Her şey yeni başlıyor…

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yenilenen seçimi CHP adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. İyi oldu. Fakat hemen belirteyim, ne CHP kampanyasında söylendiği gibi her şey çok güzel oldu, ne de her şey çok güzel olacak. Birkaç yorum ve uyarıyı paylaşmak isterim…

İstanbul’da seçim sonuçları açıklandıktan sonra milyonların sokağa dökülmesi basit bir ‘seçim kutlaması’, ‘CHP sevgisi’ ya da ‘İmamoğlu coşkusu’ değildi. Milyonların nefret ettiği, tüm medyayı eline geçirmiş, Yargı’nın ipini KaçAk Saray’ın kapısına bağlamış, keyfince bir çeşit mutlakiyet rejimi tesis etmiş olan iktidara tepkinin sokağa yansımasıydı. Sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında milyonlar bu nedenle sokaktaydı.

O milyonlar, bu ülkede değişimin teminatıdır…

Aslında bu iktidar 2013 Haziran ayı itibarıyla siyaseten bitmiştir ve bugün sadece hile ve zor yoluyla iktidarda duran bir menfaat çarkı mevcuttur.

Daha da önemlisi, iktidar bunun farkında değildir. Lakin hile ve zor alt edildiği anda, kumdan kale yıkılacaktır.

Hile ve zorun alt edilmesi Türkiye’deki ‘yasal’ düzenin kendi sınırları içinde mümkün değildir. Başka deyişle, ‘reformist’ bir seçenek yok. Ekrem İmamoğlu’nun Tayyip Erdoğan’la görüşme ricasını ‘zafer konuşması’nın içine yerleştirmiş olması, kendisinin ya da partisinin bir ‘düzen’ sorunu olmadığını gösterdi. Hâlâ Tayyip Erdoğan’ın hakimiyetinin kabulü üzerinden ilerleyen bir siyasi süreç var.

Oysa bu ülkenin okuduğunu anlayan ve dört işlem yapabilen nüfusunun derdi Tayyip Erdoğan’da vücut bulan rejimledir. Milyonlar İstanbul seçim sonucu açıklandığı anda tüm Türkiye’de sokağa dökülmüşse, yükseltmek istedikleri ses, Türkiye’yi bu rejimden kurtarma talebidir.

CHP bu talebi karşılayabilecek bir parti değildir. İmamoğlu bu talebin siyasi lideri değildir.

Ama Ekrem İmamoğlu bir siyasi lider haline gelmiştir. Belki biraz iddialı bir laf olacak ama Ekrem İmamoğlu burjuvazinin yeni siyasi lider alternatifleri içinde en güçlüsü haline gelmiştir.

Bizim burjuvazinin sevdiği figürlerle işimiz olmaz. İmamoğluseverler değiliz.

Ülkenin içine girdiği seçimler dalgasında hep şunu söyledik: “Yapılması gereken, mevcut iktidara büyük öfke duyan geniş kitleleri sandığa hapsetmek değil, sokakta iktidarı devirmektir. Kitle hareketi bu iktidarı yıkacak kudrettedir. Kitlelere güvenelim, harekete geçelim…”

Ne var ki, bizzat CHP’nin kendisi kitle hareketinden korkuyor.

Neden?

Yine hiçbir yanılsamaya kapılmadan vurgulayalım: CHP bir burjuva partisidir, düzen partisidir, kitle hareketini zapt edememe korkusundan muzdariptir. CHP sokağı işaret edemez, bundan korkar çünkü sokak CHP’yi aşar.

Ve ne yazık ki, kitle hareketine önderlik edebilecek sosyalist sol dağınık, örgütsüz, güçsüz ve basiretsizdir.

Tüm bu nedenlerle, seçimi boykot etme ve sokağı işaret etme gibi bir seçenek yoktu. Böyle bir ‘tutum’ tavşanın dağa küstüğü ve dağın bır ‘çimdik’ kadar canının acımadığı bir manzaraya yol açardı. Bu tür hareketleri kimse ciddiye de almadı zaten. Bir kısım ‘boykotçu’nun tavrını kimse ciddiye almadı. Oy verme oranı yükseldi. Resmi TKP’nin “Aday çıkarmıyoruz ama sandığa da gitmiyoruz, biz zaten seçim sonrası çok tehlikeli şeylere hazırlanıyoruz” gibisinden eğlencelik tavrına da kimse teveccüh etmedi. Bu partinin ve destekçilerinin genel hali daha iyi anlaşılmış oldu.

Biz ne yaptık?

Durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyduk. Kendi gücümüz yettiğince tepemize çöreklenmiş bir İslami-faşist iktidar bloğunun varlığını vurguladık, buna karşı kitlesel bir kalkışmayı örgütleyemediğimiz durumda da, en azından seçimde AKP’nin kaybetmesi için çabalamak gerektiğini söyledik. Doğru tutum buydu. Sonunda da milyonların sevincine ortak olduk.

Şimdi şunu söyleyebiliriz: AKP, KaçAk Saray iktidarı, İstanbul seçim sonuçları karşısında gerilemiştir. İktidarın morali bozulmuş kendine güveni zayıflamıştır.

Ne var ki, kimse bunu bir ‘demokratik mucize’ olarak değerlendirmesin. Muktedir ve avanesi seçim sonuçlarını fiilen geçersizleştirmek için her şeyi yapacak. İktidarın meşruiyetini sorgulatacak hiçbir duruma tahammülleri yok çünkü bu sorgulama başladığı an itibarıyla hırsızlık üzerine kurulu besin zinciri kırılacaktır. Pek çok hırsız yargılanacaktır. Mal varlıklarına el konacaktır.

Bir de sonuçlarını tamamen hissetmeye başlayacağımız ekonomik krizi ekleyelim.

Sonuç olarak, kendiliğinden mucizelere inanmıyorsak, biz mücadeleye mahkumuz. Mücadeleyi örgütlü ve sınıf temelinde sürdürmenin yollarını bulmak, gereğini yerine getirmek zorundayız.

Öte yandan, vurgulamak gerekir ki, İstanbul seçim sonuçları, tüm diğer büyükşehirlerde olduğu gibi, Kürt seçmeninin etkin desteğiyle belirlenmiştir. CHP’nin şu an itibarıyla AKP yalan-dolanıyla hapsedilen Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğünü kazanmak gibi bir yükümlülüğü vardır. Bu hepimizin görevidir.

Hiç kimse yanılsamaya kapılmamalıdır. Hiçbir şey kendiliğinden güzel olmaz. Ekrem İmamoğlu gibi ortalamacı bir figür yoksullara ve emekçilere ‘güzellik’ sağlayamaz. Ne yapacaksak kendi ellerimizle yapacağız.

Seçim sonrası sokağa dökülen milyonlar bize açık bir mesaj veriyor: Örgütlenmeliyiz, sokağa taşan öfkeyi örgütlemeliyiz, bunu hızla ve büyük sorumluluk bilinciyle yapmalıyız ve bu haramiler iktidarını alaşağı etmeliyiz.

Her şey apaçık ortada. Görevin muhatapları da…

İcabını yerine getirmek gerekir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here