Haklı çıkmanın üzüntüsü…

2023’te trafik kazası ölüm sayılarını indireceksiniz diye emir geldiği için TÜİK harıl harıl bu yönde çalışıyor ve kimse inanmasa da bu rakamlara gidilecek.

  • T. AKMAN

Bu uzun aranın sebebini merak eden yoktur eminim ama özetle geriye dönük yazdıklarımı tekrar tekrar okuyunca, dediğim hemen her şeyin birebir doğru çıkmış olmasının ağırlığı ve üzüntüsü ile artık çok fazla yazmak istemiyorum.

Başından beri sadece gerçekleri yazdım, halen gerçeklerle devam etmek istiyorum ve önümüz ne yazık ki çok karanlık. Moral bozmamaya çalışarak devam etmeyi deniyorum.

5 Ekim’de İstanbul’da üşümeden denize girip güneşlenmenin mümkün olduğu yakın bir sene hatırlamıyorum, ancak inanın havaların bu kadar iyi gitmesi evrenin insanlığa bir lütfu ve son uyarısı:

“Tedbirinizi alın, çok yakında kapalı alanlarda sıkışmaya mecbur kalacaksınız. Ancak kesinlikle kışa hazır değilsiniz, size birkaç hafta daha veriyorum, yoksa topluca telef olacaksınız.”

Ama dinleyen kim!

Sağ olsun başımızda dünyanın kıskandığı bir lider, sözcüsü olarak da salgınla değil sadece salgının nasıl algılandığı ile ilgilenen ve ağzından çıkan her sayının yalan olduğunu kendi ağzıyla açık açık itiraf etmiş olan bir Sağlık Bakanı var. Ticari sır nihayetinde, ulusal güvenlik, beka, vs.

Bugün virüsten bahsetmeyelim, yalanlar, kahrolası yalanlar, istatistikler ve algıdan bahsedelim. Bilgilerin çoğu 2019-2023 tarihleri için 2018’de hazırlanmış olan 11. Kalkınma Planı içerisindeki Karayolu Trafik Güvenliği dokümanından alınmıştır.

Yakın geçmişe baktığımızda, 1985’te, henüz nüfusumuz 52 milyon iken Türkiye’de karayollarında yalnızca 2,4 milyon araç seyrediyordu. Türkiye’de yol güvenliği genel olarak rezaletti, ancak araç sahibi olmak 80 sonrası hükümetler tarafından bir zenginlik göstergesi olarak özendirilmiş ve yollardaki araç sayıları hızla artmaya başlamıştı.

Tedbirlerin, eğitimin ve yolların gelişmemesi sonucu trafik kontrolden çıkmaya başlamış ve çileye dönüşmüştü, tabii ki trafik kazaları da ağır maddi manevi sonuçlar doğuruyordu.

Algı hükümeti 2002’de göreve geldiğinde yıllık 440 bin trafik kazasının 66 bininde yaralanma ya da ölüm vardı ancak bu verileri sadece gazeteler arada veriyordu, internet erişimi öncesinde zaten bu tür verileri kovalamak mümkün değildi.

Halkın genel algısına göre iki bayramda biner kişiden yılda 10 bin kişiyi kaybediyorduk ama gerçek vefat rakamlarını pek bilen yoktu. Sonrasında tipik bir TÜİK eksenli algı yönetimi çalışması başladı. Bu tablolara göre, 2002’de, genel kanının aksine sadece 116 bin yaralı, 4 bin vefat vardı. Zira vefat sayıları sadece kaza anında ölenleri yansıtıyordu; kazadan 1 saat sonra hastanede ölürseniz bile trafik kazasında ölmüş sayılmıyordunuz.

Kimse inanmasa da “her koyun kendi bacağından” ülkesinde bu tür işler sorun ya da konu olmuyordu. Türkiye’nin her yerine gerekli gereksiz yol yaparak beton ve asfalt rantı üzerinden ekonomik kalkınma yaratacağı hayalini ülkeye satan yeni hükümet için bu iyi bir haberdi. Hatta bugünkü durumun ana temeli bile olabilirdi.

