulunan klikle kirli bir koalisyon kurmakta hiç bir sakınca görmedi. Yeşiller düşünülenden daha uyumlu bir hükümet ortağı oldular. Kassel cinayetinin dosyası bir şekilde örtbas edildi, cinayeti zaten ölmüş bir şahsın işlemiş olduğu “kesinleşti”. Başka bir deyişle söylersek, Hristiyan Demokratlar faşist katillerin ellerini yıkadı. Yeşiller de bu sırada Hristiyan Demokratların üstüne bulaşan kanı silmiş oldu.

Hükümetin bulaşmış olduğu tek skandal bir cinayetin örtbas edilmesi de değildi. Sağ kanat Hristiyan Demokratlarla Yeşillerin hükümet ettikleri dönemde eyalet hükümetinin bütçesinden milyarlarla telaffuz edilen bir para borsada hisse senetlerine yatırılmıştı. Söz konusu olan açıkçası bir kumardı. İşin komik yanı eyalet hükümeti oynamış olduğu paranın tamamını kaybetmişti. Ufak bir detay olarak, Hessen Almanya’nın en zengin üçüncü eyaleti olduğu için bu kumar kaybının halka ve bireylere yansıması pek hissedilecek bir rakam oluşturmuyordu.

28 Ekim 2018 seçimlerine böylesi bir hükümet koşullarında giriyoruz.

Kişisel tahminim:

Seçim öncesinde tahmin yürütmek rizikolu iştir. Tutturamadığında bir gün sonra kem küm etmek zorunda kalabilir insan. Yine de ben kişisel beklentimi yazmak istiyorum.

Yeşiller çok özel tarihsel koşullar nedeni ile beklenmedik bir patlama yaşıyor. Son dönemdeki bütün seçimlerde oy oranlarını ikiye katladılar. Ben de bu seçimde yüzde 20’nin üzerinde bir oy alacaklarını tahmin ediyorum. Aslına bakılırsa Almanya’nın son 20 senesinde alınan bütün Neo-Liberal kararların altında Yeşiller partisinin imzası var. Geçici işçiliğin yaygınlaştırılmasından, ücretlerin düşürülmesine, fuhuşun kolaylaşmasından, kömür işletmelerinin imtiyaz sürelerinin uzatılmasına kadar çevre ve insan faktörünün zedelenmesine yol açan bir çok karar Yeşillerin onayı olmadan gerçekleşemeyecek şeylerdi. Bu nedenle bu partinin nasıl olup da yeniden güçleniyor olduğunu mantıkla açıklamak zor. Bu işi bir başka yazıma bırakıp devam etmek istiyorum.

Hristiyan Demokratların çok ciddi bir oy kaybı ile yüzde 25 civarında bir oy alacaklarını düşünüyorum.

Der Spiegel dergisi Sosyal Demokratların yüzde 22’de kalacağı tahmininde bulundu. Ben bunun aşırı iyimser bir tahmin olduğunu düşünüyorum. Sosyal Demokratlar (yüzde 56 oy oranına sahip oldukları örneğin Kassel gibi birkaç kentin yüksek katılım sağlamasıyla eyalet ortalamasında yüzde 20’ye ulaşabilirler. Ancak benim tahminim bu partinin en fazla yüzde 17-18 civarında bir orana ulaşacağı yönünde.

Irkçı AfD partisinin yaklaşık yüzde 12-15 arasında oturmuş bir oy tabanı var. Bir mucize olmazsa bu orana ulaşacaklar.

İçinde birçok küçük sol grubun konumlanmış olduğu Die Linke partisinin yüzde 8’in altına inmesi bir kötü sürpriz olur. yüzde 10’un üstüne çıkması da bir mucize.

Parlamentoya girme olasılığı olan en küçük parti ise Liberaller yani FDP. Bu partinin de yüzde 5-7 arası bir oy alması mümkün görünüyor.

Bu rakamlarla kurulacak bir parlamentoda mümkün olan tek hükümet Hristiyan Demokratlar, Yeşiller ve Liberallerin kuracağı bir üçlü koalisyon olacaktır.

Almanya’da trafoların kapısı iyi kilitlenmiş olduğu için seçim gecesi herhangi bir kedinin trafoya girmesi olasılığını yok sayabiliriz. Bu nedenle bir sürpriz olabilir ve Yeşillerin oy oranı düşünülenden çok yukarılara çıkabilir. Bu arada Hristiyan Demokratlar da çok aşağı inebilirler. Bu koşulda Yeşillerin başbakanlığı altında, Sosyal Demokratlar ve Liberaller ya da Die Linke’yi kapsayan bir alternatif de olabilir. Bu durumda Tarık Al Wazir sadece ilk Lübnan kökenli bakan değil aynı zaman da ilk Wazir-i Azam (yani başbakan da) olabilir.

Sandıktan hangi tavşan çıkarsa çıksın, bileşenleri kim olursa olsun; kurulacak hükümet bugünkü yöneticilerin bir türevi olacağı için önümüzdeki yasama döneminde Hessen eyaletinde günlük yaşamda hissedilecek bir değişim beklemek saflık olur.

Almanya’da idam cezasının hâlâ anayasada bulunduğu tek eyalet Hessen’dir. Ancak eyaletlerin uygulamaları federal yasalara tabi olduğundan asla uygulanmaz. Yarınki seçime paralel olarak yapılan halk oylamasında zaten olmayan idam cezası da tarihe karışacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here