Hayalet…

Feyzullah Bey, Hindistan’da şeker kamışı hasadında çalışan kadınların adet sancılarından ötürü eksik çalışmak zorunda kaldıkları günlerde de çalışabilmek için rahimlerini aldırdıklarını anımsadı…

  • HIDIR ATEŞ

Ülkenin en önde gelen işadamlarından biriydi. Uzun yıllardan beri başında olduğu şirketler topluluğu bankacılık, turizm, gıda, otomotiv, enerji, inşaat, beyaz ve kahverengi eşya, sigortacılık, perakende satış, TV ve gazetecilik alanlarında faaliyet göstermekteydi.

Holding sadece ülke içinde değil yurt dışında da pek çok yatırıma sahipti. Feyzullah İlker bu koca ağın başındaki adamdı. Yaşı yetmişin üzerinde olduğu halde elli yaşında ancak gösteriyordu. Gazetelerin magazin sayfalarında onun gösterişli özel hayatı hakkında pek çok haber yer alırdı. Sahip olduğu müzeler zengin içerikli ve gösterişliydi. Holdingin kökleri ülkenin kuruluş yıllarına kadar uzanıyordu. İkinci Dünya Savaşı bu holding için sermaye biriktirme sürecinde pek faydalı olmuş, izleyen dönemde de yurt dışından ortaklar edinmiş ve özellikle otomotiv alanında önemli yatırımlara girişmişti.

Ülkede hükümetler değişip durmuş ama onların devletle olan sağlam bağı neredeyse hep devam etmişti.

Feyzullah Bey bu büyük zenginlik ve güç için içinde pek mutlu bir yaşam sürdürürken yaşadığı bazı tuhaf olaylar hayatını alt üst etmişti.

***

O sabah yataktan acı bir çığlık atarak uyandı; karnındaki keskin sancı onu adeta felç etmişti. Hemen doktorunu aradı, kısa süre içinde yapılması gereken tüm tıbbi kontroller, testler yapılmıştı.

Doktor yapılan testlere ve tetkiklere dayanarak Feyzullah Bey’in fiziki sağlığında hiçbir sorun olmadığı sonucuna varmıştı.

Sabah yaşamış olduğu o keskin acının hiçbir nedeninin olmadığının söylenmesi aklına yatmamıştı ama yapacak başka bir şey de yoktu.

Feyzullah Bey, holdingde sonu gelmeyen toplantılara katılmaya, günlük normal yaşantısını sürdürmeye devam etti. Bazı fabrikalarında yapılması kararlaştırılan grevlerin hükümet tarafından milli güvenlik gerekçesi ile ertelenmesi onu fazlasıyla mutlu ediyordu. İşin aslı bu mutluluğu yaşayan sadece o değildi, onun gibi pek çok işveren da grev yoluna başvurmanın pratikte imkânsız kılınmasından ötürü pek mesuttu.

Otomobil fabrikasının geniş bahçesinde grevin yasaklanmasını protesto eden işçilerin beyhude eylemini tebessüm ederek izledi.

“Bu işçilerin altığı ücretin çok daha azı ile çalışmaya razı binlerce işsiz dışarıda hazır iken neden daha fazla ödemem gereksin ki” diye düşündü.

Hindistan’da şeker kamışı hasadında çalışan kadınların adet sancılarından ötürü eksik çalışmak zorunda kaldıkları günlerde de çalışabilmek için rahimlerini aldırdıklarını, on üç bin kadının yedi yüz euro ameliyat parası ödeyerek rahim aldırma ameliyatı olduğunu gazete ya da internette okumuş olduğunu anımsadı. Bu işçiler şanslı olduklarını idrak edemiyorlar, beterin beterin var ama farkında değiller diye düşündü.

“Bu işçiler güçlü sendikalara sahip oldukları günlerin çoktan geçip gittiğini henüz anlamış görünmüyorlar ama nasıl olsa yeni duruma alışacaklar. Dış pazara uygun fiyatlı mal satmak için işçilerin daha ucuza çalışması kaçınılmaz. Aksi halde işsiz kalmaya mahkûm bunlar”  diye düşündü.

