Halk biziz ulan!

Kaybediyoruz çünkü: Onlar hâlâ ‘inanıyor’, biz inancımızı yitirdik!

  • SEDA ZOBAROĞLU

Aklın, mantığın tamamen askıya alındığı, vicdanın, onurun, erdemin; insanî değer olarak adlandırdığımız tüm kavramların anlamını yitirdiği, üzerimize boca edilen şuursuzluğa karşı kelimelerin tamamıyla kifayetsiz kaldığı çok anormal günlerden geçiyoruz.

AKP’nin ‘tek adam’ı  Şahsım Bey’in akıllara durgunluk veren ihtiras ve cüreti, 50’nin üzerinde askerimizin İdlib’te hayatını kaybetmesine neden olduktan sonra memleketimizi de tam bir fantastik film setine dönüştürdü.

“ÇOKLU KİŞİLİK BOZUKLUĞU HÜKÜMET SİSTEMİ”

‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ diye sunulup ‘Çoklu kişilik bozukluğu hükümet sistemi’ne dönüştüğüne tanık olduğumuz bu düzende şahit olduklarımız, gözümüze sokulmuş çoklu evren simülasyonugibi aklımızın sınırlarını zorluyor.

Öyle ki; “yerli ve milli dini inanç sahipleri” kişisel çıkarları uğruna sınır ötesinde cihatçı katillerle kol kola kurban ettikleri askerlerimizi biz halka ‘şehit’ diye yutturmaya çalışıyor, daha çok kurban verileceğini ‘muştuluyor’, kısırlı-börekli altın günü tadında toplantılarda “Bilmem kim hanıma geçenlerde dediydim ki” diye başlayan acayip konuşmalar, kahkahalar eşliğinde çılgınca alkışlanarak destek buluyor.

‘ULUSAL GÜVENLİK SORUNU’ VE ŞEN KASAPLAR

Öte yanda ise ‘yerli ve milli’ hükümetin ‘teröristler’le işbirliği yapmakla suçlayıp ‘ulusal güvenlik sorunu’ ilan ettiği, bu kahkaha dolu garip ‘taziye muhabbeti’ karşısında gerçekten donup kalmış, gözleri dolmuş, boğazı düğümlenmiş, hatta kanı çekilmiş bir halde kameralar karşısında isyanını dile getirmeye çalışan ana muhalefet lideri var.

Her şey o kadar saçma ki; dindar ‘Şen Kasaplar’ çok yerli ve milli ama 40 senedir Türk askeriyle dağlarda çarpıştırılan örgütün işbirlikçisi olarak teröristlikle suçlanan bir diğer partinin siyasileri bile erlerimizin ölümüne bunlardan çok daha fazla üzüntü ifade eden taziye mesajı yayınlıyor.

Bu arada Suriye’de içine saplandığımız bataklıktan çıkmanın yolunun uzlaşma ve diplomasi olduğunu bu ‘çok sivil hükümet’e ekranlardan izah etmeye çalışanlar da inanmazsınız ama ‘emekli darbeci generaller’, ‘burnu Kaf Dağı’ndaki monşerler’, ‘vesayetçi Kemalistler’, önüne gelen her tür örgüt üyesi ilan edilmekten nasibini almış garibim halkınısever solcular oluyor!

‘Kahraman ordumuz’ Şen Kasaplar’a ait ama “yahu ölmediler, yer değiştirdiler” diyen yerli ve milli yandaşlar düğün havasında, ölen askere kahrolan, gerçekten acı çekenler ise ‘terörist’ denilerek çekmedik çilesi bırakılmamış vatandaş bu arada.

Askeri ölüme gönderen ‘Şen Kasaplar” yerli ve milli ama yandaşların “şehit cenazesine gitmeye kalkıştığı için İçişleri Bakanı’ndan ‘vur emri’ verilmesini” istediği kişiboğazı düğümlenmiş ana muhalefet lideri…

BU ŞUURSUZLUĞUN DİBİ YOK!

Bu acayipliğin, şuursuzluğun ve kötülüğün dibi yok; olacak gibi de görünmüyor.