Yapılacak yolların ve getireceği rantın sorgulanmasının karşısına istatistikleri dikersek iyi bir şey yapıyoruz algısı kurgulandı. Bu politikaların etkisinde bugüne gelindiğinde nüfusumuz 83 milyona çıkarken, trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı 24 milyona yükseldi. Kaza sayısı da doğal olarak 1,2 milyona çıkarken, yaralanmalı kaza sayısı 180 bine, yaralı sayısı da 300 bine çıktı.

Buraya kadar güzel. Peki ölü sayısı ne oldu?

Onun da kabaca aynı çizgilerde 2,5-3 katına çıkmasını beklemek normaldir, değil mi? Burası Türkiye dostum! 2002 ölçüm standartlarına göre ölü sayımız 2019’da 2 bin 500’e düştü!

Evet yollar genişledi, arabalar daha güvenli hale geldi, o oldu bu oldu ama hem de kaza ve yaralanan sayıları üç katına çıkarken ölü sayılarının bu şekilde düşmesi dünyaya paralel olmalı değil mi?

Olur mu? Biz her konuda olduğu gibi özeliz.

Peki arada neler oldu; biraz geriye gidelim…

Algı operasyonları her alanda son hız devam ederken, AB uyum kriterlerindeki trafik kazası raporlamasının doğru yapılmadığı bize defalarca iletildi ama ipleyen olmadı. Birkaç hesaplama yönteminden Avrupa’nın tercih ettiği milyar taşıt-kilometreye düşen yıllık ölü sayısı ile, kabul ettiği milyon nüfus başına ölüm sayıları başlıca karşılaştırma kriterleridir.

Türkiye’nin her iki ölçümde de rakamları istenen düzeylerin çok üzerinde olduğu için görev yine Excel tablocu arkadaşlara düştü ve rakamlar derhal istenilen yere getirildi. Sonra bir AB gözlemcisi DSÖ ile birlikte dış mihraklık yaparak “yav arkadaş, kaza yerinde hemen ölmeyen ama üç gün sonra hastanede ölen adam nasıl kaza kurbanı sayılmaz; hemen düzeltin bunu” diye ısrarcı olunca 2014’te mis gibi 3 bin 524’e inmiş olan ölü sayısı 2015’te birden 7 bin 530’a fırladı.

Sadece kazadan sonraki 30 gün içinde ölenler listeye dahil olsa da AB için “şimdilik” yeterli bir gelişmeydi, bunun devamının getirilmesi ve rakamların geriye doğru düzeltilmesini istese de cevap alamayan Avrupa bizden toptan ümidi kesince, daha sert bir Excel operasyonu ile ölümlü ve yaralanmalı kaza sayıları artmaya devam ettiği halde toplam ölü sayıları yeni kriterlere rağmen dört yıl sonunda 5 bin 473’e kadar indirildi.

Bu yıl Ağustos ayı sonu itibarı ile olay yerinde ölümlerde henüz 1,450’deyiz, bunu geçen seneyle enterpole edersek toplamda yıllık 3 bin ölümden bahsediyoruz ki 1985’ten beri bırakın bu tür oranları, rakamları bile görmedik.

Bayramları ve en kötü ay olan Ağustos’u atlattığımıza göre de yıl sonunda kesinlikle rekora koşuyoruz demektir!

Oysa değişen bir şey olmadı, sadece algı yönetiliyor. Şimdi Kalkınma Planı raporundan bir alıntı yapalım:

“Motorizasyon talebi ve nüfus artış eğilimlerine ek olarak, yük ve yolcu taşımacılığının büyük bir kısmının karayolu vasıtasıyla gerçekleşiyor olması ve şehirlerarası yolcu ve yük taşımacılığında karayolu ulaştırmasına ağırlık veren politikalar yol güvenliği problemini de beraberinde getirmiştir. 2016 yılında sadece Karayolları Genel Müdürlüğü yol ağında 119 bin 671 milyon taşıt-kilometre yol gidilmiş olup 1 milyon 182 bin 491 kaza sonucunda 7 bin 300 kişi hayatını kaybetmiş ve 303 bin 812 kişi de yaralanmıştır. Türkiye’de 100 bin kişiye düşen trafik kaza sayısı, kurucu üyesi olduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) üye ülkelerin tamamına ilaveten, 20 ülkenin de dâhil edildiği 54 ülkelik örnek kümesi ile mukayese edildiğinde; 2007-2016 yılları arasındaki dönemde 53 ülkelik örnek kümede yüzde 22’lik bir düşme eğilimi meydana gelmiş iken, Türkiye’de ise yüzde 52’lik bir artış eğilimi meydana gelmiştir (TÜİK, 2018). Savunmasız yol kullanıcısı türü olarak tanımlanan yayalara, engellilere ve bisikletlilere güvenli hareketlilik altyapısı sunan sürdürülebilir ulaşım sisteminden uzak kent içi ulaşım planlama yaklaşımları, yol güvenliği problemini tüm vatandaşlar için en büyük tehlikelerden biri haline getirmiştir. Bunun sonucunda Avrupa Birliği ülkelerinde meydana gelen yaya ölümleri ile Türkiye’deki yaya ölümleri arasındaki eğilim incelendiğinde Avrupa Birliği üye ülkelerinde 2010-2015 yılları arası meydana gelen yaya ölümlerinde yaklaşık yüzde 11’lik bir azalma meydana geldiği görülürken (EC, 2016), Türkiye’de sadece 2013-2015 yılları arasında yaya ölümlerinde yüzde 162’lik artış olduğu görülmüştür (TÜİK, 2016).”

Daha söze gerek var mı?

Devletin kendi raporu bu.

Peki bu trendleri düşürecek ne yaptık?

En güvenilir karşılaştırma ölçütü olarak kullanabileceğimiz ve ülkemizin düzenli ve dürüstçe açıklamadığı en değerli veri olan milyar taşıt-kilometreye düşen yıllık ölü sayısına bakıldığında ise, Türkiye’de bu değer, dünya lideri Zimbabwe’nin hemen dibinde, 66,5 iken İngiltere’de 3,4, Fransa’da 5,8, Almanya’da 4,2 ve nihayet dünyada kişi başına taşıt sayısı lideri ABD için 7,3…

2023’te bunu 10’un altına indireceksiniz diye emir geldiği için TÜİK harıl harıl bu yönde çalışıyor ve kimse inanmasa da bu rakamlara gidilecek.

Raporda öyle grafikler var ki hepsini tek tek paylaşmak isterdim ama inanın moraliniz iyice bozulur. Sonuç değişmiyor; Türkiye’de trafik çok büyük bir problem ancak öyle bir algı operasyonu yönetiliyor ki sanırsınız artık çok az kaza oluyor ve olan kazalar o kadar nadir ki tüm haber bültenlerinde tek kazanın görüntüleri saatlerce tekrar tekrar gösteriliyor.

Her akşam saatlerce o iğrenç turkuaz tabloya baktığımız gibi, dehşet verici bir kaza haberi tüm çıplaklığı ile çığırtkan spiker bozuntuları üzerinden gözümüze sokuluyor ve magazinleştirilen kazaların algısı da aynen CoVID-19 gibi “senden benden uzak” olduğu için o kan dondurucu görüntüler hiç kimseyi ertesi sabah beyinsizce araba kullanmaktan alıkoyamıyor.

Oysa bugün bile Türkiye’de en az 4 bin kaza olacak, 20 kişi hemen 20 kişi önümüzdeki günlerde ya da aylarda vefat edecek, 800 kişi de yaralanacak ve bunların önemli bir kısmı ömür boyu etkilenecek.

Keza bugün en az 20 bin kişi korona virüse yakalanacak, yüzlerce kişi virüsten ölecek, binlerce kişi (tabloda açıklanan rakama yakın) hayat boyu kurtulamayacağı rahatsızlıklara mahkûm edilecek.

Ancak trafikte, ekonomide ve hayatımızın önemli her anında kullanılan algı yönetimi o kadar yoğun ki, beyin uyuşması geçiren toplumumuzda giderek azalan sayıda insan virüsle hakkıyla mücadele ediyor. Bu nedenle de günlük vaka sayılarının 6 basamaklı sayılarla ifade edilebileceği günlere doğru ilerliyor olabiliriz.

Virüsle mücadelede de ilk savunma hattımız bizde tümüyle yok edilen ya da göz ardı edilen eğitim. İnsanlar maskeyi polis ve ceza korkusu ile ya da biri söylediği için değil, neden taktığını bilerek takmadıkça, mesafeleri korumadıkça ve aşı ile hastanelere bel bağladıkça bu işin normalden çok daha kötüye gideceğini ve binlerce insanın boş yere öleceğine inanıyorum. Umarım bir kez olsun yanılıyorumdur.