***

Feyzullah Bey, o hafta sonunu özel yatında yakın dostları ile geçirmiş pek güzel eğlenmişti. Konuklar ayrıldıktan sonra o kocaman yatındaki konforlu yatağına uzanıvermişti. Belki içkiyi de biraz fazla kaçırmıştı. Aradan kaç saat geçtiğini kestiremiyordu, büyük bir gürültü onu uyandırdı. Yat sanki azgın dalgalar arasında kalmış gibi deviniyordu. Yataktan kalktı, ne olup bittiğini anlamak için üst güverteye yöneldi ama işte tam da o an apış arasına sert bir darbe yedi. Acı içinde yere kapaklandı. Dünyası kararmıştı. İçkiden ötürü hayal mi görüyordu acaba? Acı o kadar keskin bir acıydı ki bunun zihninin bir kurgusu olması mümkün değildi. Başını kaldırıp loş ışıkla aydınlanan kamarayı gözden geçirdi. Orada aralık duran kapının hemen yanında uzun gri bir palto içinde kendisine öfkeli gözlerle bakan saçları ve sakalı uzamış, heybetli elli altmış yaşında bir adam gördü.

Apış arasındaki keskin acının bu gizemli adamın atmış olduğu tekmeden ötürü olduğunu o an düşündü. Sakallı Adam aralık kapıdan çıkıp ortadan kayboldu.

Ertesi sabah ne olup bittiği üzerine uzun uzun kafa yordu. Artık o acı yoktu. Gece olanlar zihninin bir oyunu olabilir miydi? İyi bir psikiyatrisin kendisine yardımcı olacağına karar verdi. Pek çok seans sonrası doktoru ona akıl sağlığının mükemmel olduğunu ama belki bilinçaltında yer alan bazı takıntıların sanrı olarak ortaya çıkmış olabileceğini anlattı.

Feyzullah Bey acaba işçilere haksızlık yaptığım gibi bir düşünce zihnimde yer etmiş olabilir mi diye düşündü. Fakat bundan çabucak vazgeçti, o işçiler kurmuş olduğu o fabrikalar, bankalar, mağazalar, ofisler, çiftlikler olmasa resmen aç kalırdı. O işçiler kendisine kulluk etse bile abartmış olmazlardı.

***

Yeni bir projenin ilk toplantısı için otomobil fabrikasında beş altı işadamı ile buluştukları günün akşamüstü yine onu gördü. O heybetli gövdesi ile üzerine doğru geliyordu, koltuğunun altında pek kalın bir de kitap tutmaktaydı. Çakmak çakmak gözleri öfke yüklüydü, Feyzullah Bey kaçacak bir yerinin kalmadığını fark etmişti, elinden bir şey gelmiyordu. İhtiyar güçlü elleriyle onun ceketini sıkıca kavradı ve suratının tam ortasına, burnunun üzerine bir kafa darbesi indirdi. Darbenin etkisiyle kafasını duvara çarptı, sersemleyip oraya yığılıverdi. Sonunda kendine geldiğinde bembeyaz gömleğinin kan içinde olduğunu gördü. O, zaten gitmişti. Odadan çıkıp müdürünü çağırdı, müdür hemencecik yanında bitti. Feyzullah Bey ondan burnundan akan kanları silmek için peçete istedi ama müdür şaşkın gözlerle onu süzdü ve dedi ki,” Feyzullah Bey yüzünüzde hiç kan yok ki, neyi sileceksiniz anlamadım.”

Feyzullah Bey eline burnuna sürttü ama eline hiç kan bulaşmadı, az önce kan içinde olan gömlekte hiç kan lekesi yoktu.

Modern tıp derdine çare bulacak gibi görünmeyince alternatif tıp çekici görünmeye başladı. Parapsikoloji uzmanı Rus Victor Kerenski onun dermansız derdine çözüm bulacaktı. Victor Kerenski kısa süre içinde bir sürü araç gereç ile Feyzullah Bey’in köşküne taşındı ve her yere ısıya, sese duyarlı gelişmiş kameralar yerleştirdi. Bu kameralar ile o melun hayaleti tespit edip önlemeyi hedefliyordu. Günler geçip gidiyor ama o kameralarda hayaleti görmek mümkün olmuyordu. Nihayet günler günler sonra hayalet görüntüsünü yakaladığını ileri süren Victor Kerenski bunu Feyzullah Bey’e göstermiş ama onu ikna edememişti, sanki Feyzullah Bey’in anlatılarına dayanarak kurgulanmış belli belirsiz bir görüntüydü bu. Victor Kerenski yakından tanıdığı çok yetenekli bir medyumun yardımın gerekli olduğunu ancak bunun biraz maliyetli olacağını Feyzullah Bey’e dile getirmişti. Feyzullah Bey, bu adamın kendisini pek güzel dolandırdığını, bir şarlatan olduğunu düşünmeye başlamıştı ama çaresizce durumu sürdürmeye rıza gösterdi.

***

Feyzullah Bey, ertesi hafta sonu biraz nefes almak, rahatlamak için kısa bir şehir turu yapmaya karar verdi. Otomobilin arka koltuğuna yerleşti ve şoförüne “sür” talimatını verdi. Hava çok güzeldi, camı açıp serin yelin yüzünü yalamasına izin verdi. İstanbul o bahar bir başka güzeldi, koca koca gökdelenlere rağmen bu kentin hâlâ güzel olmasına şaşırıyordu.

Otomobil Taksim civarında gezinirken uzaktan duyulmaya başlayan sloganlar, şarkılar dikkatini çekti. Bu sesler biraz sonra anlaşılır hale gelmeye başladı.

1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin köylünün bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

O günün mayısın ilk günü olduğunu anımsadı. Binlerce insan neşe içinde şarkılar, marşlar ve sloganlar eşliğinde yürüyordu.

Feyzullah Bey otomobilden inip, yürüyenleri izlemeye koyuldu. Geriden gelen kocaman bir pankart üzerinde “Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi” sloganı ve hemen yanında onun kocaman bir resmi vardı. Öfkeli ve bilge bir ifadesi vardı, elinde tuttuğu kitap ise Kapital idi. O an içinde o korku bir kez daha uyandı, akın akın gelen binlerce insan onun gözünde bulanıklaşmaya başladı, sanki o kalabalık erimeye başlamış ve cıvaya dönüşmüştü ya da ona öyle görünüyordu. O cıva yığını yerden yukarı doğru hareketlendi, havada yeniden şekil aldı. Kocaman bir görüntü ortaya çıktı. Bu onun görüntüsüydü.

Feyzullah Bey, içine kaplayan o korkudan kurtulmak için oradan uzaklaşmak istedi, koşmaya başladı. Koştu, koştu o kadar inanılmaz bir tempo ile koştu ki ne şoför ne de onu tanıyan hiç kimse ne olup bittiğini anlayamadı.

Kahreden kaçış artık dayanılmaz hale gelmişti, Feyzullah Bey tam düşüp yığılmak üzereyken kendisini tutan o ellere sarıldı. Kapanmakta olan göz kapaklarının aralığından onun bir polis memuru olduğunu fark etti.

O anda kendisini sanki annesinin kucağında imiş gibi huzurlu ve güvende hissetti.

“Marx, Karl Marx, hayaletim oymuş” sözcükleri dudaklarından döküldü.

Son Haberler

Fransa camileri kapatıyor

Fransa: 76 cami kapatılıyor, 66 göçmen sınır dışı edildi. RED haber - Fransız hükümeti, "dini aşırılıkçılık" olarak adlandırdığı "düşman"la mücadele etmek için "bölücülük" yaptığından şüphelenilen...

Otelde çatışma!

Maraş'ta bir otelde, hakkında arama kararı olan bir şahısla polisler arasında çatışma çıktı, bir polis öldü. RED haber - Antalya'da cinayet şüphelisi olarak hakkında yakalama...

Çakıcı’nın dostu hâlâ CHP’de

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit edip küfürler sallayan Çakıcı'yı Mustafa Kemal Atatürk'ün odasında ağırlayıp ona hediye veren Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, utanmadan...

Kürtaj mücadelesi büyüyor

Kadın hareketi, kürtaj kısıtlamalarını gevşetmek için Latin Amerika'yı kasıp kavuruyor. RED haber -Latin Amerikalı kadınlar kürtaj hakkı için mücadele ediyor. Mücadele tüm kıtaya yayılıyor. Bazı kadınları...

Kölelik geri geldi!

ABD Yüksek Mahkeme yargıçları Nestle ve Cargill aleyhindeki insan hakları ve 'kölelik' iddialarını sorguluyor. RED haber - ABD’de yayımlanan rapor günümüzde kakao üretiminin her aşamasında...