Gazete REDHaramilerin saltanatını yıkacağız!

Haramilerin saltanatını yıkacağız!

Yıl 2020… 1 Mayıs… 20 DİSK yöneticisi Taksim Meydanı’na doğru yürümeye başladığı anda işkenceyle gözaltına alındı… Ve bir kez daha görüldü ki, Taksim’e ricayla girilmeyecek… Tıpkı daha önce olduğu gibi, büyüyerek, kalabalıklaşarak, sökerek girilecek Taksim’e… Yarın bizimdir yoldaşlar, yine seslerimizle şenlenecek meydanlar… Kimsenin kuşkusu olmasın…

Sus ağustos böceği
Bir sevişmeyi ele verdi itirafçı
Duymadın mı?
Bir aşk suçüstü yakalandı
Bir çığlık kaburgaya saplandı
Bir kulak zarı yırtıldı
Bir akciğer kan topladı…
Bir karanfil
Nezarette solmakta
Soğudu
Üşüdü
Mor ve katılaşmıştır
Bir ifade tutanağı
Ketum
Ve
‘imzadan imtina’
Bir adam
Ele vermemiştir
Aşığını…

Bir Mayıs sabahı gün ışımadan kalkmalı ve kızıl bir karanfil takmalı yakamıza. Mayıs ayı, karanfile kesmeli kıpkırmızı. Birinden, otuzbirine kadar.

Ve sokaklar ve alanlar bizim olmalı. İsyana, sevince, umuda kesmeli sokak.

Birinde, emeğin onuruyla çıkılmalı, altısında, Deniz’le, Yusuf’la, Hüseyin’le, öfke olmalı. Onsekizinde, İbrahim’le direnmenin adı, otuzbirinde, Sinan’la, Kadir’le Alpaslan’la isyanın adı olmalı Mayıs.

Yeniden başlamalı, Mayısa. Her şeye yeniden…

Geride bıraktığımız bütün mayısları toplayarak, ama hiç birine benzemeyerek, değişerek ve değiştirerek başlamalı.

Çürümüş ne varsa geride bırakarak, kirlenmiş ne varsa üzerimizden kazıyıp atarak. Başka bir hayatın çocukları olmanın onuruyla başlamalı, Mayısa.

Bütün sokaklar Taksim’e çıkmalı, bütün alanlar Taksim olmalı. Sonra; binlerce Deniz olup akmalı binlerce Sinan…

Otuz yıldır havanda su dövenlere bakmadan devrimciliği geçim kaynağı olarak görenleri takmadan, akşam rakı masalarında devrim yapıp, sabahı besmeleyle dükkânlarını açanlara aldırmadan, etiketi değil, devrimin kendisi olup çıkmalı Mayısa.

Zor mu? Değil. Bugün yaşanılan iki yüzlülükten, onursuz ve teslim olmuş bir hayatı sürdürmeye çalışmaktan daha zor değil.

Umutlar, belirsiz bir geleceğe erteleyerek bugünü doğru yaşayamazsınız. Bu belki vicdanımızı rahatlatır bir süre. Ama bugünü değiştirmeye, yarını kurmaya yetmez.

Sokağa, içimizi dökmek için çıkmamalı, kendimizi ve sokağı değiştirebilmek için çıkmalıyız artık. İşimizi, ekmeğimizi, sevdalarımızı kirletenlerden, çalanlardan, hayatlarımızı geri almalıyız. Göstermeliyiz, görmeliler, ‘o güzel insanlar, o güzel atlara binip gitmediler’ bu topraklardan. Buradalar, bu sokaklarda, bu alanlarda.

Yeter diyebilmeliyiz artık. Yeter!

1 Mayıs ‘77’yi yaşadı bu ülke. Deniz, Yusuf, Hüseyin darağacında son sözlerini değil, tamamlanmasını istedikleri şarkılarını söylediler. Kadir, Sinan, Alpaslan boşuna ölmedi Nurhak’ta.

Geriye sadece anıları mı kaldı? Ya kavga, ya direnmenin onuru? Yoldaşlığın, dayanışmanın, insan olabilmenin güzelliği? Mayıslar boşa yaşandı diyebilir misiniz? Boşa mı yaşandı?

Ruhu öldürülmüş, ruhunu satmış bezirgânlardan, gözlerindeki ışığı yitirmiş teslim olmuşlardan. Bu sorunun cevabını beklemeyin. Bu soruyu onlara da sormayın zaten anlamazlar. Verilebilecek bir cevapları da yoktur. Kendinize sorun bu soruyu. Ve sonra, 1 Mayısa bakın, 6 Mayısa bakın ve 18 Mayısa, 31 Mayısa. Verilmiş cevaplar bulacaksınız.
Ya çürümenin, -mideniz ne kadar kaldırıyorsa- bu düzene eklemlenerek teslim olmanın yanında olacaksınız ya da aynı cevabı daha güzlü bir biçimde haykıracaksınız; “biz, bize dayattığınız bu kokuşmuş hayatı red ediyoruz. Bir başka hayat var, insanca yaşanacak, kardeşçe paylaşılacak!”

Böyle başlamalı Mayısa. Hüzne değil, acıya değil, umuda, isyana kesmeli Mayıs. Oniki ayın adı olmalı Mayıs.

Ve Mayısın adı öfke olmalı, direnmek olmalı, isyan olmalı.
Ekmek olmalı, sevda olmalı, yoldaşlık olmalı.
Taktınız mı kızıl karanfilleri yakanıza, saçlarınıza?
Yere düşürmeyin, mayıs kızıl bir karanfil olmalı.
Devrim olmalı, Devrim olmalı, Devrim olmalı…

İ. HAKKI
RED Sayı 32, 2009

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol