“Halkımıza!..”

Solculuk hayatım boyunca yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadığımı söyleyerek başlayayım. Fakat bu süreçte kendini solcu olarak gören ve/veya gösteren ama en fazla sola zarar verenlerden çok çekmiş olduğumu da samimiyetinize sığınarak söyleyeyim.

Geride kalan süreçte Türkiye inanılmaz saçma bir hal aldı, daha ilginç olan ise kimi yukarıda andığım tarzdaki sol parti ve örgütler içinde de epey saçmalaşanların olması. Garip bir ikileme düştüm, memleket bu haldeyken soldaki saçmalıklarla uğraşmak boş iş gibi geliyor ama birilerinin de bunu yapması gerekiyor. Arkadaşlarımla konuştum, onların gerçek işlerini daha kolay yapmasını da sağlayacağından hareketle, sağ olsunlar, RED’de bana yer verdiler. Kendim ve benim gibi kendini çok saçma bir konumda hisseden herkes için yazmaya karar verdim. Özetle, işbu vesileyle karşınızdayım.

Bu “gerekçeli kararımı” açıkladıktan sonra, hızla konumuza girmek istiyorum. İlk yazı için başka bir konuda yazacaktım ama İstanbul seçimleri ve kendine ‘komünist’ sıfatını münasip gören malum partinin bir türlü anlaşılamayan seçim tavrı nedeniyle oradan başlayacağım.

Hemen belirtmek isterim: Arkadaşlar bu partiye ‘Resmi TKP’ deme işini iyi icat ettiler. Gerekçesi şurada izah ediliyor. Tekrar etmeyelim.

Bu arkadaşlarımız seçim tavrı açıklamış. Diyorlar ki:

“TKP’liler, 24 Haziran’da birçok kişinin huzursuz olduğu ama şu anda sesini çıkarmadığı bu mutabakata mahkum olunmadığını göstermek, seçimden sonra ortaya çıkacak tehlikeli gelişmelere hazırlanmak, gericiliği meşrulaştırma çabalarına ortak olmamak için sandığa gitmeyecektir. Bu bir boykot çağrısı değil, bir siyasi tutumdur. Partimiz, Türkiye’nin emekçi insanlarının bu siyasi tutuma 24 Haziran’dan itibaren daha fazla ihtiyaç duyacağı bilinciyle hareket etmektedir.”

Bu arkadaşların kendilerinden üçüncü çoğul şahıs olarak bahsettikleri “TKP’liler şöyle demektedir” üsluplarına bir çeşit mizahi hayranlık duyduğumu söyleyeyim. Yeri gelirse daha sonra bahsederiz. Konumuz seçim, Resmi TKP’nin seçim tavrından benim anladığım ise şu:

1. AKP ve CHP başta olmaz üzere, iktidar ve muhalefet bloğu bir mutabakata vardı. Mutabakat seçimdir. Biz bu mutabakata küstük. Küstüğümüzü göstermek için sandığa gitmeyeceğiz. Bu bir boykot çağrısı değildir. Nedir? Siyasi bir tutumdur. Biz böyle siyasi tutumlar alabilen değişik bir partiyiz. Sandığa gitmeyiz ama bu bizim küslüğümüzden kaynaklı siyasi bir şeydir. Size tavsiye etmiyoruz. Sizin aklınız böyle şeyleri almaz.”

2. Seçimden sonra tehlikeli gelişmeler ortaya çıkacak. Biz buna hazırlanıyoruz. Bu tehlikeli gelişmelerin neler olabileceğini ise size açıklamıyoruz. Buna nasıl hazırlandığımız ise sadece bizi ilgilendirir. Temsil ettiğimiz işçi sınıfının ve siz değerli halkımızın şimdi bu hazırlık işlerine kafa yormasına gerek yok. Tehlikeli gelişmeler ortaya çıktığında biz hazırlanmış olduğumuz için size söyleriz.”

3. Bizim sandığa gitmeme biçiminde koyacağımız ama kimseyi çağırmadığımız siyasi tutumumuza 24 Haziran’dan itibaren daha fazla ihtiyaç duyacağı bilinciyle hareket ediyoruz dedik ya, 24 Haziran’dan sonra sandığa gitmeme gibi bir siyasi tutuma herkes katılacak. Binaenaleyh 24 Haziran’dan sonra uzun bir süre sandık olmayacak. Halkımız da sandığa gitmeyecek. Bu hem siyasi bir tutum, hem de ciddi bir öngörüdür.”