Ve görünen o ki bu kafaya doğruları izah etmeye çalışmanın, yol göstermenin, yanlıştan dönmesini umut etmenin hiçbir faydası yok.

Vazgeçecek değiliz ama kötülük ve ahlaksızlıklarını internet siteleri ve sosyal medya aracılığıyla sergilemenin etkisi de bir yere kadar.

Peki elindeki her tür asker, polis, yargı, iftira ve karalama kampanyası  gücüyle bizleri esir alıp hareketsiz bırakan bu ablukayı nasıl dağıtacağız? Ve esas önemlisi; din bezirganlığıyla iktidara gelip halihazırda bir garip ‘inanç’ sömürüsüyle varlığını sürdürüp hayatımızı zindan eden bu örümcek kafaya  karşı aklın galip gelmesini nasıl sağlayacağız?

Bunu anlamak için bu şirazesinden çıkmış ‘din ve inanç’ tüccarlarının bu kadar kötü ve akıldışı davranırken nasıl sürekli kazandıklarına baktım:

BUNLARIN ‘DAVASI VE İNANCI’ MESELESİ

Hintli bir felsefe öğretmeni ‘inançlı’ insanların dilek ve isteklerinin gerçekleşme ihtimalinin neden ‘inançsız’lara,  daha doğrusu akıl ve mantığa göre hareket edenlere oranla daha yüksek olduğunu mealen şu şekilde anlatıyordu:

‘İnançlı’ insan bir şeyi ister, bu istediği şeyi elde etmesi halinde neler olabileceğini; önünü arkasını, sonucunu düşünmez. Sadece ister. Tanrı’ya, “nasıl yaparsın bilmiyorum ama yap” der.

İşte bu sarsılmaz inanç, evrenin yasalarını harekete geçirir. Veya bu sarsılmaz inançla kazanmaya öyle odaklanır ki bu insan; hedefine ulaşır. ‘İnançsız’ veya akla-mantığa uygun düşünen insan ise hedefini gerçekleştirmeye çalışırken önündeki riskleri, engelleri düşünür. Kafasında oluşturduğu bu engeller de ulaşmak istediği yoldaki hareket kabiliyetini azaltır, amacına ulaşmasına  set çeker.

ESAS DAVA DA BİZİMKİ, OLMASI GEREKEN İNANÇ DA

Şimdi lütfen sakin olalım; tabii ki burada “haydin Tanrı’ya inanalım, yogi olup uçalım, şu solu da memlekete getirelim” türünden bir manyaklıktan söz etmiyorum.

Din bezirganlarının sarsılmaz bir inançla ‘dava’ dedikleri deli saçması kötülüğü üstümüze boca ederek nasıl kazandıklarını anlamaya çalışıyorum. Şimdi sadede geleyim:

Evet arkadaşlar, biz akıl-mantık sahipleri, inancımızı kaybettik. Kimse kusura bakmasın ama kahramanlık türkülerini bir kenara bırakıp kendimize olan inancımızı yitirdiğimizi kabul edelim. Sözüm en başta ana muhalefet partisi olmak üzere hepimize:

Bakın sevgili Kılçdaroğlu ile kurmayları ve ittifak bileşenleri!

Artık bu halk denen şeyin hepimiz dışında AKP’nin beslediği, ‘Reis’lerinden gayrı yaşamda kalabilme kabiliyeti olmadığını düşünen kemikleşmiş asalaklar sürüsü olduğunu sanmaktan vazgeçin.

Bu asalaklar sürüsünün dini duyguları sömürerek, iftira kampanyaları düzenleyip ‘şehit edebiyatı’ yaparak  memleketimizi emperyalist güçlere peşkeş çekmesine izin vermeyin.

“Halkın tepkisi ne olur?” diye korkup artık hiçbir işlevi olmayan TBMM adına yayımlanan abuk sabuk bildirilere imza atmayın.

Bu asalaklar sürüsünün gazına ve üzerinizde yarattığı korkuya kapılıp attığınız o imzaları geri çekin. Bu ‘Çoklu Kişilik Bozukluğu Hükümet Sistemi’ni yıkmak istiyor ve bu memleketi kurtaran kişiler arasında yer almak istiyorsanız cesur olun.