Aynı tek kullanımlık maskeyi, koluna, çenesine, burun altına takıp günlerce kullanmaya devam eden toplumda başka bir beklenti gerçekten mümkün olamaz.

Maskelerini çok temiz kullanan bir insan, toplu taşıma ile işe gidiyorsa günde en az 4 adet maskeye ihtiyaç duyacaktır. Sabah yolda, öğleden önce ofiste, öğleden sonra ofiste ve akşam geri dönerken. Bir tam günü tek kullanımlık bir tek maske ile geçirmek mümkün değildir. O maskenin koruyuculuğu kola takılı bir maskeden çok farklı olamaz.

Kaldı ki bizde tül perdeden daha havadar maskelerin satılmasına izin verildiği ve bu konuda bir kontrol mekanizması olmadığı için kullanılan maskeler zaten şüpheli; sürekli aynı maskenin kullanılması işi hepten mucizelere bırakıyor.

Tekrar tekrar uyarıyorum; önümüzdeki haftadan itibaren sonbahar etkisini hissettirecek ve açık hava sefası çoğumuz için sona erecek.

Dünyada virüs ile savaşmak için insanların aklına tedbirler kolaylaştırılarak sokulmaya çalışılırken, bunun için sloganlar ve kısaltmalar icat ediliyor; en yaygınları İngilizce olan “kaçınılması gereken 3C” ile “yapılması gereken 3W” kısaltmaları.

İlkini “kaçınılması gereken 3K” olarak çevirebiliriz belki: Kapalı alan, karşı karşıya konuşma, kalabalıklar.

Diğeri için “yapılması gereken 3M” deneyebiliriz: Mesafe, Maske, teMizlik.

3K ve 3M hayat kurtarır. Aşı ve hastaneler bunları uygulamayanları hayata döndürmeye çalışan son savunma hattı. Ama işiniz hastaneye düşerse hayat boyu yaşanacak hastalıklara hazır olmanız gerektiğini unutmayın. En azından bu kış “normalleşmeyi” unutun ve evinizde oturun. Lütfen…

Yazımızı, 9 yıl önce yaşamını yitiren büyük vizyoner Steve Jobs’ı iki söylemiyle anarak bitirelim:

17 yaşındayken şuna benzer bir şey okuduğumu hatırlıyorum: “Her günü son gününüzmüş gibi yaşarsanız, bir gün mutlaka haklı çıkarsınız.” Bu söz beni çok etkiledi ve geçen 33 yıl boyunca her sabah aynaya bakıp kendime şu soruyu sordum: “Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapacağım şeyi yapmak ister miydim?”” ve “Dünyayı değiştirebilenler ancak bunu yapabileceklerini düşünecek kadar çılgın olan insanlardır.”

Steven P. Jobs (24 Şubat 1955 – 5 Ekim 2011)

Son Haberler

“Ya canımızı alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!”

Karaman Ermenek’te ödenmeyen maaş ve tazminat hakları için Ankara^’ya yürüyüş başlatan maden işçilerinin direnişi büyüyor. İşçiler haykırıyor: Ölmek var, dönmek yok! RED Haber - Soma’dan...

İstanbul’da müthiş “çay keyfi”!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul’da pandeminin ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Veriler, ülkeyi “şirket gibi” yöneteceğini iddia eden iktidarın “çayları bile şirketten"...

İskenderun’da çatışma ve patlama

Hatay İskenderun'da kent merkezinde şüpheli iki şahıstan biri kendini patlattı, diğerinin ise polis tarafından öldürüldü. Şüphelilerin kimlikleri henüz belli değil. RED haber - İskenderun kent merkezindeki...

“Avrupa’yı dürbünle görürsünüz!..”

Avusturya ve İtalya'dan Tayyip Erdoğan'a sert tepki geldi: "Hakaret etmeden konuş, ortak dünyamızdan iyice uzaklaştınız..." RED haber - Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...

‘Canlı bombalar’ geri mi döndü?

Hatay'ın İskenderun ilçesinde büyük bir patlama gerçekleşti. Bir 'canlı bomba'nın kendisini patlattığı öne sürülüyor. RED haber - İskenderun kent merkezindeki Fener Caddesi’nde bu akşam büyük...