Peki, sayın arkadaşım, siz bir önceki seçime niye girdiniz? Şöyle diyordunuz:

“Türkiye Komünist Partisi, Türkiye’de seçim platformunun soldan arındırılması için sürdürülen sistematik çabaları kendi açısından boşa çıkarmıştır. Seçimlerde giderek birbirine daha fazla benzeyen düzen partilerinin karşısına tamamen farklı hedefleri olan bir partinin çıkacak olması Türkiye’de umudun yeşermesi için büyük önem taşımaktadır.”

Şöyle de bitiyordu çağrınız:

“Tüm işçileri, emekçileri, aydınları düzen partilerinden kopmaya ve umudu güçlendirmeye çağırıyoruz.”

Ben bıktım arkadaşlar bu “Umudu yeşertelim, umudu güçlendirelim, umudu büyütelim” söylemlerinden. Bir türlü yeşermedi bu umut. Hiçbir sınıfsal karşılığı da yok. Laf bulamayınca “umut yeşertiyoruz”! Sanki parti binalarına Uganda çimi gibi umut ekilecek, sulayıp duracağız!

Lafı dağıtırım böyle, siz benim kusuruma bakmayın.

Üç ay önce “Türkiye’de seçim platformunun soldan arındırılmak isteniyor, biz seçime giriyoruz, bu çabaları boşa çıkardık” diyorsunuz, şimdi “Sandığa gitmiyoruz ama sizi de böyle bir şey yapmaya çağırmıyoruz. Biz tehlikeli gelişmelere hazırlandığımız için böyle bir şey yapıyoruz. Siz bize takmayın kafanızı” diye açıklama yapıyorsunuz.

Peki, ben geçen seçimde düzen partilerinden kopup size oy vermiş bir emekçiysem bana ne diyeceksiniz? “Seçim platformunun soldan arındırılması için sürdürülen sistematik çabaları boşa çıkartırken aniden sandığa küsme kararı aldık, seçim platformunu kendimizden arındırıyoruz” mu? Geçen seçimde “düzen dışı alternatif” yaratırken, bu seçimde “Yok size alternatif malternatif!” mi diyorsunuz?

Gerçi kendi parti üyeleriniz, hatta yöneticileriniz bile bu açıklamalarınıza uyup da sandığa gitmezlik yapmayacak. Mahalle küçük. Konuşuyoruz insanlarla.

O yüzden, böyle yukarıdan yukarıdan yaptığınız açıklamalar belki yazanlara iyi, üyelerinizin hayatla bağı olmayan kesimine hoş geliyordur. Ne bileyim, kendini zorlayıp bu ‘tutum’a ikna olmak isteyenler de çıkabilir ama kesin olan bunlar saçma laflar.

Tutarlılık diyorsanız, “seçim platformunun soldan arındırılması için sürdürülen sistematik çabaları boşa çıkartmaya” devam edersiniz. Azıcık tutarsızlık yapmayı göze alıyorsanız “Biz bu seçime girip AKP’nin ekmeğine yağ sürmek istemiyoruz. Sonuçta birkaç bin oy birkaç bin oydur” dersiniz. Yiğitliğe bir şey sürdürmeyelim diyorsanız da, susup oturursunuz. Böyle yapmadığınız zaman tek bir şey yapmış oluyorsunuz, solun ciddiyetini bu saçma açıklamalarla iyice zedeliyorsunuz.

Kendi yapmayıp devrimcilere akıl veren “akıl” ne kadar boş bir şey ise, kendi yaptığını halka, emekçilere “sen de bunu yapmalısın” diyemeyen “akıl” da o kadar boştur.

Devrimcilerde öyle anlar gelir ki kendi yaptığını en yakınındakine bile yaptıramayabilirsin, ama bunun için çaba harcamaya bile cesaret edemeyeni, tutum alırken ben sana bunu yap demiyorum vurgusuyla duyuranı ilk kez gördüğümüz de kayıtlara girsin.

Resmi TKP’nin Genel Sekreterbaşkanı Kemal Okuyan bir de açıklama yapmış, “TKP medya goygoyuyla yönetilecek bir parti değil” diyor. Pardon Kemal Bey de, siz partinizi ne “goygoyuyla” yönetiyorsunuz?

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here