Bu AKP iktidarının olmayan abuk sabuk değer ve davaları  yerine evrensel insan hakları müessesesine birazcık inancınız varsa hükümetin kuklası olduğunuzu ve vergilerimizle ödediğimiz maaşlarınızı kaybetme endişesi taşıdığınızı düşünmemize neden olacak işbirliklerinden vazgeçin.

İşte o zaman gerçek halkın desteğinin büyüyerek arkanızdan geleceğini bilin!

Hem korkmayın işsiz kalınca intihar etmezse, ölmüyor insan emin olun…

VE BİZLER; SOLCU ‘EMEKSEVERLER’

Ve bizler; hiçbir partiye mensup olmayan bağımsız birey ve solcu ‘emekseverler’!

Peki biz ne yaptık?

En başta halk dediğimiz şeyin kendimiz olduğunu unuttuk!

“Halk ekonomik zorluklardan acı çekiyor, intihar ediyor” diye sosyal medyadan yandırana kadar intihar noktasına gelen vatandaşı bu memlekette yalnız olmadığına ikna edemedik!

Bu acıyı çekenin bir tek kendisi olmadığını o insanlara gösteremedik.

Birlikolamadık, beraber olamadık.

“Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez” dedik ama biz de o halkı kendi dışımızda bir varlık sanmaya başladığımız, aslında  kendimiz olduğunu unuttuğumuz için örgütlenemedik: İşin özü; hazır para varken slogan attıktan sonra bira içmeye gittik!

(“Ben öyle yapmadım” demeye kalkmayın;  öyle böyle siz de yaptınız, bunu da kabul edin!)

Ve nihayet, maceramızın sonuna geldik.

SONUÇ: HALK BİZİZ ULAN!

Şimdi ne mi yapalım?

Bizim silahımız kurşunumuzyok!

Tek silahımız şimdilik AKP’nin kullandığı inanç.

Onlardan farklı olarak bizi her tür kötülüğe karşı dimdik ayakta tutacak iyilikten, doğruluktan, gerçeklikten vazgeçmememiz gerektiğine dair olan inanç. Çünkü başarabileceğimize, kıçı kırık bir TV kanalının aklı başında bir muhabirinin sorduğu aklı selim sorulara cevap veremeyip 11 saniye kameralar karşısında paralize olan bu iktidar unsurunu ancak bu şekilde  sarsılmaz bir inanç ve dirençle yenebiliriz.

Hintli felsefe öğretmeninin dediği gibi; ama belki de bu kez biz onların rolünü ‘çalarak’:

Önünü arkasını, riskini, tehlikesini, sonucunu düşünmeden; salt inançla kuşanarak: Adalete, doğruya, gerçeğe inanarak, cesaretle…

“Halk olan bizi ulan, ötesi yok” diyerek.

Ama hep beraber…

 

 

Son Haberler

Maradona: Devrimci mi, serseri mi?

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğimiz gibi, Maradona’nın hakkını Maradona’ya vermek ve bu koşullarda, “serseri olduğu gibi devrimciydi de” demek lazım. YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Futbol dünyasından bir...

‘Medeniyet’in rezilliği!

Danimarka milyonlarca vizonu, koronavirüs mutasyonu endişesi ile katletti. Hayvanların cesetleri, gömüldükleri toplu mezardan fırladı!.. RED haber - Danimarka bir vahşet skandalıyla sarsılıyor. Milyonlarca vizon öldürüldü,...

Sıra dünyayı kandırmaya geldi

Türkiye Medrano Sirki'ne döndü. Vaka sayıları bir anda on binlere yükseltildi. Dün dünyayı "vaka yok" diye kandırmaya çalışan AKP iktidarı şimdi "vaka çok" demeye...

Yavru Arınç ‘reisçi’ çıktı

Bülent Arınç’ın AKP İstanbul Milletvekili olan oğlu Ahmet Mücahit Arınç, babasının istifasıyla sonuçlanan kriz sonrası açıklama yaparak, "Benim kabem Tayyip'tir" demeye getirdi... RED haber -...

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...